Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
122
 

Neden toplumsal barışı sağlayamıyoruz?

Neden toplumsal barışı sağlayamıyoruz?
 

Barış bir sanattır, güneşi kendiliğinden doğmaz.

Savaşın, kavganın, çekişmelerin, çatışmanın olmadığı bir dünya herkesin arzusu. Aile içi miras kavgaları, komşular arası gürültü-çöp tartışmaları, rakip takım-dini grup-parti-etnik gruplar arası çekişmeler, ülkeler ve hatta kıtalararası işbirliği örgütleri arası çatışmalar... Maalesef makro veya mikro kozmosta çatışma hayatın her yerinde. Bunlar barışın bu dünyaya ait bir şey olmadığı hissini uyandırıyor bizde. Öyle ki, savaşın psiko-sosyal değil de ontolojik bir özelliğimiz olduğunu düşünüyor insan. 

Barışın nasıl başarılacağı konusu sanırım günümüz toplumlarının en büyük sorunlarından biri. Uzayda yeni bir dünya inşa etmeye başladık, evrenin nasıl yaratıldığını anlamak için milyar Euro’lar harcadık… Milyarlarca dolar yutacak daha nice projeleri hayata geçirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Ancak dünya barışının nasıl yapılacağına ne harcıyoruz? Her yerde barış sesleri, ödüller, güzel sözler, ardı arkasına uçurulan güvercinler, dikilen zeytin ağaçları, toplanan konseyler... Ama bunlar barış özlemini gidermiyor. Konunun iki boyutu var; Bir tarafta makro düzeyde kapitalist ülkelerin ve dev şirketlerin sınır tanımayan kazanma hırsı, mikro dünyamızda ise yerel küçük menfaat kavgaları, diğer yanda, barış yapma becerisinin geliştirilmesi gereken bir yetenek olduğunun farkında olmak.

Kendi topraklarımıza, barışı başaramamamıza dair unutamadığım iki anekdotu burada aktarmak isterim. Geçen yıl malum hendek ve operasyonların devam ettiği günlerin birinde odamda bir taraftan kahvemi içerken diğer yandan karşımdaki Suriçi'nden (Diyarbakır) gelen şiddetli çatışmalar kalbimi kanatıyordu. Bu esnada telefonuma peş peşe mesajlar gelmeye başladı. Artık bu kadim şehrin kaybettiği bir değer olan büyüğüm, "hocam keşke seninle üç yıl önce konuştuklarımızda yanılsaydım. Keşke ben yanılsaydım da bunlar yaşanmasaydı" anlamında şeyler yazmıştı. Anlaşılan uzaklarda da olsa küçüklüğünün hayallerinin mekânları bir bir yıkılırken konuşacak gücü yoktu, sadece mesaj atabilmişti. Dört yıl önce 100 küsur yıldır barışla sonlandıramadığımız Kürt meselesi etrafında konuştuğum bu aydın-şair büyüğüme yeni barış süreciyle ilgili ne düşündüğünü sormuştum. Bana kısa ve öz; "Eğer dünyayı yöneten ulumanitu! bunları barışacaksınız! diye o masanın etrafına oturtmuşsa barış olur. Yoksa bu iki taraf da barış yapacak kafaya sahip değil. Bunlar barış yapamaz" demişti. O günlerde her şey yolunda gidiyordu. Şahsen bu sözlerine anlam verememiştim ve onu karamsar bulmuştum. Bu büyüğüm her şeyin tersine döndüğü günlerde mesajları bu konuşmayı hatırlatmak için göndermişti. Oysa ben zaten bunu hiç unutamamıştım. Çünkü artık barış yapmak için iyi niyetin, kamuoyu desteğini arkaya almanın, güçlü veya haklı olmanın yeterli olmadığını öğrenmiştim. Bu bir sanattı ve maalesef yitirdiğimiz hazinenin içerisinde kalmıştı.

Yine geçen yıl, bölgede araştırma yapmak için İrlanda'dan gelen Rus bir bayan Profesöre üniversitede hangi bölümde olduğunu sormuştum. "Barış" bölümü deyince şaşırdım. Benim sorumu yanlış anladığını düşünmüştüm, tekrar sordum. Daha açık şekilde barış bölümünde çalıştığını söyledi. Bunun ilginç olduğunu söyleyince; "Mehmet bey ilginç olan sizin gibi yüz yıllık sorunları olan ve bunları çözemeyen bir ülkenin barış bölümleri-enstitüleri açmamasıdır" demişti. Evet, kitabın orta yerinden söylemişti bu deneyimli ama araştırmaya doymayan uzman.

Kendi ülkemiz üzerinde konuşacak olursak, maalesef laik-anti laik, Sünni-Alevi, sağ-sol, Türk-Kürt kavgalarını sağlıklı tartışamıyor ve kalıcı barışı sağlayamıyoruz. Bugünlerde S. Seyfi Öğün hocayı TV’lerin birinde dinlemiştim. Bu soruna eğilmişti ve özetle, "barış yapmayı bilmiyoruz. Barışın tek taraflı kazanç olmadığını düşünmüyoruz" anlamında bir şeyler söylemişti. Bireysel-toplumsal bazda egoların çok yüksek olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Hakkımızdan feragat etmeden, kızılcık şerbeti içmeden, yutkunmadan barış yapmak zor. Hele siyasi çıkarlar için harcanan süreçler! Masaya oturacak tarafların neyi verip neyi veremeyeceklerini hesaplaması ve konjonktürel masalar kurup-devirmekle toplumun barışa dair umutlarını tükettiklerinin bilincinde olmaları gerekir. Kanaatimce barış masasını kurmak değil bu masayı ayakta tutmak başarıdır.

Ali Şeriati insanın kurtulması en zor zindanının benlik olduğunu söylüyor. Birey ya da toplum, burnunuzdan kıl aldırmadan, öfkenizi yenmeden barışamazsınız. Hele bunun ilmini öğrenmezseniz! Eskiden bunu lokal kanaat önderleri yaparmış. Güzel atlılara binip gittiler onlar... Mahkemeler ancak adalet dağıtabilir. Onlardan barış dağıtmasını beklememek gerek. Toplumsal ve evrensel barış için bilgelik, sabır ve deneyim şart. BM gibi organizasyonların da, niyet sorunu yoksa buna ihtiyacı var. Hele, "artık daha az savaş istiyorum" diyen Trump'ın, her şeyden önce ülkesinin savaş başlatma becerisi kadar kalıcı barış yapma gücünün olup olmadığını sorgulaması gerekir.

Dr. Mehmet Yanmış

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 480
Kayıt tarihi
: 01.02.16
 
 

Aslen Trabzonlu, İki çocuk babası din sosyoloji alanında Dr.   Yakın dönem Kürt toplu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster