- Kategori
- Güncel
Ne zamana kadar barış...?

Uçağımızı düşüren Suriye füze rampalarına böyle bir füze göndermemekle hata yaptık...
SURİYE'YE GİRMEK İÇİN TBMM'NİN YA DA GENELKURMAY BAŞKANLIĞI'NIN TEPESİNE BİR SURİYE FÜZESİNİN DÜŞMESİNİ Mİ BEKLEYECEĞİZ....?
Atatürk'ün, "Harp zorunlu ve hayati olmalıdır; milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir cinayettir" ilkesine bağlıyız...Yine O'nun, "Yurtta barış, dünyada barış" deyişine de karşı değiliz...
Ama benin karşı olduğum bir şey var; o da Atatürk'ün bu iki deyişi arkasına sığınıp bu deyişleri "DURAĞAN" bir politika haline getirilmesidir...
Suriye'yi örnek alalım...
Akdeniz'de bir uçağımızı düşürdüler; sessiz kaldık... Şehit pilotlarımızın acısını yüreğimize gömdük...
Reyhanlı'da Suriye kaynaklı bir eylemle 50'yi aşkın insanımız öldü; gıkımız çıkmadı...
Suriye'den, bilerek ya da bilmeyerek atılan hafif silah, top ve roket mermileriyle ölen ve yaralanan insanlarımız oldu; "olur böyle şeyler" dedik...İ çimize sindirdik...
Neden?
Milletimizin hayatı hala tehlikeyle karşı karşıya olmadığı için mi?
Hayati tehlike, ölmezden önceki bir durumdur; ama biz ölüyoruz... Hayati tehlike durumu geçmiş ve ölüm safhasına gelmişiz...
Şimdi ne yapıyoruz?
BM kararını bekliyoruz.... ABD'nin ağzına bakıyoruz..."Rusya ne der acaba?" diyoruz... İran'ın gönlünü almaya bakıyoruz...
Olay sınırımızda ve Suriye, "jeopolitik olarak 'etki' sahamız içinde"... Konu herkesten ve her ülkeden önce bizi ilgilendirir. Ama biz, ne yapıyoruz? Başkalarının ağzına bakıyoruz... Kaderimizi ve geleceğimizi başkalarına ipotek etmişiz...
Bu kadar da olmaz...
Birleşmiş Milletlerden hayır yok... Suriye bize saldırsa, NATO yetişinceye kadar savaş çoktan biter...
M. Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için, o zamanki "Cemiyet-i Akvam'dan" (Milletler Cemiyeti, bugünün BM benzer) izin mi aldı?
"Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi, "HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN BARIŞ" anlamına gelen "DURAĞAN" bir politika anlamına alınmamalıdır.
Bütün barış girişimleri denendikten sonra savaş kaçınılmaz olursa --yani, bir anlamda "bıçak kemiğe dayanırsa" -- gereği yapılmalıdır...
Aslında, Esad, yukarıda verdiğim örneklerle bizi denedi... Esad, bizden kendisine gözdağı verilecek hareketler görmeyince, bu koskoca ülkeyi küçümsemeye başladı... Bizler de bunu bir güzel kabul ettik...
Suriye'den bize "bir mermi geldi"; biz "iki mermi attık"... sözüm ona "karşılık verdik"; altta kalmadık..:))
Türkiye'nin, Suriye konusunda yaptığı en büyük yanlış; Akdeniz'de uçağımızı düşürmelerinin hemen ardından, birkaç jet filosu ile Suriye'nin en azından bir hava meydanını ya da füzelerini vurmamak; kara kuvvetleri ile de, Suriye'ye girip bir tampon bölge oluşturmamak olmuştur....
Askeri tabirle, bunu yapmamak "yığınakta yapılan bir hata olmuştur" ve bugün karşılaştığımız zorluklar da bu hatanın getirisidir...
Aynen, Körfez Savaşı sırasında Kuzey Irak'a girmediğimiz gibi....
Bu eylemsizliğimiz, umarım yakın bir gelecekte bir "oldu bitti" ile başımızın belaya girmesine neden olmaz...
Savaş çığırtkanlığı mı yapıyorum; yoksa olması gerekeni mi ortaya koyuyorum; siz karar verin... Siyasilerin yaptığı hatalar beni ilgilendirmez... Ben, Esad'ın kabadayılığı altında ezilmek istemiyorum...
İsteğim yalnızca Esad'a bir gözdağı vermektir... Hepsi bu...
cdenizkent