​ Nasıl bir eğitim? / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '11

 
Kategori
Eğitim
 

Nasıl bir eğitim?

Nasıl bir eğitim?
 

Yaşayarak, yaparak eğitim alınan yer: Köy Enstitüleri


Başlık o kadar ağır oldu ki, koyduktan sonra “Aman Tanrım!” oldum. Lütfen, bir eğitim bilimci değilim, sadece küçük bir deneme olarak aşağıdakileri algılamanızı rica ederim.

Öncelikle; eğitim derken neyi kastediyorum, onu açıklayalım. Bir meslek edindirme sürecini kapsayarak ama onun ötesinde bir davranış değiştirme süreci, içeride olanın dışarıya çıkartıldığı, farkındalık kazandıran, dönüştüren ve kendini yöneten insanın yetişme sürecidir, diye algılıyorum.

Bu noktadan yola çıkarak; bugünkü eğitim kurumlarının neler kazandırdıklarını uzun uzun yazmayacağım; çünkü çıkarcı, depresiv, ne istediğini bilmeyen, hedefsiz, yüzeysel,  fiziksel- psikolojik ve zihinsel olarak zayıf gençler yetiştiğini maalesef gözlemliyor ve birlikte yaşıyoruz.

Önerin nedir? diye soruyorsunuz. Yazayım:

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, eğer öğrenim eğitime kapı açmazsa, kibiri besler, eğitim ise alçakgönüllülüğü…

Ikinci olarak, eğitim o kadar önemli bir konudur ki üçüncü şahıslara bırakılamaz. Örneğin, çalışan anneler çocuklarını ya anneanne-babaanne veya bakıcıların ellerine bırakıyorlar. Sonuç, malumunuz. Bu davranışları nereden öğreniyorsun? Veya bu fikirler de ne? diye şaşırıyoruz. Bir devlet de, birlikte ortak kadere doğru yürüyeceği vatandaşlarını, üçüncü şahısların keyfiyetine bırakmadan eğitmelidir.   Devlet, politikalarına göre eğitim stratejisi geliştirir. Eğer devlet düşünen insanlar isterse öyle bir eğitim modeli olur ya da tersi.

Şimdi, Bireysel ve kollektif eğitimden söz edebiliriz. Birebir, aileden, okuldan aldığımız Öğretmen-öğrenci ilişkisinin yanında, gözlemleyerek, toplum içerisinde birlikte yaşayarak öğrendiklerimiz vardır.  Bu her iki sürecin sağlıklı işlemesi sonucu, biz gerçek bir eğitimden bahsedebiliriz. Çocuk sözlerden ziyade, örnekleri takip edecektir. Rol modellerine ihtiyacı vardır, çünkü henüz zihinsel olarak olması gerekeni imajine edemez, bu örneği somut olarak görmek ister. Bu davranışı, fiziksel olarak büyüdüklerinde bile devam ettirirler. Örneğin inovasyondan bahsederiz, yaratıcılık, özgünlük ama bakarız ki büyük sanayi kuruluşlarımız bile kopyacıdır. Çiftçi, damla sulamanın sonuçlarını görmeden uygulamaz. Neden? Çünkü henüz zihinsel yetileri gelişkin değildir.

    Uygulamalı eğitim olmalıdır; yaparak-yaşayarak, Köy Enstitüleri gibi
    En iyi eğitim, örnek olmaktır. Çocuk için, babası gibi.
    Kişi bilmediğini de öğrenmelidir, Socrates gibi.
    İnsanın ve doğanın farkına varmalıdır. Evrendeki düzen ve birliği öğrenmeye yönelik olduğunda, bunu öğrenen kişi bir zaman sonra doğadan öğrenmeye başlayacaktır, antik dönem düşünürleri gibi.
    Öğretim geçicidir, eğitim ise kalıcıdır ki bu dönüşümü sağlar, Sufi, Ahi, Bektaşi v.b. eğitimi gibi.
    Müzik + jimnastik ve sanat; atölyeler bazında olmalıdır. Müzik ruhun gıdasıdır. Ruh ve beden eğitimi olmaksızın sadece mesleki bilimleri öğrenmek, bu mesleği uygulayanların “insani” özelliklerini köreltir.
    Her seviyeye uygun eğitim. Elleri çok iyi çalışan kişiye başka, kalbi derin olan kişiye başka, zihni çalışan kişiye farklı bir eğitim modeli öngörülmeli. Makinaları tamir etmekte becerikli bir kişinin ekonomist olmasını istemek veya kalbi derin olan bir kişinin keman çalmasını teşvik etmek yerine elektrik mühendisi yapmak, ne kadar kişileri mutlu etmektedir?
    Ödül sistemi üzerine oturmamalıdır, doğru eylem pekiştirilmelidir.
    Aile kendi ihtiraslarını çocuklarında yaşatmak arzusu ile çocukların yolunu çizmemelidir, Ölü Ozanlar Derneği Filminde olduğu gibi.
    Eğitim, her yerde ve her zaman olmalıdır. Toplumda birlikte yaşadığımızı ve hepimizin gözünün hepimizde olduğunu bilmenin sorumluluğunu taşımak gibi.
    Eğitim iyi bir amaca yönelmelidir. Bu hedef, kendini bilmeye yönelik olmalıdır, göbeğini büyütmek yerine. Yani insanları dikeyleştiren bir eğitim, şişmanlatan değil.
    Adaleti kalplere işlemelidir. Bunu oyunlarında kurallara uyarak yapabilir. Çünkü, “oyunlarda kuralları bozmaya alışan çocuk, büyüdüğünde yasaları da delmeye, işine geldiği gibi yorumlamaya çalışacaktır” der, Platon.

Daha bu satırları çoğaltabiliriz ama sonuç olarak gelmek istediğim nokta şudur:

Bir öğrencinin kapasitesi öğretmeni kadardır!

Yukarıda saydıklarımızı kim yapacak? Öğretmenler…

Kim eğitmen olabilir?

    Yılmış bir eğitmen bir şey öğretemez.
    Kendi sorunlarını çözemeyen bir öğretmen, yeni nesile güçlü olmayı öğretemez.
    İhtiraslı öğretmen, yıkıcı rekabetin dışında sevgiyi, merhameti, paylaşmayı öğretemez.
    Mesleğini zorla yapan bir öğretmen, örnek olamaz.

Öğretmen önce ahlaklı ve sonra bilgili olmalıdır. Umarım, öğretmenlik mesleğini tercih eden yeni nesil, bir dönem “hiçbir şey olamazsam, öğretmen olurum” diyen öğretmenlerin aksine, bilerek, isteyerek, Refet Angın gibileri örnek alarak öğretmen olurlar. 

 
Toplam blog
: 68
: 2603
Kayıt tarihi
: 27.05.11
 
 

Çoklu paydaş ortamında çalışma yeteneği, özellikle inovasyon ve kümelenmeyi teşvik etmek için kamu k..