Ne dediğin değil, nasıl söylediğin önemli / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ne dediğin değil, nasıl söylediğin önemli

İnsanlar zaman zaman en son söylenebilecek lafı en başta söyleme hakkını kendilerinde görüyorlarsa, umarsızca hesapsızca, acımasızca ve senin asla o üslup ve o tarzda söylemeyeceğin biline biline hemde. Bu kimin hatası?

Kendini saydıramayan sen mi? Saygıyı, sınırı, ölçüyü, empatiyi bilmeyen o mu? (Onlar mı ?)

Diyelim ki saygınsın, o zaman o insanlarla işin ne?
Yoooo, bi işim yok onlar çevrem, akrabalarım, ahbaplarım falan filan...

Pardon ama istemiyor muyum iç dünyası zengin, kültürlü, nazik, asil, yaşam deneyimlerini özümsemiş, hayata karşı duruşu kaliteli, saygın komşu, akraba, DOST, ARKADAŞ, can yoldaşı istemiyor muyum? deli gibi istiyorum hemde...Ama nerde o insanlar? Ruh ikizi aramak (bulmak) kadar zor benim için... Çünkü ben onları göremiyorum onlar beni göremiyor.

Nerde tanışabilirsiniz, tatilde? Restoranda? Yolda? Alışveriş merkezlerinde? Nerde?
Yada nette mi aramalı ? Gazetelerde köşe ilanı şeklinde çıkar mı acaba? (Pek sanmam!) Eee nerde bulacağız bu özellikte ki insanları?

Çevrenizde size yetmeyen arada sırada geyik yapmak için yakınlarınızda olan birileri vardır bilirsiniz onlardan hiç birşey alamayacağınızı, hatta kültür farkı yüzünden arada da darbeler yiyeceğinizi ama ne yapabilirsiniz?

Yalnızlık o kadar acı ve kötü ki!!! (Hele de evhanımı iseniz)

Çalışıyor iseniz sorun yok zaten yetmeyen zaman problemi gibi sendromlar yaşarsınız ev, çocuk, kendi özel alanlarınız derken bazen isteseniz de vakit kalmaz...

Ama hafta sonları evdesiniz ve koca 1-2 gün sizi beklemektedir en azından hafta sonları görüşmek istersiniz mesela şöyle güzel bir mangal partisi, piknik, kısa geziler, sinema şölenleri falan filan. Ama yokkkk kimse yokkk!

Tamam da niye?
Konuştuğu dinlenen, esprili, neşeli, problemsiz de bir ailesiniz. E iyi de, seçen olamıyorsanız seçilen de olmamanız acaba bi yerde bi şeyleri kaçırdığınızın mı göstergesi?

Eeee, gelmişsin kırkına, bu saate kadar bi çevre edinemediysen geçmiş olsun, , hadi hadi hadi de demiyelim

Bazen hayatı sil baştan yaşarız ya , yada karşımızdakiler sil baştan yaşar farzedelim... İnanın gençlikte daha kolay başlangıçlar, daha özgürsün, daha toleranslı, daha sıcak ve birçok dahayla tanıyorsun insanları ve yıllara da kolaylıkla taşıyabiliyorsun arkadaşlığını. Belli bir saatten sonra eskisi gibi özgür ve rahat olunamıyor.

Bu yüzdendir ki üst kat alt katta kimin yaşadığını bilmez, aynı apartmandakiler birbirini hiç tanımaz. Hadi buldun oooo kendimi anlatacağım , onu tanıyacağım, sil baştan yeniden başlayacağım zorrr yaaaa hakikaten zor diye düşünüyor insanlar (ÇOOKKK ACI ÇOOOK) Sanal dünya, kitap, televizyon, büyük alışveriş merkezlerinde, sosyal yaşam sürdürme çabasında kişiler.

Konunun başına dönersek, geçmişteki insanların birçoğu da hala geçmişteki noktadadırlar, yıllarını verdin okudun, dinledin, yazdın kendini geliştirdin ama geçmişinin şahitleri, onlar hala o çizgidedirler bir adım bile ilerleme yoktur hayatlarında. Güzel, ne konuşacağız, ne paylaşacağız hadi paylaştık diyelim, fikir ayrılıklarında yaşanan o kutuplaşmalara ne demeli? Bunun nasıl altından kalkacağız? Bak arkadaşım lütfen kendini geliştir, al bak bu kitap çokkkk güzel oku, yorumlarını bekliyorum oku sonra tartışırız konuşuruz. Bana, komşun Gülfıstan hanımın sana anlattıklarını tekrar tekrar anlatma, kendi doğruların olsun. Bunun için daha çok okumalısın, daha çok araştırmalısın, otoritelerin sözlerine kulak vermelisin...

Anlamak isteyen anlar şu bir gerçek ki kimse, ihtiyacı olan bilgiye hazır değilse, hiçbir şey alamaz, öğrenemez. Bir musibet bin nasihattan iyidir derler yaaa . İşte öyle birşey sokma akılla hiçbir şey olmuyor galiba...

Eğer çevrenizde iyi özelliklere sahip birileri varsa , lütfen her anınızın kıymetini keyfini çıkarın. Sırça köşkte yaşayanlar, kimsenin camına taş atmamalı ne anlamlı söz. Aslında hepimiz sırça köşklerde yaşamıyor muyuz? Karşı tarafı kırarken, paramparça edilebileceğimiz olasılığı niçin düşünülmez?

Hangimiz mükemmel, az hata yapan, ve çok bilen insanlarız. Bu yüzden çok haklı da olsanız eleştirirken, uyarırken, anlatırken yada azarlarken hiç üslubunuza dikkat ediyor musunuz? Haklıyken tepkilerinizle, haksız konuma giriyor musunuz (itiraf edin kendinize hadi)

Bu yüzden kızarken, bağırırken, lütfen birkaç sanıye durun düşünün kişiyi değil, olayı hedef almalıyım saldırı kişiliğe, kişiye, beyne , yüreğe olmamalı aksi takdirde verilmek istenen mesaj asla yerine ulaşmayacaktır.

Ayşeciğim , Ahmet'ciğim sizin gibi düşünmüyorum benim doğrularım bu. Sizin düşüncelerinize de ayrıca saygım var ama haklı olduğunuz konuda ikna olmam için lütfen sakin konuşun benimle...

Hadi sinirden kudurduğunuz bir anda şu cümleleri kurun eşinize, ailenizdeki bireye, en yakın arkadaşınıza. Diyorum ya üslup...

Ötesi yok kavga ederken , o ciğim, cığım isme eklenen sihirli harfler (gözün dönmüş öfkeden ve sen AYŞE'CİĞİM diye söze başlıyorsun) hemde basbas bağırarak, inanın karşı taraf daha farklı hissediyor. Çünkü o anda sevgisizlik, soğukluk yoktur sadece davranış yada tepki hatası vardır.

Ben kızımda denedim inanılmaz başarılı oldum. (Bakalım önümüzdeki 50 yılda eşime karşı da bu zaferi kazanacak mıyım? Hep beraber göreceğiz.) Uygulama aşamasındayım kalan 49 yıl bakalım neleri gösterecek...

 
Toplam blog
: 86
: 8215
Kayıt tarihi
: 07.10.07
 
 

Çocuk yetiştiriyorum dünyanın en zor, en güzel, en önemli işi değil mi? İşim bu. Vizyonum, Eğ..