- Kategori
- Haber
Nefesi Kuvvetli Hocalar Aranıyor. Uludağ'a Gidenler, "Kar Helvasına" Fit Oluyor.

Kar helvası...Mübarek yaz kış yeniyor.

“Kayak sporlarının gözde merkezi olarak bilinen Uludağ, kar sıkıntısı çekiyor. Meteoroloji verilerine göre Oteller Bölgesi'nde kar kalınlığı 12 santimetreye kadar geriledi. Kış mevsiminin ortasında olunmasına ve yarıyıl tatilinin başlayacağı bu günlerde zirvedeki bu durum, otel işletmecilerini korkutuyor.”
“Doluluk oranında büyük düşüş yaşanan Uludağ'da pistler de boşaldı. Pistlerde karın kalmaması sebebiyle telesiyejler de çalıştırılmıyor. Çoğunluğu öğrenci olan çok sayıda tatilci, karların bulunduğu bazı bölgelerde kayak yaparak vakit geçiriyor. Bu sene karın yetersiz olmaması sebebiylerezervasyonları iptal edilen otel işletmecileri ise tedirgin olduklarını söyledi.”
Sağ olsunlar. Yazın edindiğimiz arkadaşlardan ricamız üzerine bu bilgileri, sıcağı sıcağına öğrendik. Arkadaşlarımız, ilave ettiklerine göre de hummalı bir hoca arayışı içindeymiş otel ilgilileri. Ve ekliyorlar: ”Esasında İzmir’lilerin bir tek bildiği vardır, o da kar duasıdır. Oraya yağmadıktan sonra, buralara ise nafile “ diyorlar

O zaman, “çaresi ne” diye sorası geliyor insanının. Muhabirlerden edindiğimiz bilgilere göre de otel sahipleri ve diğer işletmeler, köylere adam salmışlar. Nefesi kuvvetli hoca bulup getirsinler diye. Kar duası yapsınlar diye.
RİVALDİ, DAĞ BAŞINDA DA GEÇERLİ: Daha olmazsa, her an için, yapma kar makinelerine müracaat edilecek. Başka çareleri kalmadı. Ama, nereye kadar? Daha da olmadı mı , toprağı eşeleyip bir havuz kurarsın. Yeşilliklerin içinde plaj sefası, piknik sefası yaparsın. Üstüne de sade kahve niyetine Rivaldi’nin 4 mevsim müziği ile uğurlanırsın. Dönüşte de “ ah ne eğlendik, ne eğlendik” dersiniz. Fena mı ?
Muhabirlerimizden edindiğimiz gözlemlere göre de, şimdiki halde Uludağ esnafı, her gün ocak başlarında toplanıp, külbastı yiyen atı anımsatacak ocak hikayeleri ile vakit geçirip, ofluyorlar, pufluyorlar. Arada bir hafiflemek için birer tek atıyorlar. Tavla oynuyorlar. Velhasıl kelam, Uludağ'a çıkanlar, "kar helvasına" fit oldular.
KİMLER VARDI ? Dağda şömine, en büyük zevk köşeleridir. Hele kırmızı sıcak şarap olursa, içme de yanında yat. Namlı kayak hocalarından Muhittin Delibaş’a rastladık. Kar sıkıntısını en çok yaşayanlardan. Aklı fikri hava raporlarında.
Kartal Yuvası’nın İşletme Müdürüne de rastladık. Emrah Ustaya da. Nefesi güçlüler de vardı. Doğa Mağden, Gülberk Bayraktar, Sarp Ozaner, Yahya Usta, Muhittin Delibaş.
.Bayanlar bu yıl uludağ’da çok hızlı. Başlarındaki ışıltılı taçlarla havaları mükemmel. Yeşim Gülrodop, Şule Oldükten, Figen Ayan, Elvan Cihan gözümüze çarpanlardı.
KARDA PİKNİK: Beceren Kafenin terasında Berna Çılgın, Seher Erdoğan, Nergis Kumova, tam manasıyle kar pikniği yapıyorlardı. Kar olmuş olmamış, umurlarında bile gözükmüyordu. Neşelerine diyecek yoktu. Havanın pırıl pırıllığı her şeye bedeldi onlar için.
" Kar desen mafiş / Elemtere şiş, / Kem gözlere şiş / Tamtakır kuruduk, abe bu ne iş / Bu kış işler kazık / Kar helvası bile yapamadık / A be bize değil mi yazık / Kar makinesi / Kar tanesi dedik dedik / Yerimizde saydık / Üç koldan üfleyecek / Şimdi, nefesi kuvvetli hocalar aranıyor / Şartname gereği / Üstelik de verecek garanti / Bir üfleyecek, pir üfleyecek / Nefesi Erciyes'lere erişecek / Ey mangalcılar / Ey kayakçılar / Ey mekancılar / Ey yakışıklı kayak hocaları / İstikbaliniz / Nefesi kuvvetli hocalarla olacak / Oy dingala dingala / Kömür de koydum mangala / Beceren'den sevgilerle / Dingala yavrum dingala.”
Uludağ’dakilere acıdık valla. Onca masraf, rezervasyon iptalleri. Oturduğun yerde şimdi, çelik çomak oyna. Biz de duamızı edelim, hayrımızı gösterelim sevap niyetine dedik, kolları sıvadık:
"Ey Gök Tanrısı Zeus / Beher Kar tanesine / Ayrı ayrı verdiğin şekillere / Ermişlerin yüzü suyu hürmetine / Bakıp bakıp şükrediyoruz halimize / Şu Uludağ’a gelenlere / Bir el atıver ZEUS / Bak mekan sahiplerine / Yanına sarkmış ellerine / Şu ümmetine acı Ya ZEUSi / Yağdır Mevlam kar / Bol keseden olsun / Aza da razıyız / Yan cebime de koy / Oy anam oy / Merak etme sen / Yeter ki çukurlar karla dolsun”
Kim ne karışır? Dua, duadır. İçten nasıl gelirse, değil mi? Eskiden o da tanrıydı. Zeus unutulmadı.
Eskiden Yağmur Tanrısı mı vardı?/ Kalpazan yağmurcular vardı / “Yağmurcu geldi” diye dolaşırlardı / Duruma göre para alırlardı /Yağmurcu geldi,” diye diye / Pabuçları giydirirlerdi tersine / Bir dua, bir dua, daha daha / Sellerde kaybolan kaybolana / Pazarlık yapılırdı yağmurcuyla / Yağmur var, yağmurcuk var / Ahmak ıslatanı var / Çisentili olanı var / Sicim gibi yağanı var / Eşantiyonluk olanı da / Çeeeek ustam bir yağmur / Yağmur üstü az sağanak olsun / Tarlalar sularla doysun / Bazen ipin ucu kaçar / Yağmurcu da bu işe şaşar / Ortalıktan toz olup kaçar / İşte böyle böyle cancağızım / Çıkmadı bir kar yağdıran / Şöyle allı, morlu, fıstıki olan / Sadece icat ettik bir kardan adam / Bir de kaymaklı kar helvasından
Ört ki, ölem !
















