- Kategori
- Edebiyat
Nazım geçti bu topraklardan...

Orjinaline eklenti yapılmıştır...
Kırmızı şarabın kadehte duruşu kadar güzel…
Okunuşu; şarabın dilde, damakta bıraktığı tat gibidir.
Doyumsuz ama biraz buruk…
Nazim Hikmet "Salkımsöğüt" şiirinde vurulan bir atlının ölümünü anlatır:
Anlatılan aslında bir masaldır şiir tadında.
İhtimali yüksek kader, gelir bulur atlıyı,
“Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
Yaralı bir atlı yuvarlandı atından!”
Atlının çaresizliği, kaderini sessizce kabullenişi ise şu dizelerdedir…
“Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atların parıldayan nallarına!”
Abidin Mutluluğun resmini yapamaz ama usta bu şiirinde ölümü öyle bir anlatır ki:
"Akarsuyun sesi dindi./Gölgeler gölgelendi, renkler silindi./Siyah örtüler indi mavi gözlerine, sarktı salkım söğütler sarı saçlarının üzerine!"
Bu mısraların şairinin doğum günü birkaç gün sonra 15 Ocakta...
Öyleyse ölümden değil, yaşamdan söz etmek lazım.
Bazan ılık esen rüzgârı yüzünde hissedebilmektir, yaşamak…
Bazan kumsalda, yalınayak gezmektir.
Sere serpe uzanıp yıldızları seyretmektir kimi zaman.
Sevdiklerinin yanı başında olmasıdır.
Şiirdir yaşamak, şarkıdır, bir eseri ortaya çıkarmaktır...
Görmektir, dinlemektir, hissetmektir…
Yaşadığının ayırdına varmaktır.
Yaşamımızı güzelleştirenlere, renk ve tat katanlara binlerce teşekkür.
Nazım Hikmet de onlardan sadece biridir.
İyi ki doğdun usta, iyi ki geçtin bu topraklardan...
Bize yaşama sevinci verdin.