​ Neden öğretmenliği seçtim? / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '06

 
Kategori
Eğitim
 

Neden öğretmenliği seçtim?

Bu yazıyı yazmamın nedeni, değişik Fakültelerden mezun olmalarına rağmen, “öğretmenlik mesleği”ne -isteyerek ya da zorunlu olarak- geçenlerin, öğretmenliği neden tercih ettiklerini, öğretmenlik yaparken meslekte karşılaştığı sorunları ve kamuoyu tepkilerinin -haklı ya da haksız- ne derece geçerli olduğunu, ortaya koymaktır. Ayrıca, Mühendislik Fakültesi mezunu Makine Mühendisi olmama rağmen, neden Teknik Öğretmenlik yaptığımı, karşılaştığım sorunları, Mühendislik ve Öğretmenlik Mesleğinin avantaj ve dezavantajlarını ortaya koymaya çalışacağım. Anlatacaklarım, tamamı ile benim durumumda olan ve birlikte görev yaptığım arkadaşlarımın -ortak- düşüncesidir.

Benim neden öğretmenlik yaptığımı anlatabilmem için öncelikle kendi geçmişimden bahsetmem gerekecek: 1989 yılında Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Bölümü son sınıfta okurken evlenmiştim. Hem okuyor, hem de çalışıyordum. Okul bittikten sonra tekrar Adana’ya taşındık. Bir süre iş aradıktan sonra, bir gazetedeki iş ilanı ile, bir aile şirketinde “ısıtma ve sıhhı tesisat üzerine, proje, montaj ve pazarlama” alanında iş buldum. Şimdiki mesleğimle tanışmam ilk o zaman oldu. Yanında çalıştığım kişinin, daha önceleri Öğretim Görevlisi olarak çalışmış olması, benim için olumlu bir yandı. Konuyla ilgili teorik bilgileri ondan, uygulamayı ise yanımızda çalışan ustadan öğreniyordum. Kısa bir süre sonra da, işleri kendim yürütebilir duruma geldim. Böyle olmasına rağmen, aldığım ücret çok azdı ve geçinmemize yetmiyordu. Ücretimin arttırılmasını istedim, fakat olmadı. Bunun üzerine, bir taraftan işime devam ederken, diğer taraftan başka iş aramaya başladım. Müşterilerimden biri, bir gün “Öğretmenlik Yeterlik Sınavı’nın olduğunu ve Mühendislik Fakültesi mezunlarının da öğretmenliğe başvurabileceğini” söyledi. O sırada öğretmenlerin aldığı ücret, benim aldığım ücretten daha fazlaydı ve çalıştığım işe göre gelecek garantisi vardı. (Nitekim daha sonraları eski işyerime uğradığımda, buranın kapanmış olduğunu gördüm.) Bunun yanında, askerliği de henüz yapmamıştım ve askerlik dönüşü iş bulma sorunum çıkacaktı. İlk olarak bunları düşündüm ve bir Başvuru Formu alıp doldurdum. O anki yaptığım işin devamı olan “sıhhı tesisat ve ısıtma” dalında sınava girdim ve başarılı bulundum. 1990 yılı Aralık ayında, Zonguldak Endüstri Meslek Lisesinde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak göreve başladım. Bu arada askerliğimi “yedek subay öğretmen” olarak kendi okulumda yaptım. Böylece, -öğretmenlik görevine atanana kadar- sürekli düşündüğüm “iş ve askerlik sorunum” halledilmiş oldu. Öğretmenliğe her ne kadar, mühendislikten sonra resmen geçmişsem de, öğretmenlik uygulamalarım ilk burada başlamadı. Özellikle, Lise yıllarımda yaşıtlarıma ve küçüklerime ders anlatmaktan, bir şeyler öğretmekten hoşlanırdım. Bunda babamın etkisi olabilir. Çünkü, babam öğretmendi (ilkokul öğretmeni) ve ben öğretmenliğe yabancı değildim. Ayrıca, Üniversite sınavında, Mühendislik’ten sonra Matematik Öğretmenliğini tercih etmiştim. Puanım yüksek olduğu için, Mühendislik’e yerleştirildim ve Mühendislik okudum. Mühendislik okumama rağmen, ülkenin ekonomik ve politik koşullarından dolayı öğretmen oldum.

