- Kategori
- Fizik
Nedir bu fizikçilerin halleri?
Bugün ülkemizin en önemli sorunlarından biri de sanırım işsizliktir. Her geçen gün ülkemizdeki üniversite mezunlarının sayısı artmakta ve maalesef ve mezun olan insanların devlet ya da özel sektörde istihdam edilmesi daha da bir zorlaşmaktadır. 10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde KPSS ( Kamu Personeli Seçme Sınavı) yapıldı ve sınava yaklaşık 835 000 aday girip, sınavda ter dökmüştür. Bu adayların hepsi üniversite mezunu olup, kendilerini daha güvende ve gelecek kaygısı yaşamadan çalışabilmek için sınavda birbirleriyle yarışmışlardır.
Ben burada özellikle son günlerde basında da ve politikada da bazı siyasetçilerin söylemleriyle gündeme getirilen ve sınava giren adayların büyük bir bölümünü oluşturan atanamayan öğretmenlerin sorunlarıyla ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle sınava giren adayların bir çoğu özel sektörde çalışmakta ve çalışma hayatından, çalışma koşullarından ve en önemlisi gelecek ile kaygısından dolayı sürekli sıkıntı yaşamakta ve bir çoğunun psikolojisi bozularak yaşamlarına son verebilmektedirler.
Öğretmen atamaları ile ilgili ilginç bir istatistikten yararlanarak sizi ve sizin aracılığınız ile kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum. Öncelikle tablo-1de 2003-2009 yılları arasında atanan sözleşmeli ve kadrolu fizik öğretmeni sayısının yıllara göre dağılımını göstermektedir. Tablo -1 de yer alan veriler MEB’ten alınmış olup, atama sayılarında birkaç ufak hata olabilmesi mümkündür. Çünkü bu tabloda kurumlar arası atamalar değil, ilk atama sonuçları baz alınarak oluşturulmuştur. Yani yeni mezun veya mezun olduktan sonra devlete hiçbir şekilde ataması olmayan adayların, KPSS sınav sonuçlarına göre yerleştirilmesiyle oluşturulmuştur.
YIL
Atama sayısı
2003
18
2004
55
2005
10
2006
20
2007
15
2008
164
2009
196
Tablo-1 deki veriler toplandığında son 7 yıl içerisinde atanan fizik öğretmen sayısının 482 olduğunu görebiliyoruz. Burada önemle vurgulamak istediğim noktalardan bir tanesi bu 482 atamanın son 7 yılda gerçekleştiğidir. Şu an bizim için bu sayının çok ehemmiyeti yok gibi gelebilir ve fazla ya da az gibi yorum yapabilmemiz için yeterli bir veri değildir. O zaman bize bir veri tablosu daha gerekmektedir.
TABLO-1
Üniversite adı
Kontenjanı
Atatürk Üniversitesi
40
Balıkesir Üniversitesi
40
Boğaziçi üniversitesi
35
Dicle Üniversitesi
40
Dokuz Eylül Üniversitesi
40
Gazi üniversitesi
40
Hacettepe Üniversitesi
40
KATÜ
40
Marmara Üniversitesi
40
19 Mayıs Üniversitesi
40
ODTÜ
35
Selçuk Üniversitesi
40
Yüzüncü Yıl Üniversitesi
40
Tablo-2 Türkiye’deki fizik öğretmenliği bölümü olan üniversitelerin isimleri ve o üniversitelerin kontenjanları dolayısıyla mezunlarının sayısını göstermektedir. Türkiye’de sadece 13 üniversitenin eğitim fakültesinde fizik öğretmenliği bulunmaktadır ve bunların her birinin kontenjanı ÖSYM’nin kontenjan kılavuzundan alınmış olup veriler tamdır. Toplam mezun sayısı tablodaki veriler toplandığında 510dur.
Bir yılda fizik öğretmenliğinden yaklaşık olarak mezun olan öğrenci sayısı 500 kişidir. Yaklaşık ifadesini kullanmamın amacı o yıl üniversitelerde bölümünü uzatan öğrencilerin olabilme ihtimalidir. Şimdi ben buradaki farkı daha iyi anlatabilmek için basit bir matematiksel işlem yapacağım. Bir yılda mezun sayısı 500 ise 7 yıldaki mezun sayısı 7*500 = 3500 eder.
TABLO-2
Devletin devlet okullarına aldığı öğretmen sayısı 7 yılda 482 ve o rakamı da yaklaşık olarak 500 kabul edelim. Peki 7 yılda bu atanamayan 3000 eğitim fakültesi fizik öğretmeni ne yapacak? Tabi ki özel sektöre yönelecektir. Burada eğitim fakültesi mezunlarının karşısına bir başka sorun çıkmaktadır ki o da fen fakültesi fizik mezunlarının da fizik öğretmenliği yapabilmesidir. Yani özel sektörde iş bulmak umuduyla dershanelere ya da özel okullara yönelen öğretmenler artık özel sektörde formasyonu olmadan çalıştırılabilen fizikçilerle birlikte eş tutulmakta ve onlarla birlikte bu mücadeleye devam etmek durumundadırlar.
Şimdi burada bu atama sıkıntısı çeken fizik öğretmenleri, artı birde özel sektörde fen fakültesi mezunlarıyla iş kavgası vermekte ve bu kavgadan en karlı çıkan ise özel sektör patronları olmaktadır. Bu kadar öğretmen enflasyonunun yaşanması, dershane ya da özel okulları bir ticarethane olarak gören patronlar 700 lira gibi komik fiyatlara öğretmen çalıştırmakta ve aç kalmak istemeyen öğretmenler belki özel ders umutlarıyla bu işlerde çalışmakta, ek gelir sağlayabilmek içinde akşam 7den sonrada özel derse giderek tüm günü çalışarak geçirmektedirler.
Bu verdiğim bir branştaki örneği çoğaltabilir hatta daha farklı yorumlar çıkarmak için Bakanlıktan ve ösymden alınan veriler arttırılarak branşlar arasında da yapılan bazı adaletsizlikler görülebilmektedir.
Ben buradan tüm yetkililere seslenmek istiyorum.Benim yaptığım basit bir matematiksel hesabı bu ülkenin uzmanları daha ayrıntılı ve daha net yapabilmektedirler. Bakanlık bünyesinde ya da devletin ilgili organlarında ki görevliler hala bu konuyla ilgili hiçbir çalışma yapmadan bu olumsuz sonucu görmezden gelmektedirler. Benim burada gösterdiğim sadece bir sorun ve bunun gibi binlerce sorunları buraya sıralayabilirim. Fakat yaşayabilmek için önce iş ve çalışmak. Bu sorun ülkenin öncelikli gündem maddesi olmalı ve Rusya, Sırbistan ya da Suriye ile yapılan vizeleri kaldırmaya yönelik antlaşmalar, bu kadar üniversite mezunu işsizin olduğu bir yerde pek bir anlam ifade etmemektedir.
Sorunları çözmek öncelikle sorunu tespit etmekle başlar ve eminim yetkililer sorunu tespit etmişlerdir ve çözüme yönelik gerekli çalışmaları yapıyorlardır.