​ Napoli ve Pompei / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Napoli ve Pompei

Napoli ve Pompei
 

Napoli’nin curcunalı görüntüsü, dar sokakları, yüksek sesle dolaşan insanları, şöööyle denize karşı duruşu, bir nebze de olsa kendimizi memlekette hissetmemizi sağlıyor. Sanırım Akdeniz insanı olmanın ortaklığını taşıyoruz onlarla. Yalnız bir fark var ki belirtmeden geçemem; trafikte seyrederken, farı kırık, arkası, kenarları vuruk, kaportası dağılmış arabalar göreceksiniz. Yolları dar olduğu için kırılan, vurulan kısmı tamir ettirmiyorlar. “Nasıl olsa yine olacak” diye… Öyle ufak tefek çarpışmaları falan adamdan sayıp da arabadan bile inmiyorlar.

Görmenizi önereceğimiz yerlere geçmeden, deniz manzaralı mekalardan gelen buram buram kahve kokusuna karşı koyabileceğinizi sanmıyorum. Önce kahvenin ve manzaranın tadını çıkarın. Şehrin içine dalmadan önce şu insanın içini burkan POMPEİ’yi görmek daha mantıklı. Çünkü orayı gördükten sonra kendinizi toparlayabilmeniz adına şehrin renkli havasına ihtiyacınız olacak.

Napoli’den Pompei’ye yol alırken gözünüz bayram edecek. Zira yüksekliğe tırmandıkça, aşağıda kalan şehrin ve denizin manzarası çok keyif verici. Bu keyif hali Pompei’ye yaklaştıkça siliniyor. MS 79 yılının ağustosunda Vezüv Yanardağı’ndan dumanlar yükselmeye başlar. Patlama olacağını anlayan insanlar kaçmaya başlarlar. Fakat patlama çok acımasızdır. Deniz yoluyla kaçmaya çalışanlar bile büyük dalgalarla lavlara geri sürüklenmişlerdir. Bu felaket Pompei’yi haritadan silmiştir. Dünyanın her yerinden buradaki açık hava müzesine akın ediyor insanlar. Ama Vezüv Yanardağı hala aktif. En son 1944’te harekete geçti. Oraları gezerken aynı kaderi paylaşma ihtimali ürkütücü.

Arabalarla belli bir noktaya gelip, daha sonra yürüyerek ulaşıyorsunuz Pompei’ye. Bu nedenle rahat ayakkabı giymeniz önerilir. Yol boyunca cam işçiliği örnekleri başta olmak üzere bir sürü hediyeliklerle karşılaşıyorsunuz. Talihsiz yere geldiğinizde ayaklarınız Arnavut kaldırımlarına basıyor. Şehrin yıkık binaları, tiyatrosu, fırını, çarşısı harabe şeklinde değiyor gözlerinize. En iç yakan kısmı ise taşlaşmış insan cesetleri… Her biri , ansızın gelen felakete dur dercesine donmuşlar. Şehir belli bir refah seviyesindeyken siliniyor haritadan. Zengin evleri babında tanıtılan evler dikkatimi çekmişti bir yönüyle. Evlerin ortasında sığ havuzlar vardı. Havuzun büyüklüğüne yakın tavanda açıklık vardı. Meğer yağmur suyu biriktirmek içinmiş bu düzenek. Sebebini çözebildiğim söylenemez.

Napoli’ye döndüğünüzde ünlü, her daim kalabalık olan Garibaldi Meydanı sislenen yüreğinizi açmaya yardımcı olacaktır.

Castel Nuovo adındaki, belediye meydanında bulunan, masallardan fırlamış kaleyi görmek hayal gücünüze renk katacaktır. Kalenin içindeki müze, sunduklarıyla, tarihi bir yolculuk yaptırıyor insana.

Ayrıca, Kraliyet Sarayını ve heykellerini, Opera Binasını, Arkeoloji Müzesini gitmişken bir görmeli. Fotoğraf çekmeyi sevenler ise Castel Sant’Elmo Kalesine çıkabilirler. “Çıkabilirler” diyorum, çünkü Napoli’nin en yüksek noktasında bulunuyor. Önünde liman alabildiğine uzanırken, bir tarafta da Vezüv manzarası deklanşöre basmanızı hızlandırıyor.

Gelelim işin harcama kısmına. Öncelikle hırsızlık olaylarının sık görüldüğü bir yer olduğunu herkes kabul ediyor. Bu nedenle paranızı sağlama almalısınız. İtalya moda konusunda isim yapmış bir ülke. Özellikle ayakkabı konusunda. Ünlü markalara rastlayacağınız pek çok dükkan var.

Napoli’de aç kalmazsınız. Balık, pizza, makarna hiç de yabancı olmadığımız lezzetler. Üstelik pizzanın anavatanındaysanız bir kere tatmaya değer…

 
Toplam blog
: 19
: 3619
Kayıt tarihi
: 16.01.09
 
 

..