Buarada, “mühendislik eğitimi” ile “öğretmenlik eğitimi” nasıl yapılmakta; “Mühendisler öğretmenlik yapabilir mi?” konularına değinmek gerekiyor. Olaylara ben, kendi açımdan bakacağım. Okuduğum Fakültede bizlere -o zaman- verilen tamamen akademik eğitimdi. Başka bir deyimle, öğretilen bilgilerin hayatta uygulamasının nasıl yapılacağı konusunda yeterince görgülendirilemedik. Okulda, uygulamaya yönelik herhangi bir işlik (atölye) ya da laboratuvar yoktu. Bunun yanında Fakültede branşlaşmanın olmaması (mekanik mühendisliği, tesisat mühendisliği, soğutma mühendisliği vb. gibi) bir dezavantajdı. Gerçi bütün branşlarla ilgili dersler görüyorduk ama bilgilerimiz, uygulama olmadığı için yeterli olmuyordu. Okulda “ısıtma” konusunda başarılı olan bir arkadaş Döküm Fabrikasında, “malzeme” konusunda başarılı olup ona ilgi duyan bir kişi ise zorunlu olarak, “soğutma” alanında iş bulabiliyordu.

Sanırım bu nedenle, bizlere bütün konular hakkında, yani mezun olduktan sonra nerede iş bulursak, kendimizi o alanda yetiştirecek bilgilerle, bu bilgileri nereden sağlayabileceğimiz ve bunlardan nasıl yararlanabileceğimiz konusunda temel bilgiler veriliyordu. Ben de “ısıtma” konusunda dersler gördüm fakat, “sıhhî tesisat” alanında hiç ders görmedim. “Isıtma” konusunda gördüğüm dersler de, bugün çalıştığım “ısıtmanın projelendirilmesi” alanında uygulamaya yönelik değildi. Okulda gördüğüm dersler, -öğretmenlik öncesinde- çalıştığım işyerinde “ısıtma ve tesisat projelerinin nasıl yapılacağını” daha kolay anlamamı sağladı.

Ayrıca bizim aldığımız eğitim, bilgilerimizi öğrenci seviyesine indirerek aktarmak değil, karşılaştığımız sorunları nasıl çözebileceğimize yönelikti. Teknik Eğitim Fakültesi mezunu arkadaşlarda gördüğüm ise, kendilerinin yetiştirilirken, her dalda branşlaşmış olmaları ile, öğrendiklerini öğrencilere “Nasıl?” aktaracakları konusunda “bilgi”ve “uygulama” olanağına sahip olmalarıdır. Bu durumun bizler için zor olan yanı ise, öğretmenlikte de “gizli bir hiyerarşinin olması”, genç öğretmenlere pek danışılmaması ve püf noktası konusundaki bazı pratik bilgilerin verilmesinden kaçınılmasıdır. Herhangi bir şeyi yapamadığınızda, yanlış yaptığınızda ya da danışacak olduğunuzda, hemen arkanızdan “Mühendis olmuş, daha bunu bilmiyor” gibi söylemler olabiliyor. Tabi bu bütün arkadaşlar için geçerli değil. Henüz kendini aşamamışlar için geçerli bir durum. Ben bunları yaşamadım. Çünkü, ilk atamamın yapıldığı Zonguldak, birlikte çalıştığım bütün arkadaşların ilk görev yeriydi ve hepimiz aynı yaş grubundaydık. Ayrıca, benim daha önce benzer bir işte çalışmış olmam ile bu alanda piyasa tecrübemin olması, bana kolaylık sağlıyordu. Bunun yanında, kendimizi bir şekilde ispat etmemiz de gerekiyordu. Aday öğretmenliğim (stajyerliğim) sırasında da, bana rehberlik eden öğretmenimin sayesinde, öğretmenliğe kolaylıkla alıştığımı zannediyorum. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Değişik branşlardan mezun olmalarına rağmen, Teknik Öğretmenliğe geçmiş arkadaşların, adaylık döneminde “uygulamaya” yönelik eğitimlere ağırlık verilmelidir.

