​ Nerede benim bayramlarım / Bayramlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '09

 
Kategori
Bayramlar
 

Nerede benim bayramlarım

Bu nasıl bir ülkedir? Ve nerede benim bayramlarım?..

Acaba, dünyada bu ülkeye benzeyen başka bir ülke var mıdır? “Cumhuriyet, lâik, demokrat, üniter, hukuk” gibi yaldızlı lâfları anayasasında zikir ettiği halde, hepsinden karaya oturan, başka bir ülke, dünya tarihinde görülmüş hadiseler zümresinden midir? Muhalefeti ile bağımsızı ile iktidarı ile tüm seçilmişlerin, kendilerini seçen biz millet fertlerine rağmen, bizlere zulüm etmek hakları var mıdır? Ağzı olup da aklı olmayanların, bilgisi ve ilgisi olmayıp da fikri bulunanların, bu maşeri ve mahşerî ortamda, her aklına gelenin, her aklına geldiğini konuşması, gerçekten düşünce özgürlüğü müdür?.. Yoksa kâinat üzerinde misli görülmüş, ilk ve tek düşünce özürlülüğü müdür? Bu ne ağır, bu ne acımasız, bu ne amansız, bu ne fecî, bu ne zalim, bu ne erzel, bir hoyratlıktır. Bu öyle bir hoyratlıktır ki; filin züccaciye mağazası serüveni bile bu hoyratlık karşısında espri gibi kalmaktadır. Zîra bu hoyratlık karşısında, halen ve istikbâle dair, paramparça ve perme perişân olan, tüm milletin sosyâl, manevî, şahsi, iktisadî, ailevî, dinî, içtimaî, tarihi, millî vbg. tüm değerleri değil midir? Bu gidişat bir milletin ciğerinin ortasından, düpedüz ve en ağır zelzelenin fay hattını, alenen inşa ederek, geçirmek değil midir?.. O zelzelede “ötekileştirilenlerin”, millet işlerini büyük bir maharetle kıvırdığını zannedenler, hangi güçleri ve tarafları ile ayakta ve hatta hayatta kalabileceklerini zannetmektedirler. Bu zelzeleden tüm millet, yani bütün taraflar, bütün ötekiler, bütün berikiler, heba, rezil, sefil olup, acınacak hale düşmeden ve çok ciddi bir iptizale bulanmadan çıkabilirler mi?..

Aslında efendi olması gereken Efendiler ve Hanımefendiler, tüm cumhuriyet tarihimizin reis-i cumhurları, başbakanları, bakanları, vekilleri, parti genel başkanları, Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yargıtay, Sayıştay, Danıştay Mensubîni, Cumhuriyetin bütün gelmiş geçmiş onursalları, savcıları, hakimleri, baroları ve avukatları, Adliyesinden Maliyesine, Dört gücü ile Türk Silâhlı Kuvvetlerinin General ve Amirallerinden neferine kadar tüm fertleri, MİT ile emniyet camiası, gümrük memurları, itfaiye erleri, yaşam emekçilerinden hemşire ve doktorlarına kadar, akla gelebilecek tüm devlet kurum ve kuruluşlarının çalışanları, Rektöründen profesöründen, üniversite kapıcısı ve talebesine kadar, tüm YÖK bünyesi, Keza sendikalar ile sivil toplum örgütleri, TÜSİAD, MÜSİAD sakinleri, ancak bütün bu mercîlerden çok daha önce ve her zaman 1.Güç olmak sevdasındaki medya mensuplarına, bu milletin bir vergi mükellefi olan ferdi olarak soruyorum. Vatandaş vergi ödemese, ya da reklâm vermese, ya da sandığa gitmese, yukarıda sözü edilenler olabilir mi? Asla olamaz. Çoğunun esamesi bile okunamazdı. Ve tabii bu durumda onların bu akıllarına, tavırlarına göre, esamelerinin okunmaması, bir kayıp da olmazdı!...

