- Kategori
- Oyunlar
Ney na'nın na (!)

http://4.bp.blogspot.com/_sobe.jpg
Saymaya başlıyorum, herkes saklansın! Vallahi hile de yaparım he! Çabuk olun!
Bir, iki, üç, dört, beş…
Önüm, arkam, sağım, solum SOBE!
(Hiç birinizi aramayacağım işte! Uzaktan yaklaştığınız an, sobeleyeceğim!)
Ney na’nın na…
…
Onlar kendilerini arayacağımı sanadursunlar, ben size geçen başıma gelen bir olayı anlatayım.
Ney na’nın na…
…
Günlerden Pazar. Pazarlardan tatil. Tatillerden de en serserisi. Hazır bu serseri tatil gününü ele geçirmişken biraz okuyayım, biraz da yazayım diye düşünüyorum.
…
Aklımda birkaç konu var, denemek istediğim. Bu ara fantastik edebiyata takmış durumdayım. Hani şu Yüzüklerin Efendisi tarzında, mistik öyküler. Orta Batı hikayeleri. Bunun bizdeki versiyonu Anadolu Mitleri olur ki; ne kadar çok, el değmemiş, okur gözüne girmemiş, medeniyetin kulağına çalınmamış mitlerimiz olduğu düşünülünce, nasıl bakir, nasıl dokunulmamış maden yataklarının üzerinde oturduğumuzu varın siz hayal edin!
Ney na’nın na…
…
Bir başka konu ise, son zamanlarda dikkatimi çeken güncel hayata yönelik komiklikler. İnsanın olduğu her yerde mizah vardır, diyorum ya, gerçekten öyle. Gün içinde öyle çok anlık espri, fıkra gelip geçiyor ki; o an katılırcasına gülüyorum, sonrasında “bunu mutlaka yazmalıyım” diye bazen aklımın bir köşesine bazen de telefonun taslaklar bölümüne kısa metinler halinde not alıyorum.
Ney na’nın na…
…
Ama giremiyorum Anastasia! Daha evvel hiçbir tecrübesi olmamış ve zifaf gecesinde çuvallamaya aday bakir delikanlı kadar beceriksizim! Yazmayı tasarladığım konuların neresinden başlayacağımı bir türlü bilemiyorum. Gelişme bölümleri var, hatta sonuç bile aşikar, ama giriş, nanay! Hani bir girebilsem, çocuk doğacak, garanti! Ama girişi bulamıyorum ki(!)
Ney na’nın na…
…
İşte o Pazar gününün serseri uyuşukluğu içinde, giriş problemiyle kıvranırken, Haluk Hocam aradı. Hangi Haluk mu? Seki! Hikaye erbabımız, Haluk Seki.
Ney na’nın na…
…
“Haluk Hocam, Allah arattırdı vallahi!” dedim.
“Hayırdır” dedi.
“Hiç hayır değil! Kafamda yazmayı planladığım bir sürü konu var, gel gör ki; girişlerini yapamıyorum!”
“Allah Allah! Böyle sıkıntın olmazdı senin!”
“Vallahi bilmiyorum. Sanırım tıkandım. Tıkandı Baba türbesine gitsem işe yarar mı ki?”
“Yok, bence nefesi kuvvetli bir “Hacı” doktor lazım sana”
“Nerden bulacağım ben onu?”
“Sorduğun soruya bak! Senin hemşerin var ya!” demesin mi? Şaşırdım, şok oldum.
“Kim ki? Ben tanıyor muyum kendisini?”
“Nasıl tanımazsın? Daha bu yaz Hacca gitti geldi. Bu ara taklitlere takmış durumda kendisi!”
“E, olmaz ki, O te İstanbul’da oturuyor şimdi.”
“Merak etme, nefesi öyle kuvvetli ki; değil İstanbul’dan, Londra’dan okusa yine olur” dedi.
Bin teşekkürle kapattım telefonu. Hemen aradım sevgili hemşerimi. Her zamanki gibi en sevimli ve en sempatik sesiyle açtı telefonu. Maruzatımı ona da anlattım. Dinledi sağ olsun. Ardından;
“Şu an Hıncal ağabeyi taklitle meşgulüm, ardından Haşmet Babaoğlu’nu sonra da Selehattin Duman’ı taklit edeceğim. Duman edeceğim ortalığı. Ben, işim biter bitmez seni ararım” dedi.
Hala arayacak(!) Bekliyorum.
Ney na’nın na…
…
İzninizle yirmi dört saat boyunca yorumlarınızı yayına almayacağım. Hacımızın kim olduğunu tahmin eden beşinci yorum sahibi sobelenmiş olacak. Ve elbette bir sonraki martaval hikayeyi de o yazacak. Kuralı çok basit: Bir bloggerı tanıtıyorsunuz ama isminden hiç söz etmiyorsunuz.
Ney na’nın na…
…