​ Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '15

 
Kategori
Felsefe
 

Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir

Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir
 

Bu dünya kendi nefsine arif olmayanların, herşeye arif oldukları bir dünyadır. Dünya hayatında insansa, cennetle cehennem, şeytanla melek, narla nur arasında salınıp durmakta olan bir sarkaç gibidir adeta. Kimi zaman masivanın  hayatına kattıklarıyla coşku dolu, kimi zaman ademoğlunun tezatlarıyla korku dolu bir haldedir. Ab-ı hayattan mahrum, dünyevi hayallerle sallanıp durmaktadır. Üstüne üstelik dünya narkozu altında, mışıl mışıl uyurken kendini uyanmış sanıp, rüyasına binleri ortak etmektedir.

Günümüz dünyasının, hakikatlere karşı dehşetli bir ihtiyaç duyduğu aşikardır. Bu dünya, insanın bulunmakta olduğu dengesiz halini idrak edip yola çıkması için sunulmuş bir fırsattır. Bu alem sağa sola yalpalayanların, olmakta olana yeter deyip, iç potansiyelini ortaya çıkarabileceği bir mekandır. İnsanın öyle mükemmel bir yaratılmışlığı vardır ki azim, sabır, irade ve aşkla, geçmişe sünger çekmesi, azaptan kurtulması mümkündür.

Bunun gerçekleşmesi içinse, her şeyden önce kişinin kendi nefsini hayat boyu okuyacağı bir ders olduğu şuuruyla idrak etmesi gerekmektedir. Nefsimiz,  cehennemin bir parçasıdır ve çaresizliğin, dibe vurmuşluğun kaynağıdır. Varoluşsal bir seviveyeye, sezgisel bir idrakle ulaşılabiliriz. Bu da nefis kabuğundan arınıp, derinlerde mevcut olan öze seyahatle mümkündür. Kendi fiziksel bilincinden istifa edip içe doğru yol almayanlar, sarkaçta bir o yana bir bu yana sallanmaya devam edecektir.

İçe doğru yol alanı ise ‘’Aşk’’  buyur edecektir. Aşk sanatı, sanatların en derinidir. Çaresizliğin tek çaresi, dibe vurmuşluğun tek çözümüdür. Aşk sanatı, yakınlaşma ilmidir. Allah’a dönme yolculuğudur. Hakk yolunda toz olabilmek, kül olabilmek cesaretidir.

Yolcu, dünyayı boşamalı, dünyayla arasındaki bağları koparmalı ve çaresizlik ile alnını toprağa dayamalıdır. Ağrısının, sızısının, acısının tek ilacının Allah Eczanesinde satıldığını bilmelidir. Ne hastalığı varsa, şifasının irfan lambasının yanmasıyla son bulacağını bir an bile aklından çıkarmamalıdır.

Tekrar ağlayabilme kabiliyeti kazanmalıdır. Gözyaşları Hakk için akmalıdır Tepine tepine ağlamalı, kendi acz ve fakr halini hissetmelidir. Ağlamakla varlık çölünü suladığını farketmelidir. Ağlamakla, arındığını, latif bir hale büründüğünü idrak etmelidir.

Kendisinde gerçek olan tek şeyin ruh olduğu bilinciyle, ruhun ruhuna ulaşana kadar hiçbir şeye tamah etmemelidir. Allah’ın tüm isim ve sıfatlarına sarılmalıdır. Yolda ilerlerken karşısına çıkan kılavuzunu sevgiyle kabul etmeli, insan kemali neymiş ondan seyretmelidir. Bolca gayret gösterip ondan gelecek ilhamı almaya talip olmalıdır.

Görülüyor ki insan ruhu, ilahi olana karşı konulmaz bir güçle çekilir. İşte bu cazibe, sonsuzluğa ulaşma arzusundan başka bir şey değildir. Gayretle, ilimle, sabırla, gözyaşları ve iradeyle ‘’Sultanlığın Sarayı’’na girmeye talip olmak ne muazzam bir şeydir. Bu da ancak ilahi rahmete erişmekle huzura kavuşur.

Kullarım sana beni sorduklarında, bilsinler ki ben şüphesiz onlara  yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip bana iman etsinler. Umulur ki kemale erişirler. (Bakara 186.ayet)

 Ayperi Ferda Oral

Eğitimci Yazar

 Ayperi Ferda Oral/ facebook    

 

 
Toplam blog
: 103
: 6084
Kayıt tarihi
: 06.02.13
 
 

Hacettepe Üniversitesi  İngiliz Dil Öğretmenliği mezunu Ayperi Ferda Oral, üstatlardan, Metafizik..