- Kategori
- Eğitim
Nereden nereye
Yazarı: Musa Uysal
Yazar, Çorum’un Mecitözü ilçesine bağlı Devletoğlu Köyü’nde doğdu. İlkokulu komşu köyde halasının yanında okudu. Kastamonu Gölköy’de Köy Enstitüsü’nü okudu. Türkiye’nin birçok yerinde öğretmenlik yaptı. Bu kitabı yazmasında öğretmen Mahmut MAKAL ve eşi Naciye MAKAL’ın tavsiyesi etkili olmuştur.
Bölüm-1: Köy Enstitüsünü başlamadan önceki hayatı.
Yazar komşu köyde halasının yanında okurken hafta sonları annesinin yanına elbiselerini yıkatmak için gelirdi. Büyükler tarafından anlatılan cin, peri hikayeleri onu korkuturdu. Yolda hep Ayet-el Kürsü’yü okurdu. Babası, dedesi ve büyük dedesi hep hocaydı. Yazara ilkokulu bitirinceye kadar dedesi din eğitimi vermiştir.
Yazarımız, bir hafta sonu yine köye geldi. Babası ona para verdi ve ihtiyaçlarını gidermesi için şehre gönderdi. Şehre giderken ilk defa kamyona bindi. Çok heyecanlıydı. Şehirde alacaklarını aldığında, köyde hiç görmediği radyoyu gördü. Arkadaşlarının yanına döndüğünde bunları tek tek anlattı. İlkokulu bitirdikten sonra köye döndü. Babası onu ortaokula, liseye ve Darülfunun’a gönderecek, Fıkıh ilmini almasını sağlayacaktı. Fakat aygancılık (tütün kaçakçılığı) yaptığı için bir gün yakalandı ve hapse atıldı.
Yazarın bütün hayalleri suya düştü. Eğitim hayatı bitmiş görünüyordu. Birgün babasına ceza evine yorgan götürdü. Busırada öğretmeni Hami Bey haber salmış. Yazar yanına gitti. Öğretmeni Kastamonu Gölköy’de Köy Enstitüsü’nün açıldığını, okumayan köy çocuklarının buraya gideceğini söylemiş. Yazar heyecanla babasına durumu anlatı, annesine anlatı. Onlar karşı geldiler. Maddi imkansızlıktan dolayı yazar ahırdaki gelecekte öküz olacak danayı pazara çıkarttı ve 1200 Liraya sattı. Bir kısmını eve bıraktı, bir kısmını da yanına aldı ve ilçeye gitti. Evraklarını tamamladı. Çorum’da valinin de yardımıyla eksiklerini tamamladı. Kastamonu’ya gitmek üzere tren garına geldi. Buradan trenle aktarmalı olarak Çelikli istasyonuna, oradan ırmak istasyonuna, daha sonra Trabzon’dan gelen trenle Kastamonu’ya gideceklerdi.
Bölüm-2: Köy Enstitüsü’nde yaşananlar.
Çorum’dan başlayan bu yolculuk asker kaçkını, diye anılan Cemal Karabulut ile Kastamonu’ya kadar sürdü. Kastamonu’dan Gölköy’e yaya olarak iki saat yürüdüler. Burada bekledikleri okuldan çok farklı bir eğitim alanı onları bekliyordu. Burada ziraat, inşaat, elektrik ve bunun yanında okul eğitimi gibi herşey vardı. Yazar ve arkadaşları birara geldiklerine pişman olur gibi oldular. Okula girdiler, görevliler herkese yerlerini gösterdi. Görev dağılımını da yaptı.
Artık okula alışmış, arkadaşlıklar gelişmiş, herkes kendini buranın bir ferdi gibi görüyordu. Fakat memleket özlemi de dayanılmayacak kadar büyümüştü. Yılda kırk beş gün her öğrenciye evci izni veriliyordu. Yazara ve bir grup arkadaşına Aralık ayında denk geldi izin. Öğretmenlerin ve arkadaşları, karın fazla olduğunu, gitmemeleri gerektiğini, söylese de arkadaşı Ali Güneri ile birlikte İnegöl üzerinden yola çıktılar. Yolda kar çok fazlaydı. Beş km kendir arabaları ile gittiler. Atlar daha fazla gidemeyince doksan km’lik yolun kalan kısmını yürüyerek gittiler. Yolda birçok zorlukla karşılaştılar. Karakol’a düştüler, aç kaldılar, hanlarda kaldılar, her türlü zorluğu gördüler, fakat sağ salim köye varmayı başardılar.
