- Kategori
- Sosyoloji
Nerede Eksiğiz?
' Fazlalıklarını', insanın kendisinin bilmesi tahminimce daha kolaydır. Peki eksiğimiz ne veya nerede? İkisi arasındaki denge, dualite ile bütünlenmiyorsa, cevap: Realitede...Evet biraz realite!.. Hem de doğrudan ve çok açık bir şekilde.
Toplumda statümüz, rolümüz ne olursa olsun; zeka ve yeteneklerimiz ne ölçüde olursa olsun; bir noktada takılı kalıyoruz. Kimi zaman; ne sahip olduğumuz meslek, ne aile , ne sanat, ne eylemlerimiz bana mısın demiyor; işte o noktada. Dengeyi sağlamakta zorlandığımız yer; eksik yanımızı görmekte yani realiteye sahip çıkabilme gücümüzde. Önce duygusalllığımızı çözümleyeceğiz. Duygulu ve duyarlı olmak olağan ve vicdani fakat doz aşımı; 'duygusallık' yani kısa tanımlama ile ' duygularla fazla meşguliyet ' çözülmesi gereken nokta diye düşünüyorum.
Maceraperestlik, hayalperestlik adeta genlerimizde var. En iyi yaşam şartlarına sahip olan da olmayan da bu konuda pek farklı değil. Belki de özgün ve özgür olma kaygısı insanı motive ediyor. İyi ama insan görünen gücünün altındaki gücü, ya eziyor görmüyor ya da o güce gereğinin dışında yüklenip çabuk tüketiyor bu şekilde. Bir nevi kendini sabote etme durumu...İnsanoğlu yaratılıştan zaten bir sapma payı ya da şaşkınlık dediğimiz ' insan beşer şaşar' doğasıyla var oluyor. Bu sapma payını, düştüğümüz okyanusta akıl almaz bir mücadele ya da yenilgi ile karşılamak bir başarı ya da başarısızlık olarak kabul ediliyor veya görülüyor.
Bilgi her yerde, yaratı her yerde buna rağmen bu denli hızlı erişilebilirlik imkanına rağmen bunu kullanmayı ve yönetmeyi bilmek bir yana, aksine neredeyse herkesin ve neredeyse her konuda, allame i cihan kesildiği bir bilim ve sanat arşivi oluşuyor hafıza çöp depolarında.
San'at 'yapıyoruz' mesela...'' O güzel insanlar o güzel atlara binip gidiyorlar '', fazla san'dıkları için! Bil'im ' yapıyoruz' fazla bilmek eksiğimiz olmuş. Yanısıra ciddi bir kimlik bunalımı almış başını gidiyor toplumda, eğitimli ya da eğitimsiz çok fark etmiyor bu konuda.
Peki! Napıyoruz? Yaşıyoruz, işte...Hem de sessizce değil seslice, büyük bir gürültüyle, şamatayla, beynimizin gürültüsü ile.
Kendimizi bir mirasçı ya da misyon sahibi görsek bile daha iyi!... İlla bir tarihi veya edebi bir şahsiyet olarak göreceğiz çoğumuz. Bir şah veya veliaht yerine geçip yeniden bir tarih veya edebiyat yazacağız adeta!...Bu sefer olmamış, bir dahaki, sefere! Ya da fazla olmuş! Eksiği ne? Fazlalığı. Ya da fazlası var eksiği yok. Nur topu gibi bir aymazlık... Psikiyatride bir hastalık emaresi fakat öyle mi?! Akıl tutulması en fazla ; fazla tutulmuş akıl yani duygular ipini koparmış! İkisi yarış, rekabet halinde yani çatışmada ... Tırnak içinde delilik, akıl karı yanında!...
Kral çıplak, yok olamaz! Biz oyunda şah olalım yeter.
Dillere destan şaheserlere diz çöktürüp dünyayı kurtarıp dur diyeceğiz, sen çok döndün biraz da biz dönelim! Ya da feryat figan, gelin görün uzaydan bakın bize, kader utansın hezeyanı... Bilimde, teknolojide vs.de çoğumuz uzman, uzman olamayan da zalimin zulmünden...!
Şikayetlerimiz var bizi biz yapan, bizden olmayan umutlarımız var!
En güzeli, biz varız; olmalıyız. Kendimize gülen, ağlayan, acıyan, merhamet eden , öfkelenen, gereğinde zeytinyağlık yapıp üste çıkabilen. Biz böyleyiz ve böyle güzeliz.
İstanbul'u yeniden fethetmesek de, ilk şiiri biz yazmasak da, tekerleği biz icat etmesek de, yerçekimini biz keşfetmesek de, yerin bizi çektiği kadar hafif ve güzeliz.
Biz bu devrin ya da bir devrin ' güzel' insanlarıyız ya da öyle olmalıyız. Güzellikler bizimle, hepimizle olsun.