- Kategori
- İnançlar
Neden varız? Sizce tesadüfen mi?

İnsan Başıboş ve Amaçsız Yaşamak için Yaratılmamıştır...
Etrafınıza şöyle bir bakın, mesala işe giderken geçtiğiniz yollara, gördüğünüz denize, yağan yağmura, güneşe, gökyüzünün maviliğine, herşeyin nasıl belli bir düzende olduğunu görürsünüz.
Aynaya bakın, bir gözünün olduğu yerin tam paralelinde bir göz daha, gözlerin altında, yüzünüzün tam ortasında bir burun, onun altında bir ağız, konuşmamızı sağlayan dudaklarımız, biraz yukarda kulaklarımız yine bir kulağımızın tam paralelinde başka bir kulak... Hepsi de kusursuz ve yerli yerinde
Duyduğumuz ses, şu an ki teknolojinin yanından bile geçemediği bir kalitede, kapkaranlık beynimizde, gördüğümüz dünya, rengarenk ışıl ışıl, kapkaranlık beynimizin içinde oluşuyor, ve şu anki televizyonların teknolojinin yanından bile geçemeyeceği kalitede.
Evrene bakın, milyonlarca yıldız içinden sadece bir tek bizim yaşadığımız dünyada mevcut şartlarımız var, ve galaksinin en konforlu yerinde yaşıyoruz. Buna karşın, dünyanın büyüklüğü evrenin büyüklüğü ile kıyaslandığında bir zerre kadar yer edebiliyor ancak, yine evrene göre, bir zerre büyüklüğünde olan bu dünya saatte 1670 km hızla, SONSUZ EVREN BOŞLUĞUNDA DÖNÜYOR ve biz buna dair hiçbirşey farketmiyoruz. Eğer bu dönüş hızı biraz az veya biraz fazla olsa dünyada yaşam mümkün olmayacaktı.
Doğadaki canlılara bakın mesala kör termitlere, yaptıkları işi bir insan işi ile kıyaslarsak, kör olan bu termitlerin yaptıkları yuvalar, bir insanın empire state binasını kör olarak yapması gibidir. Gerçekten inanılmaz değil mi? Hemde bu yapının içinde yollar, klima sistemleri var, her biri mühendislik harikası olan bu yuvaları KÖR OLAN HAYVANLAR tam bir sosyal birliktelik içinde hareket ederek yapıyorlar.
Vücudumuza bakalım, her an kan akışımızı, şeker miktarımızı hiç durmadan yorulmadan ölçen moleküllerimiz var, hangimiz onlar hiç durmaksızın çalışırlarken haberimiz oluyor ? Üstelik onlar işlerini bizim yaşamımız boyunca, biz mışıl mışıl uyurken bile devam ettiriyorlar. Hem de ışık geçmeyen bir et ve su yığınının içinde. Üstelik hiç birinin ne gözü, ne kulağı, ne şuuru var
Çevremizde gördüğümüz cansız eşyalarda, proton ve elektronlardan yani atomdan oluşuyor, canlı dediğimiz İNSAN da, yani biz de. Peki bir duvarı düşünün mesela onda da elektron ve protonlar var, bizim canlı dediğimiz vücudumuzda da. Atom seviyesinde bakıldığında ikimizin hammaddesi de aynı. Bu bilimsel bir gerçek. Peki bizi düşünen, gören, duyan, algılayan, üzülen, sevinen yapan ne? Rüya gören kim ?Eğer herşey bir tesadüfler zinciri sonucu oluşmuş, ortaya çıkmış ise bu aradaki farkları oluşturan şey nedir?
Ve bunların dışında daha burada sayamadığım, canlılarda, doğada, evrende ki milyonlarca düzen harikası...
Şimdi tekrar soruyorum, bu saydıklarımın kör şuursuz tesadüfler sonucu oluşmasına imkan var mı? Elbette herkes bu cevaba hayır diyecektir. Buna itiraz edenler ise sadece inat ettikleri için itiraz etmiş olacaklardır. Yoksa şuurlu olan hiçbir insan bu gerçeğe sırtını dönemez. Bu konuyu bir kere okuyan aynı anda konuyu kavrar, fakat sırf inat olsun diye itiraz yolunu seçer.
Kainat boş ve amaçsız yere yaratılmadı. Bu muhteşem düzenin, muhteşem evrenin, muhteşem canlıların, rengarenk dünyanın yaratılmasının bir amacı var. Allah bizim, Kendisine kulluk etmemizi istiyor. Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilen her insan, O'na kulluk vazifesini yerine getirmek için aralıksız çalışmak isteyecektir, hep O'na daha yakın olmak isteyecektir. Allah'ın büyüklüğünü tam kavrayabilmek için, O'nun yarattıklarını öğrenmek yani bilim yapmak şarttır. Ancak bu şekilde Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edebilmeyi umabilir insan...
Dünyamız çok yaşlı, sahih hadislerle ve ayetlerle kıyametin çok yakın olduğu bir gerçek... Kıyamet kopacak ve evren sonlanacak. Biz öleceğiz. Her insan ölüm gelmeden önce , onu Yaratanı Allah'ı tanıması için ve O'na kulluk etmeyi, bilmesi için bu gerçekleri anlamalaı ve üzerinde derin derin düşünmelidir.
Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (Enbiya Suresi, 16-17)