Bu dönem kıtlığın yaşandığı, yetmiş yılın karının yağdığı, savaşların olduğu bir yıldı. Herkes Alman sempatizanlığı yapıyor. Almanya’nın savaşı kazanacağını düşündüğü 1942 yılıdır. Yazarın köydeki izni bitti ve tekrar yola çıktı. Arkadaşı Cemal Karabulut yine yol arkadaşıdır. Yanlarına ne kadar azık alsalar da yolda yine azıkları tükendi. Yine birçok sıkıntı ile karşılaştılar. Ahırlarda yattılar, sonunda okula ulaştılar, eğitime devam ettiler. Arkadaşı Ali Güneri’yi elektrik çarptı ve öldü. Oraya gömdüler. Kendi köyüne götürmediler. Yazarın okulu bittiğinde Ali’nin anne babasının yanına uğradı. Ellerini öptü, fakat onlar çok üzgündü. Oğullarının dönmemiş olması ve oğullarının soğuk yüzünü görmemiş olmak çok acı veriyordu. Yazar her yıl 17 Nisan Köy Enstitüleri günü hiç mutlu olmaz, hep Ali’nin yanmış bedeni gözlerinin önüne gelir, ağlarmış.
Bölüm-3: İlk Öğretmenlik Yılları.
Okulu bitirdikten sonra ilk olarak kendi köyünde görev yapmaya başladı. Köyde başka bir öğretmen daha vardı ve çokta çalışkan biriydi. Ama bu öğretmen bütün işleri Maarif Müdürlüğü aracıyla köylüye zorla yaptırdığı için kimse onu sevmiyordu. Bir gün yine Maarif Müdürlüğü’ne, okulun lojman ihtiyacı olduğunu, fakat köylünün yardım etmediğini bildirir. Bu sırada da köylünün mahsulünün hasat zamanıdır. Maarif Memuru köye gelir köylüye hakaret eder, yapmak zorunda olduklarını söyler. Yeni atanan Musa Uysal Maarif Memuruna karşı gelir, herkesin mahsulü dağda, hasat yapılmazsa kışın köylü ne yiyip ne içer, diye durumu izah eder. Bu olayın üzerine herkes önce hasadını yapar daha sonra da lojman yapılır. Artık köylü yeni öğretmenin bu tutumundan dolayı onu çok sever. Ne derse yapalar. Maarif memuru da artık köylünün işine karışmaz. Daha önce çocuklarını okula göndermeyen aileler çocuklarını okula gönderdiler. Bu köyde kısa bir süre kaldıktan sonra Maarif Memurluğu onu Bekiş Köyü öğretmeniyle yer değiştirdi. Kendi köyünün halkı bu durumdan pek memnun olmasa da Bekiş köyü öğretmeniyle yer değiştirdi. Yeni geldiği bu köyde eski öğretmeni kimse sevmiyor ve çocuklarını okula göndermiyordu.
Musa öğretmen yeni geldiği bu köyde önce ailelerle görüştü, onları ikna etti ve çocukların okula gelmesini sağladı. Bekiş Köyü halkı onu çok sevdi. Onunla iyi anlaşıyorlardı. Köylü çok şakacı olduğundan yazarın vakti güzel geçiyordu.
Bölüm-4: Musa Uysal, Fakı Ahmet Köyü ve Sakarya Hendek, Kadifiye Köydeki Fakı Ahmet, köy muhtarı Mustafa Sar, kendi köylerine okul açılması.
Okulunu kendisi yaptırmıştır. Milli Eğitim’e başvurmuş, okulu yaptıklarını ve bir öğretmen istediklerini, bu öğretmenin de Musa Uysal olduğunu söyler. İsteği kabul edilir. Yazar bu köye tain edilir fakat köy halkı bundan memnun değildir. Yazarın gitmesini hiç istemezler. Yazar yeni geldiği bu köyde halkla kaynaşıyor. Bu köyün insanları öğretmenlerini çok seviyorlar, çok da şakacıdırlar. Bu köyde görev yaparken askere gidiyor. Yedek subay olarak Amerikalı askerlerle acemi birliğini tamamlayıp, usta birliği olan Sapanca Kurt Köy tank savar birliğine veriliyor. Burada kendisine bir ev tutuluyor. Buranın insanlarıyla kaynaşıyor. Halk yazarı çok seviyor. Yazar da hem bu çevreyi hem de insanları çok sevdiğinden askerliğinin son dönemlerine doğru tain emrini istiyor. Tayin emri Sakarya’ya veriliyor. Burada torpille kalacağını anlayınca, hiç alışık olmasa da torpille Hendek’in Kadifiye Köyüne atanıyor. Burası yolun izin olmadığı, uzak bir köy, fakat insanları çok iyi, köyün yeri çok güzel, köyün girişinde halk davulla zurnayla karşılıyor. Öğretmen burada evlidir. Herkes yoğurt süt ayran getiriyor, kimse ücret almıyor, çocuklarını okuttuğu için para almayacaklarını söylüyor köylü. Yazar bir gün ilçeye gidiyor. Dönüşte çok olduğu için çok zorlanıyor. Yanındaki köylülerle, zorlukla köyün altındaki kara dereye geldiklerinde köy halkına sesleniyorlar. Köy halkı gelip sırtında köye çıkartıyorlar.
Bölüm-5: Memlekete Dönüş.
Üç yıl Kadifekale köyünde kalan yazar, memleketini özlemiştir. Çocuklarını köye götürmek ister. Garip bir şekilde gurbet kalmasınlar istiyor. Tain istiyor. Durumu uygun görüldüğünden, Çorum’a tain emri çıkıyor. Burada iyi bir yere yerleşmesi için yine torpil gerekmektedir. Bu sefer torpil bulamıyor, kendisi bizzat valiye çıkıyor, durumunu açık açık anlatıyor. Vali öğretmenin açık sözlü olması dolayısıyla, Çorum’un Yeşilyayla Köyü’ne yerleştiriyor. Bu sırada yazarın henüz onanmamış 8 yılcezası vardır. Yargıtay onaylarsa ceza evine girecektir. Bu gelişmeler sırasında arkadaşlarının bazıları selam vermiyor ve onu görmezden geliyor, bazı arkadaşları da ondan uzak duranların aksine daha samimi ve daha sık görüşmeye dikkat ediyorlar. Yeşilyayla köyünde okulu açtı, çevre köylerden kayıtlar aldı. Okul rengarenk olmuş Türk, Kürt, Çerkez bütün çocuklar bir arada uyumlu bir şekilde okuyorlardı. Bu köyün insanları diğer yerlerin insanları gibi kimseyi düşüncelerinden dolayı yargılamıyor, şikayet etmiyor, tam aksine saygı duyuyorlardı. Yazar burada görevini halkla uyum içinde tamamladı. Yeşilyayla insanıyla, doğasıyla güzel bir yerleşim yeridir. İşlerinin yoğunluğundan arkadaşlarıyla görüşemiyor vefat eden arkadaşlarının cenazesine dahi gidemiyordu. Meslektaşlarından Şerafettin Kavaklı’nın beyninde tümör vardı ve ameliyat edilmesi gerekiyordu. Yazarımız ameliyatını yaptırdı fakat ameliyat masasından kalkamadı. Vasiyeti üzerine memleketine akrabalarına yazarımız tarafından teslim edildi.
Aralık 1963 yılında yazarın tayini Ankara Keçiören Sakarya okuluna çıktı. Yazar yol bilmez iz bilmez düştü yollara. Sorup sual ederek okulunu buldu. Adı sanı Milli Eğitimce de bilinmeyen bu okula müdür olarak Milli Eğitimce yerleştirildi. Sakarya Okulu aslında çocuk ıslah eviydi. Bu okul diğerlerine benzemiyordu. Burada gardiyanlar, işçiler, ceza evi memurları ve aslında suç işlemek zorunda kalan öksüz, yetim çocuklar vardı. Bu okulda eğitim uzun süre kalanlara diploma verilinceye kadar, kısa süre kalanlara da cezası bitip uygun bir okula yerleştirilinceye kadar veriliyordu. Yazar bu dönemde bozuk olan bu sistemi protesto eden bir grubun yanın da yer aldı. Bu durumdan dolayı kısa bir süre sonra Van’a sürüldü. Bu geldiği yer de geldiği yerle aynı amaca hizmet eden bir okuldu ve diğerinden hiçbir farkı yoktu. Birgün çarşıya çıktığında daha önce görev yaptığı yerden tanıdığı Aydın’ı gördü. Aydın babası ölmüş, annesi başka biriyle kaçmış, ablası kötü yola düşmüş bir ailenin çocuğudur. Aydın yazara; kimse bize sabıkalısın diye güvenmez, iş vermez, ben de kışa yakın bir zamanda küçük bir suç işlerim, kışı ıslah evinde geçiririm, diyordu. Ve öyle de oldu. Burası yazarın son görev yeridir.
6. Bölüm: 1970’li Yıllarda Yaşananlar.
Artık yazar emekli olmuş ve TÖB-DER başkanıdır. Bir gün onu Emniyetten çağırırlar. Kızının Konya’dan getirildiği, kominist bir grubun üyesi olduğu söylenir. Aslında kızının ne koministlikle alakası vardır ne de koministlik’i bildiği vardır.
Bu dönemde Ferit Melen hükümeti baştadır. Ferit Melen anarşinin başı olarak öğretmenleri gösteriyor, koministlikle suçluyor, dernekleri basıyorlar, öğretmenleri alıp götürüyorlar, olmadık işkenceler ediyorlardı. TÖB-DER de dergisi de asıl anarşinin başı Ferit Melen’in kendisidir, diye yazdılar. Hükümetle öğretmenler zıt kutup haline geldiler. Birgün yazar dernekten bir grup arkadaşıyla muhalif parti (CHP) genel başkanı Bülent Ecevit’i evinde ziyaret etti. Durumu izah ettiler. Bülent Ecevit gelenleri çok mütevazi karşıladı. Şu an yapılacak bir şeyin olmadığını, her şeyin hükümetin tekelinde olduğunu söyledi ve kapıyı kadar gelenleri yolladı. Yakın zamanda seçim yapıldı.
Melen hükümeti yıkılmış yerine Ecevit Hükümeti geçmişti. Öğretmenler durumdan memnun olsa da yeni iktidara gelen hükümetin başbakanı, benim kimseye ödeyecek bir diyet borcum yok, diyerek öğretmenleri karşısına almış ve öğretmenler Ecevit Hükümetinden umduğunu bulamamıştır.
7. Bölüm: 12 Eylül Dönemi.
Yazar bu dönemde elini eteğini her şeyden çekmiş emekliliğin tadını çıkartmaya çalışıyordu. Antalyada bir sahil kenarına çadır kurmuş ailesiyle birlikte tatil yapmaktadır. Yazara bir gün haber gelir: Antalya Tıp Fakültesinde okumakta olan kızı Leyla tutuklanmıştır. Ailesi ve yazarın arkadaşları duruma çok üzülmüşler. Ama yazarı ve Leyla’yı sevindiren, gardiyanların polislerin Leyla’ya gerekli kitapları getiriyor olması ve onu sıva götürmeleriydi. Leyla daha sonra cezaevinden çıktı. Bu sırada Kenan Evren 12 Eylül darbesini yapmıştı. Kenan Evren; aslında mevcut sistemin bozuk olmasından, hükümetin olaylara müdahalesinin yetersiz ve pasif olması dolayısıyla darbe gereklidir, demiştir. Bu dönemde, sağcıya sağcısın, solcuya solcusun, diye işkence ediyorlar. Sağcı solcunun çektiği acıya, solcu sağcının çektiği acıya dayanamıyor. Kenan Evren bir röportajında, ihtilal için halkın desteği gereklidir. Bizi halk destekledi, demiştir. Hak ve aydın kesim madem öyle, siz neden halkın üzerine istila ordusu gibi yürüyorsunuz, diyordu. Yazarın aklında hakkında verilen hapis cezası her an onanabilir, yazar cezaevine girebilirdi. Yazar bu düşünceyle evden ayrılmıyor hatta kızının kınasına dahi gitmemişti. Bir gece kapı çalındı, gelenler polisti. Yazar toparlandı, gitmek istedi, polisler bir çay demle içelim, öyle gideriz, diye yazarı sakinleştirdiler. Sonra çayı içip karakola gittiler. Burada yazara çok iyi davranıldı. Gardiyanlar polisler yazara yol gösteriyor ve yardımcı oluyorlardı. Ona kimseye, solcuyum, deme diye tembih ettiler ve yazarın hapishane hayatı başladı.
8. Bölüm: 8 Yıllık Cezaevi Hayatı.
Cezaevi hayatının ilk yıllarını Antalya cezaevinde geçirdi. Burada halkın birçok kesiminden insanla tanıştı. Herkesle iyi anlaşıyor, herkes de onu seviyordu. Mahkumlar yazara hiç nöbet tutturmuyor ve cezaevinde hiçbir iş yaptırmıyorlardı. Yazar da eğitimli olması dolayısıyla, oradaki mahkumların dilekçelerini yazıyor, adli ve hukuki yazışmalarını, yapıyor bundan da hiç ücret talep etmiyordu. Kimsenin kimseyi ezmesine izin vermiyordu.
Cezaevi müdürü bir gün yazarı yanına çağırdı ve ona: Başka bir cezaevine gönderileceğini, tecrit dönemini burada geçirmesini, aksi halde gittiği yerde sorun yaşayabileceğini söyledi. Yazar tecrit dönemini burada geçirdikten sonra Çanakkale cezaevine nakledildi. Altı yılını bu ceza evinde geçiren yazar burada da çok sevildi saygı gösterildi. Her ne kadar da sol görüşlü bir siyasi olarak ceza evinde kalıyor olsa da çok fazla bunun sıkıntısını yaşamadı. Bu cezaevinde yatanların çoğu arkadaşı ve meslektaşıdır. Yazar burada önceki cezaevinde olduğu gibi seviliyor sayılıyordu.
Koğuş arkadaşlarından bir tanesi meslektaşının oğlu Avni Akyol idi. Avni Akyol tahliye olurken yazar ona bir kartvizit yazmıştı. Avni Akyol da karikatürist olduğundan, sergiler açıyor, eserlerini sergiliyor, yazarın açık adresi ve kimliği yazılı kartvizitte sergileniyordu.
Bu sergide kartvizit üzerindeki adresi gören öğrenciler, genç kızlar, ev hanımları mektup yazıyorlar, yazar da vaktini bu mektupları okumak ve onlara cevap vererek geçiriyordu. Bu da yazarı mutlu ediyor, cezaevi hayatına renk katıyordu. Yazar bu cezaevinde de onurunun incitilmemesi için elinden geleni yaptı. Altı yılın sonunda cezaevi müdürü odasına çağırdı ve açık cezaevine nakledileceği müjdesini verdi. Yazar ve arkadaşları bu duruma çok sevindi. Yazar buradan önce İstanbul Sağmalcılar cezaevine oradan da İmralı’ya geçecekti. İki ay kadar Sağmalcılar cezaevinde kalan yazar burada da dik duruşundan taviz vermedi. Daha sonra İmralı’ya gitme ümitlerini kaybeden yazar, dışarıda bulunan avukat arkadaşlarını devreye koyarak, İmralı’ya naklini yaptırdı. İmralı’da kısa bir süre kütüphanede kaldı. Daha sonra bütün mahkumlar gibi o da çalışmak istedi, haksızlığa tahammülü yoktu. Yazarın bu tutumu ve çalışkanlğı herkes tarafından sevilmesine ve saygı duyulmasına imkan sağladı. Cezaevi müdürü polisler ve gardiyanlar, kendi arasında karar alarak, yazarı ada içindeki küçük bir eve verdiler. Yazar cezasının kalan kısmını bahçıvanlık yaparak, evin çevresine gelenlere çay ikram edip muhabbet ederek, hayvanlarla uğraşarak geçirmeye devam etti. Kitabın adının da işaret ettiği gibi yazarın hayatı NEREDEN NEREYE…