- Kategori
- İlişkiler
Neden Anlatmıyorsun?
Özellikle evli çiftler arasında sıkça mevzu olan konulardan biridir. “Neden bana hiçbir şey anlatmıyorsun? Günün nasıl geçti diyorum, iyi deyip kestirip atıyorsun.” Aslında oldukça basit ve makul bir istek, öyle değil mi? Bana neden şunu almıyorsun ya da neden şuraya gitmiyoruz gibi zahmet içeren bir durum yok. Altı üstü biraz sohbet edelim deniyor.
İletişim, ilişkinin anahtarıdır. Sohbet talep eden kişi eşine dair haklı bir talep içerisinde. Önemsiz gibi görünen ufak sohbetler, arada yakalanan espriler ile yaratıyoruz iki kişilik dünyamızı. Dinleyerekten karşımızdakini anlayabiliyoruz, empati kuruyoruz. İnsanlar zaman içerisinde değişiyor; daha önce mesafeli durduğu görüşlere yaklaşabiliyor… Tüm bu değişim ve gelişim evrelerinden haberdar olmak, aynı evin içinde iki yabancı olmamak için iletişim şart. Önce fikirler kafada filizleniyor, sonra dile, en son olarak da eyleme dökülüyor. Ve bu 1 gün içerisinde olmuyor. Fikirlerimiz gündelik basit olaylar etkisinde yavaş yavaş yön değiştiriyor, şekilleniyor. Eğer iletişim kopuksa, son aşamada eyleme döküldüğünde görme fırsatımız oluyorsa bir takım değişiklikleri, oturup düşünüyoruz, kim bu adam? kim bu kadın? “Seni hiç tanıyamamışım.”
Peki neden bu aşamaya geliyoruz, nerede hata yapıyoruz?
Dinlemesini bilmiyoruz.
Sevdiğimiz biri söz konusu olduğunda, hele ki arada eskilerden kalan bir kuyruk acısı da varsa, anlatılanlara tepkisiz kalamıyoruz. O gününü anlatırken biz ufacık detayların arasında boğulmaya, boğulmak yetmedi onu da boğmaya bayılıyoruz. “İşyerinde adam mı yoktu onu eve sen bıraktın?” “Peki o sana bütün bunları neden anlattı? Bu samimiyeti nereden buluyor? Sen mi veriyorsun?!” “Annen öyle derken beni kastetmiş olmasın?” “Espri değildir o, seni beğendiği için öyle söylemiştir.”
Eşin sana terfi aldım, zam aldım diye coşkusunu anlatırken sen neden Ahmet’in onu tebrik ettiğine takılırsan bu dinlemek olmuyor. Yanlış anlaşılmaktan bunalan kişi ise bir müddet sonra pes edip hikayesini anlatmamaya başlıyor. Kim durduk yerde başına bela almak ister ki? Sen ister misin? Peki bu anlatılmayan hikayeler ne oluyor? Havada buhar olup uçuyor mu? Sohbet de bir ihtiyaçtır; bir zaman sonra kişi kendisini anladığını düşündüğü bir başkasını buluyor, onunla konuşuyor, yakınlaşıyor.
İstenmeyen durumlara sebebiyet vermemek için dinlemesini bilelim. Evet, kimi zaman rahatsız edici detaylar aklımıza takılabilir, bu çok normal. Ama önce dinleyelim, anlamaya çalışalım. Bu insan bana bunları anlatıyor ama neden anlatıyor, benden ne duymak istiyor, nasıl bir tepki bekliyor diye de bir düşünelim. Yorumlarımızla onu tatmin ettikten sonra sıra ikincil konulara gelsin. Saldırganlıktan uzak, yapıcı bir üslupla takıldığımız noktaları danışalım. İğnelemeden, alaya kaçmadan. Biz aynı takımdayız, sen üzülünce üzülüyor, sevinince mutlu oluyorum duygusunu hissettirmeniz önemli. Aynı takımda olduğunu bilen kişi yorumlar karşısında sinirlenmez, alınganlık yapmaz, elinden geldiği ölçüde takım arkadaşını rahatlatmaya çalışır.
Dışarıda onlarca problem varken, insanlara karşı gardımızı almış dolaşırken hanede huzur çok önemli. Sevildiğini, hata da yapsa, yanlış da davransa iyi niyetinden şüphe edilmeyeceğini, her şeyini rahatlıkla paylaşabileceğini bilen bir eş evine koşa koşa gelir. Gününü paylaşmak için sabırsızlanır, anlattıkça rahatlar, daha iyi hisseder ve kendisini anlayan, iyi hissettiren eşinin bağımlısı olur, ondan vazgeçemez.
Anlaşıldığınızı, takdir edildiğinizi hissettiğiniz bir hafta olsun,
Sibel ŞENGÜL