İkinci bir sorun da, -bizlerin sıkça duyduğu- “Mühendisler öğretmenlik yapmamalı!” sözleridir. (Bu durum, ilk zamanlar daha fazlaydı ama şimdi azaldı.) Bu sözleri, birlikte çalıştığım arkadaşlardan da duyuyorum. Ben, böyle diyen arkadaşlarımın çok dar bir çerçevede düşündüklerini söylüyorum. Çünkü bu duruma gelmek benim isteğim değildi. Her alanda yapılması gerektiği gibi, eğer bu alanda da planlama yapılmış olsaydı, ben de kendi mesleğimde iş bulurdum. Üstelik “Öğretmenlik Yeterlik Sınavı”na girmiş ve bu konuda -birçok öğretmen adayından daha- yüksek bir puan alarak “başarılı” olmuştum. (Bu sınavın şimdilerde de yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu sınav değil de, bir test ya da mülakat şeklinde olabilir. Mülakatta, bildiklerini karşısındakine aktarıp aktaramayacağına, öğretmenlik mesleğinin gereklerini yerine getirip getiremeyeceğine, bakılabilir. Çünkü insan çok bilgili, çok iyi bir uygulayıcı olabilir ama, bunları karşısındakine aktaramayabilir. Örnek insan olması da bunun başka bir yanı. Çünkü, bir okuldan diploma almış olmak, o alanda başarılı olunacağını göstermez.) Mühendislerin de “öğretmenlik” yapabileceğini, bugüne kadar yaptığım öğretmenlikle ve yetiştirdiğim öğrencilerimle kanıtlamış durumdayım.

Geçtiğimiz yaz aylarında, “eğitimsel yeterlik” (pedagojik formasyon) kursuna katıldım. Öğrencilere nasıl davranmamız gerektiği konusunda bize verilen bilgilerin, yedi yıllık uygulamalarımdan farklı olmadığını gördüm. Başka bir deyimle, yaptıklarım, söylenenlerden farklı değilmiş. Bunda, insanın yaşayış tarzı ve hayata bakış açısı da önemli tabi. Ayrıca, kursa gittikten sonra, Eğitim Fakültesi çıkışlı da olsa, bütün öğretmenlerin belirli aralıklarla bu tür hizmetiçi eğitim kurslarından geçirilmeleri gerektiğini düşünmeye başladım.

Bayan arkadaşlarımız açısından farklı bir durum da, bazı özel işletmelerin bayanlara karşı önyargılı davranmalarıdır. Bayan mühendislerin atölye işlerini yapamayacakları ve erkeklerle birlikte rahat çalışamayacakları düşünülerek işe alınmamaları, onların öğretmenliği seçmelerinde başka bir nedendir. Oysa öğretmenlikte, erkek arkadaşlarla birlikte rahatlıkla atölye çalışmalarını yapabilmekteler.

Tüm bunların yanında öğretmenliğin, benim için en cazip tarafı ise, “toplumsal etkinliklere” daha çok katılma olanağı sağlamasıdır. Bu durum, Sivil Toplum Örgütlerinin çalışmalarından haberdar olma ve kültürel etkinliklere katılabilme için yeterli zamanın olması, şeklinde açıklanabilir. Öğretmenlikte, güncel konuları bir kitle içerisinde rahatlıkla konuşma ve neler yapılabileceğini tartışma olanağı var. Bunu, başka bir çalışma ortamında bulmak, hemen hemen mümkün değil.

Ayrıca ben, öğretmenlerin toplumda lokomotif görevi gördüğüne inanıyorum ve ancak toplumun eğitilmesiyle, “demokrasi ve insan hakları”nın tüm kurumlara yayılabileceğini düşünüyorum.

Sonuç olarak, -tüm öğretmenleri ilgilendiren sorunları dışında- öğretmenlik mesleğini ve yaptığım işi (Teknik Öğretmenliği) çok seviyorum ve bundan büyük haz duyuyorum.

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..