- Kategori
- İlişkiler
Ne gözünüzü alabildiniz, ne göze alabildiniz...

Hayatının bir döneminde, herhangi bir nedenle kadın olduğu için mağdur olmamış bir kadına rastlanabilir mi? Bilemedim.
Doğumuyla sessizliğe bürünen aile eşrafı eskilerde kalsa da, etrafta sessizlik olunca ‘’ kız doğdu’’ deyimi yerleştiğine göre zihinlerimize, büyüdükçe tehdit oluşturan kaşık düşmanına, tuz torbasına dönüşen, köylüsü –kentlisi,okumuşu- okumamışı,zengini –fakiri, güzeli – çirkiniyle, doğusu- batısı, kuzeyi _güneyi fark etmez ,aynı yazgının kurbanlarıdır kadınlar.
Yaşadıklarıyla farklı farklı hikayeler barındırsa da , kendi içinde yaşadıklarıyla toplumun ona biçtiği gömleği giyenlerle ,giymek istemeyenler arasındaki tek fark hayata tutunuş biçimi galiba…
Pembe patikle doğmanın , mavi patikle doğmak arasındaki farkı büyüdükçe anlayacak olan pembe patikliler, erkek çocuğunun şölenler ve düğünler eşliğinde erkekliğe adım atmasıyla, kendisinin kadın olmasına adım olacak olan o anı korkuyla , kirlenmişlikle saklanacak bir duygu ile tanışmasıyla anlayarak hayal kırıklığının ilk adımıyla tanışmış olacaktır. Erkek çocuğuna ‘’göster oğlum pipini ‘’diyen aile eşrafı kız çocuğu bacağını açınca ,’’ aaa ne kadar ayıp kapa bakayım eteğini ‘’kaş göz karartmasıyla kendini suçlu hissetme çalışmalarının ilk adımlarını yaşayarak başlar hayatına…
Anlam veremese de bu duruma, demek ki böyle bir şeydir kabullenmesini yaşayanları da vardır. Neden böyle ayrım yapıldığını hiçbir zaman anlayamayacak olan, doğuştan toplum için ilerde tehlike oluşturacak cinsten cadıları da çıkar arada…
Doğuştan itibaren onu farklı gören bir toplumun içinde kendine yer edinmenin bedelini ödetmenin sırrını, kadınlığını kullanmakla elde edildiğini öğrenmesi de uzun sürmez bazılarının… o ana kadar ona yaşatılan travmanın etkisiyle , ondan beklenen anne yazgısını yaşamaması için yapılan dualar eşliğinde ,kimisinde anne yazgısının tekrarı, kimisinde yeni yazgılarla evinin kadını, evinin hizmetçisi, çocuklarının fedakar annesi, dışarıda bir hanımefendi, yatakta sokak fahişesi beklentisiyle sınıflandırarak direk baba evinden, koca evine geçişi makbul geçişlerden sayılan kadın, ideal kadındır.
Şanslı olanları eğitimini tamamlayıp , daha iyi seçeneklerle ,daha iyi şartlarda zengin ve yakışıklı koca seçimleriyle övünmeye şartlandırıldığından tek amaç bir süre sonra bu olacaktır artık.. çok sonraları anlayacaktır. Sadece kendi olamadan zengin ve yakışıklı birinin insan hayatında çok fazla önemli olmadığını..kimine göre bunlar yeterli geldiğinden aldığının daha da fazlasını isteyerek sürer yaşam.ama hep diken üstünde, hep çabayla geçecektir ömrü…
Hayatın ve zamanın acımasızlığını onun etinden ,sütünden, hizmetinden hem içerde , hem dışarıda yararlanılan o kadınların toplumun kurallarını sessizce ona tebliğ edilmesini özümsemiştir artık. Baba evinden gelinlikle çıktığı yere ,kefenle dönüleceği söylenmiştir bazılarına..şimdilerde bu kadar katı kurallar olmaması da önemini yitirmiştir bazılarına göre. buraya kadar anlatılanların toplumun genelini oluşturduğu ve toplum tarafından şanslı kadınlar olduğu gerçeğini düşünmemizi istedikleri de ne kadar acıdır oysa . kimse sormaz ona , sorulsaydı ve mavi patiklilere verilen şansın aynısı sana verilseydi gerçek anlamda ne yapmak isterdin diye?...
Toplum tarafından ona dayatılan görünür kuralların olması yansı sıra, sadece kadının kadın olmasından kaynaklanan hasletlerini kullanarak ,hayatının sonuna kadar hemcinsleriyle rekabete sokulup onlar tarafından yiyeceği kazığa şartlandırılan , kadını - kadına kırdıran ,kapitalist düzen tarafından baş tacı edilerek ,sürekli o düzeni beslemesi adına eline fırsatlar verilen kadın….
Bir şekilde eğitimi elinden alınmamış şanslıların, çeşitli yerlerde başarıları konuşulurken başarının tek şartını ya dişiliğine, ya da topumda rağbet gören erkek kurallarını erkekçe uygulamaktan geçtiğine inandırırlar onu. Siyasette başarı şansını şans olarak yakalayabilenlerin çoğunu erkek egemen toplumun erkekçe davranış ve düşünce yapısıyla gerçekleşeceğini öğrendiğinde ne yaparsa yapsın bir sıfır önde başlayanlara yetişmek adına onlar gibi olma görünmez gerçeğinin altı çizilir hep..
O yüzden kadınları bir yerde tutarak, onlar için en iyisinin koruma adı altına alınıp, hayatın dışına itmek en kolayıdır erkek egemen dünya için… En kötüsü de, hayatı boyunca bir şekilde elinin altında tutmak adına yapılanların bir ülke politikasına, dünya politikasına dönüştürülmesine ses çıkartamaz haline sokulacak olmasıdır.
Yıllarca bu gelenek görenekle büyümüş ülkem kadınlarına bunu uygulamak hiç zor bir süreç olmamıştır aslında. alt yapısı zaten hazır olan bir süreçte eğitimini elinden almak adına bir küçük darbe, ve medya yoluyla biraz şirin elma şekercikleriyle sabah akşam dizilerle , bu gün ne giysemlerle, ne yemek yapsamlarla meşguliyeti damardan damardan zerk etmek yetecektir.
En tehlikelisi de; bunu yaparken kadının kendi isteği gibi gösterip, kadının iyiliği adına yapılan korumacılık adı altında sessiz sedasız ,zehirli sarmaşık gibi saran düşünceleri zamanla oluşturmasına hizmet eden kadınları yaratmaktır.
Oysa ki kadın; sizin eliniz, ayağınız, gözünüz, kulağınız, sizi, evinizi, çevresini, ülkesini, hatta dünyayı bile sevgisiyle, hoş görüsüyle barışa olan inancıyla ,çocukları adına değiştirebilme gücünü kendinde bulan yegane varlıktır..
Günümüz insanı kadından korkarak, kadını devre dışı bırakarak bir yere gelinmeyeceğini anlamak zorundadır. Kendi yetersizliğini, kendi korkularından sıyrılarak, kadına hak ettiği değeri göstererek, en güzeli de gölge etmeyerek kadının önünü açarak ulaşacaktır. Ülke ve dünya adına barışa ve huzura...
Kısaca beyler; dünya kurulduğundan beri kadına yaşatılan bu süreçte son söz;
Ne gözünüzü alabildiniz, ne yan yana yürümeyi göze alabildiniz…Artık değişim zamanı gelmedi mi?
23.01.2013
Nevay Dağ