O zaman bunlar kimler? Bunların bu çalımları, bu afraları tafraları ne menem bir iştir? Sabahtan akşama kadar, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan, yanlış ve de çarpık beyanatlar vermeler, yararsız hatta zararlı nutuk çekmeler, ne içindir? Ona buna şuna karşı, elde bir kâğıt ya da bir dosya ile çamur sıvamanın, ama sıvadığın çamuru ispatlayamamanın, kerameti nedir? Bir öteki oluşturup, bu hayâle karşı, onulmaz bir şekilde, bir nevî harp ilân etmelerin, gerçeklerle bağdaşır tarafı, hangi tarafıdır? Onların tarafına göre, Sizin tarafınızdakilerin suçunu örtme sevdası, adam kayırma aklı, neden ve hangi minnet borçları sebebiyledir? Bizzat ve kasten, kavgayı başlatıp, sürdürürken, karşı tarafı uzlaşmaz, bağdaşmaz ilân etmek ve bunu külliyen cemiyete kabul ettirme akl-ı nakısına takılacak madalya var mıdır? Varsa bu madalya hangi madalyadır ve hangi kâmilin elindedir? Pardon bu ülkede varsa insan-ı kâmil nerededir? İslâm’ı yandaş ya da karşıdaş kabul eden, Müsliman ya da lâik akıl, hangi renk ve cinsten nereye takılacak bir akıldır? Hak etmemiş hiçbir etnik grubu, bu zamana değin, kendinden ayırmamış olan, bu milletin tüm fertlerine karşı, ısrarla etnik tavır ile hareket etmek, hangi düstur ile tarife şâyandır? Sabahtan akşama kadar, Atatürk’ü istismar edip de; paraların, pulların üzerinden, resmî daire ve okullardan, ölümü sonrası, Ata’nın resimlerinin kaldırılmış olduğunu görmezden gelmek ve hatta Atatürk’ün bilerek öldürülmesine göz yummuş olmayı bile es geçmek, hangi salak ya da hain hafızaya işarettir? Bütün tarafların bunca vatanperverlerine rağmen, Fatihi hatırlamıyor olmaları, halk için sadece bir tesadüf eseri midir? Pekiyi, geçtiğimiz asrın hitamına, bir çeyrek kaladan beri, lisenin halâ üniversiteye talebe, üniversitenin de liseye hoca verememesini izaha yeterli bir mazeret var mıdır?.. Ve neden her devirde adalet çok fazla geç tecelli etmektedir? Failleri meçhul cinayetler, kezzap kuyularında yok edilmişler, sağ sol derken ölmüşler, sayıları OtozBin’e yaklaşan bu mevtaların akıbetini, yukarıda ismi ve titri geçen mesullerden kaçı sormuş, soruşturmuştur acaba? O ölmüşlerin müktesep haklarının ilk başında, yaşam hakları varken, öldürüldüklerinde Onların bu mutlak ve müktesep hakları sorgulamayanlar, Onların katileri aranırken ve muhtemel bulunanları hapis edilirken, hangi telâşla bu araştırma ve dava konusuna karşıdırlar acaba? Adına türban denilen, İslâmî olarak hiçbir kıymet-i harbisi de olmayan, YetmişBeş santimlik bir bez parçası için, yok ettiğimiz evlâtlarımızın istikbâlleri ise, bütün tarafların kudretine delil mi teşkil etmektedir, Sizce?..

Halk Hakk hakkı için, hangi birinizin cemazi-yel-evveline baksa; mutlaka bir çapan oğlu bulacaktır. En sütten çıkma olduğu zannedilenler bile, fikriyatı, zikriyatı, hatta icraatı ile bu millet ve ülkenin çırasını alenen yakmakta, hiçbir sakınca görmemektedir. Ezcümle herkesin dibi karadır. Ve bu sebeple de herkes, aynanın karşısına geçip, önce dibine sonra da kendi yüzüne bakmalıdır. Şayet yüzü ak fikri pak ise; suret-i Hakk ile bu ülke ve millete, öncelikle hayırlı olmaya, müfid olmaya çalışmalıdır. “-Bu adam neden şimdi dellendi de bu yazıyı döşendi?” demeyin. Sultan Vahdeddin’in, bu ülkeyi kurtarmakla görevlendirdiği Atatürk’ü, Samsuna yollaması ile başlayan, millî mücadelemizin, gençliğe armağan edilmiş bir bayramıdır bugün. Onun için bu yazıyı yazdım. Belki her öteki, bugün sözünü ettiğim aynada gerisine ilerisine bakar da, külâhını önüne koyar da, hatalarından arınır da, millet adına ve gerçekten bir bitmeyecek bayramı başlatabilir bu gün. Yoksa artık hiçbir bayramın değeri olamayacak gönlümde benim.

Haydar Volkan

Çiftehavızlar: 19.05.2009

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..