Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '11

 
Kategori
Mizah
 

Naber?

Naber?
 

Sakız Ağacı


Selamlar.

Lütfen artık uzun olan saçını kestiren adama "Yüzün gözün açılmış" ya da "Adama benzemişsin" demeyin. Güzel cümleler değil ki oğlum bunlar, hakaret gibi. Hele "adama benzemişsin"... "benzemişsin" bi de yani. Yani bunu söyleyen sana diyor ki "Eskiden adamlıkla hiç bir alakan yoktu, şimdi biraz benzemişsin. Kaybol gözümün önünden şimdi."

Facebook'ta profilinde virüsümsü bir şey olan ve kendi kendine profile gelen bir ürün fotoğrafı ve üzerinde "arkadaşlar ben denedim mükemmel sonuç verdii kesinlikle deneyinnnn!!! ;)" gibi yazılar olan adam da sanki ensesine silah dayanıp reklam yaptırılan adam gibi. Kurtarılmayı bekliyor. Gözleri nemli.

Üzerindeki veya üzerinde olması da gerekmez, sahip olduğu herhangi bir şey bir arkadaşı tarafından istendiğinde "hediye abi yaa, hediye olmasa tamam" diyen adam, küçükken de arkadaşıyla şaka yollu kavga ederken arkadaşından zopayı yiyeceğini anlayınca "ahhh orası ameliyatlı yerimdi olum yaaa.. ne biçim acıttın.." diyen adamdır.

Şimdi sizinle kendi kullandığım "mutluluk verici fıstık yeme yöntemi"ni paylaşacağım kadim dostlarım. Fıstığı kaseye dolduruyoruz ama sadece bir kase kullanıyoruz. Yani kabuklarını atmak için başka kase almıyoruz. Sonra fıstıkları soyup kabuğunu aynı tabağa atıyoruz ve o şekilde yiyoruz. Bir süre sonra kasenin içinde bir sürü fıstık kabuğu oluyor. Yani tabak böyle sırf kırmızı görünüyor, hani o fıstığın kabuğunun rengi. Sonra fıstıkları yemeye devam etmek için parmağımızla kabukların içinde arıyoruz, soyulmamış olanları bulup yiyoruz. Daha da sonra ise tabak sadece kabuktan ibaret gibi görünüyor. Artık yenmemiş fıstık bulmak zor gibi. Ama parmağımızla araştırdığımızda bir fıstık denk geliyor ve mutlu oluyoruz. Sonra "artık bitmiştir herhalde" diye umutsuz şekilde parmağımızı gezdirirken bir bakıyoruz hoop bir tane daha. Sonra başka bulamıyoruz ve kaseyi bir kenara koyuyoruz. Bir süre sonra kaseyle tekrar yolumuz kesiştiğinde bir bakıyoruz dibinde yarım fıstık var. Allaaahh. Hemen neşemiz yerine geliyor. Günümüz güzelleşiyor. O anda da kapı çalmasın mı? Kapıyı açıp gelen postacının koluna giriyoruz ve "hayaaat seviince güzeeel" diye şarkı söylüyoruz.

Facebook ne acayip lan hakikaten. John Lennon'a diklenen adam gördüm ben Facebook'ta. Birisi, John Lennon'a ait olan şu sözü yazmış: "Hayat; sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir.". Ve bir arkadaşı da yorum yapmış "Bu herif mi çözmüş yani hayatı?!" diye. Yani John Lennon karşısında olsa "el kol yapma" falan diyecek adam.

Hani mesela sen Bursa'dan Antalya'ya gidiyorsun da cam kenarı sevdiğin halde koridora bilet bulabilmişsin, hani otobüse binice bir sıkıntı, mutsuzluk çöker de üstüne, hani daha Kütahya'ya gelmişken yanındaki adam iner de yanın boş kalır ya... Mutluluk... Cam kenarına geçersin, işkence gibi başlayan yolculuğun devamında keyif yapan gülü gibisin dağda kırda bayırda...

*Ulan şu reklamda şive yapmaya çalışıp beceremeyerek "Dişinge de bakar falınga da, sakız ağacınga da" diyen adamın konuşması ne itici oluyor arkadaş. Abarta abarta. Hay dişine de, falına da, sakız ağacına da!...

Bir de başka bir reklam var, elbisesi diyo, bembeyaz, yeni galiba diyo, o da diyo ki yok diyo yeni değil diyo, bu diyo bu elbiseyi üstünden çıkarmıyo diyo, hadi canım, inanmam, inanırsın falan derken kadın geliyo çantadan hayvan gibi şişeyi çıkarıp ben diyo bunu perwoll ile yıkıyorum diyo. Ulan kadın o şişeyle mi geziyorsun çantanda? Perwoll'le yıkıyorum deseydin biz zaten inanırdık, kanıt olsun diye koskoca şeyi çantanda taşıma, kendine yazık.

Bu gerçeği açıklamak için çok düşündüm ama artık kararım kesin. Açıklıyorum: soğuk kokusu diye bir koku var. Evet var bu. Kış gününde dışarıdan gelen adamın üzerinde var. Karlı havada eve gelip bir kenara attığınız montunuzun üzerinde var.

Oğlum çok şanslıyız lan. Dünyanın dörtte üçü su. Yani dünyaya gelmeden önce bunu öğrensek deriz ki "Büyük ihtimalle ben denize doğacağım. Yani olasılık bunu gerektiriyor. Öyleyse ben eğer denize doğarsam, boğulmasam bile açlıktan falan ölürüm." deriz. Ama bir doğuyorsun hoop karada. Şansa bak.

Ulan ben küçükken böyle bir yerim kesilince, yara olunca falan kendimi büyük badireler atlatmış, maceralar yaşamış gibi hissediyordum. Mesela kolumda bir sargı olmasını istediğimi hatırlıyorum. Ne manyak kafa lan. Hatta bir keresinde karanlık bir odada televizyonun fişini takarken elim böyle hafif acır gibi oldu, hemen "ulan yoksa elektrik mi çarptı lan bana? inşallah elektrik çarpmıştır yaa, Allah'ım nolur elektrik çarpmış olsun" falan diye düşünmeye başlamıştım. Sonra hemen aynanın karşısına koştum, belki saçlarım da böyle filmlerdeki gibi dik dik olmuştur falan diye ama hiç bir şey yoktu.

Görüşmek dileğiynen. 

 
Toplam blog
: 13
: 511
Kayıt tarihi
: 23.05.09
 
 

Yuvarlanıp gidiyor. ..