- Kategori
- Gündelik Yaşam
Nedense, bilemezsin birazdan ne yaşayacağını... Evden kaçan kızın dramı.

Nedense, bilemezsin başından geçecekleri...
Cuma günü sabah misafirlerim gelecekti İstanbul'dan. İşyerinden o gün için izin aldım. Annem ve babam her zamanki gibi arenada yerlerini aldılar. Gelecek olanlar onların arkadaşları. Cumartesi günü de "gün" var! Şansımı her zaman anlatmışımdır ve anlamamışımdır.. Hiç bir durumum normal değerlerde seyretmez. Bu gelecek misafirlerimiz neden bir hafta ya da bir kaç gün önce ya da sonrasında gelmediler de, Tam da "TL günü" ne denk geldi. Her neyse, Cuma sabah onları karşılamak üzere maaile garaja gittik. Hava güneşliydi ve insanın içini ısıtıyordu. Garaja erken gitmemin sebeplerinden biri de buydu zaten; Güneşlenmek. Kendimi tam da güneşin ellerine teslim etmiş, gevrek gevrek etrafı süzüyorken, annemin biriyle konuştuğunu gördüm. Şaşırmadım çünkü, kadın sağ, sol, ön, arka radarında kim varsa sülalesini, yedi ceddini öğrenecekti. Çünkü, huyu buydu! Güneş gözlüklerimin altından onları süzüyordum açıkcası çaktırmadan. Bir kızla konuşuyordu. Arada "Aydın, koca, 1 ay, telefon, bayi" sözcükleri çalsa da kulağıma, merak etmiyordum. Annem bana dönüp, "Aydına gitcekmiş, telefonu kapalıymış, kocasını arayamıyormuş" kelimelerini söylerken bunu meraktan değil de, sırf telefonumu vermemi, kızın kocasını aramasını sağlamamı ister gibi bakışlarla anlatıyordu. Ama kahretsin ki ilgimi hiç mi hiç çekmiyordu. Tek sorunum güneşlenmek ve yarına hazırlayacağım menüyü düşünmekti.
Nihayetinde kız gitmiş, annem kendi kendine konuşuyormuş gibi yapıp "Kızın gideceği otobüs belli değil, saati belli değil" demesiyle olaya dikkatim kaydı. Nası yani, kız nere gideceğini bilmiyor muydu? Aaaaa kız bu evden kaçmış, anne sen dur ben bunu bulayım dememle otobüs terminalinde tur atam bir oldu. Kızı buldum; çelimsiz, zayıf 18'in de var yok... Üst baş öyle hakeza.
"Bana baksana sen bi, " diyerekten kızı karşıma aldım. Hayır, Evli değilmiş, hayır, amcasının yanına gidiyormuş, evet amcasının oğlu bilet alacakmış, hayır evden kaçmamış, evet 18'ini bitirmiş, yok, evli değilmiş, yok, babasının telefon numarasını vermeyecekmiş, hayır, ev telefonu arızalıymış, evet, evden kaçmış, evet, babası “senin gibi evladım yok benim diye kapının önüne koymuş, hayır, “Akyazı mahallesinde ablası varmış, hayır, onun yanına da gitmeyecekmiş, hayır, polisi aramamalıymışım, evet mecbur kalmış evden kaçmaya… hayır, eve dönmeyecekmiş vs…
Nihayetinde kızın çok da akıllı olmadığı kurduğu cümlelerden anlaşılan kızı, hemen ilerideki polis noktasına götürmeye karar veriyorum. Tam akıllı olmadığı belliydi. Polis noktasına gittiğimi anlardı. O, onu dolmuşa atacağımı sanıyordu. Polisi görünce irkildi ve geri kaçtı. Polise durumu anlatmamla polislerin onu çağırması bir oldu ve kız kulübeye girdi.
Beş polis içerde oturmuş, kimi gazetesini okuyor, kimi kahvaltısını yapıyordu. Kızı oturttular ve sormaya başladılar. Nüfus cüzdanında 1992’nin 10’cuayı yazıyordu doğum tarihi, tek aklımda kalan da bu. Adını bile bakmamışım şimdi düşünüyorum da. Ben kapının önünde dikelmiş onları takip ediyordum. Hepsinin yüzüne öyle dikkatle bakıyordum ki; kimin babacan, kimin iyi niyetli, kimin kötü niyetli olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Öylece bakıyordum; Evet, artık kız onlara emanetmiş, evet, yaptıklarım için teşekkürler, hayır, kızı öylece bırakmayacaklarmış, evet, bacım iyi iş çıkarmış ama bundan sonrası kendilerininmiş, hayır, gözüm arkada kalmayacakmış… Bu sözler hala bekliyor olmamdan kaynaklanan polis sözleriydi. Nihayetinde Emniyeti arayıp durumu aktarmalarıyla;
“Bakın, Valilikte çalışıyorum, Yargıya ve emniyete güven sorunu yaşıyorum ve bu yüzden bekliyorum. İsmimde Yıldız YÜKSEL, kız size emanet inşallah çözüme kavuşturursunuz.” Sözlerimin ardından oradan ayrıldım ve annemi öptüm. O hem iyi birşey yapmanın hem de arkadaşlarına gururla anlatacağı bir olay çıkmanın keyfiyle başladı yine konuşmaya...
İçim rahat mı? Biraz evet, biraz hayır. Belki iyi bir şey yaptım, belki kötü…
Belki önemsiz gelebilir. Ama benim orada yaşadıklarım; Türkiye’nin Dünya’nın herhangi bir yerinde devamlı yaşanan, maalesef toplumsal bir yaraydı.
Kızın ben de bıraktığı intibaa ise, evet, bir gün yine kaçacaktı. Aklına koymuşların tavırları vardır ya hani…
Eğer ki, misafir beklememiş olsaydım, takibatını da yapardım. Ben misafirlerin bavullarını alıp, alandan ayrılırken kız hala kulübede oturuyordu…
Umarım baba, kızını bağrına basmıştır, umarım ki, kız akıllanmıştır.
İnsan, kızın başına gelecekleri düşündükçe daha bir beter oluyor.
Not: Bazen kader çizgisidir yaşam. Benim işten izin almam, annemin benimle gelmesi, onunla merakından konuşması…
Kader işte Kader.