Niçin yazıyoruz / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '07

 
Kategori
Edebiyat
 

Niçin yazıyoruz

Niçin yazıyoruz
 

Murathan Mungan, edebiyat dünyasının on seçkin yazarından derlediği yazma sanatıyla ilgili seçkilerini Metis Yayınları’nın aracılığıyla okurlarıyla buluşturuyor.

"Yazıhane"de Mungan'ın 'Yazıyorum ve Bilmiyorum' adlı yazısı önsöz niteliğinde. Mungan, V.S.Naipoul, Hermann Hesse, Friedrich Dürrenmatt, W.H.Auden, Vladimir Nabokov, Jean Paul Sartre, Carlos Fuentes, Peter Handke ve George Orwell’dan alıntılar yapıp niçin yazdıkları sorusuna yanıt ararken aynı soruyu kendisine de sormaktadır. Bulabildiği yanıt ise "Yazıyorum ve bilmiyorum. Tek bildiğim, bunun iyi geldiği" dir.

Giorgio Manganelli, çocukluğundan beri basit şeyleri yapmakta beceriksiz olduğunu özellikle de ayakkabı bağcıklarını düzgün bağlamayı bir türlü başaramadığını söylerken yazarlık serüvenine atılması arasında ironik bir bağ kurar. Yazar, niçin yazıyorum? sorusunun tuhaf bir soru olduğunu söylerken kendi deyimiyle tuhaf bir yanıt verir: “…başka bir şey yapmayı bilmediğim ya da çalışmaya pek de yatkın olmadığım için” (s.17). Ayrıca, Manganelli, yazma eylemini deha ile delilik ilişkisinin bulunduğu sözünün odağına oturtur. Yazar, bu sözü ancak bir yazarın söyleyebileceği üzerinde dururken delinin yazardan önce geldiğini ve yazarın da ona öykündüğünü vurgular. Kiminin bunu becerebildiğini kiminin ise beceremeyip boyun eğdiğini ve yazmayı sürdürdüğünü belirtir. Kendisini de "yazan biri" olarak tanımlar.

George Orwell da Manganelli gibi yazma eyleminin yaşamdaki başarısızlıklarını örttüğünü vurgularken yazar olacağını beş-altı yaşlarında bildiğini söyler. Orwell çocukluk döneminde W. Blake, Aristophanes gibi yazarlara öykünmüş, onaltı yaşında, sözcüklerin sesleriyle çağrışımlarını bulgulamıştır. Yazar, bu sürecin özellikle bilinmesi gerektiğini belirtir. Çünkü bir yazarın başlangıçtaki gelişmesi yazma amacının anlaşılmasında etkindir. Orwell’a göre düzyazı için gerekli olan dört ana yazma nedeni vardır: Salt Bencillik, Estetik Merak, Tarihsel Dürtü ve Siyasal Amaç.

Eugune Ionesco, niçin yazıyorsunuz? sorusunu “sizin bilmeniz gerek” şeklinde yanıtlar. Aslında Ionesco, okuyucuya niçin okuduğunu ve tiyatro izleyicisine niçin tiyatroya gittiğini sormak ister. Muhtemelen bu soruya alacağı yanıt: bir şey öğrenmek ya da eğlenmektir. Aynı soru kendisine sorulmuş olsaydı şöyle yanıtlayacağını söyler: “…cevap bulmak için değil yeni sorular bulmak için böyle yaptığımı söylerdim; bilgi edinmek için değil yalnızca yapıtın kendisi olan ‘bir şeyi’ ya da ‘bir kimse’yi daha yakından tanıyabilmek için. Öğrenme merakımı bilgi ve bilim doyurur. Beni tiyatroya, sanat sergisine, kitapçı dükkânının yazın bölümüne sürükleyen merak ise bambaşka bir niteliktedir. Seveceğim ya da sevmeyeceğim bir kimsenin özelliklerini ve yüreğini öğrenme isteği itiyor beni”.(s.32) Ionesco’ya göre yazar kendisine sorulan sorular karşısında ne yapacağını bilemez, çünkü bunları, birçok başka sorularla birlikte, o da kendine sormaktadır ve üstelik kendine sorabileceği, belki de sormayı bile beceremeyeceği daha birçok sorular bulunduğu kuşkusunu taşır; bunları cevaplandırma işinin içindense belki de hiç çıkamayacaktır.

Manes Sperber’e göre insan, bilincine varılmış veya tam olarak varılamamış bir yabancılaşma yaşantısının sonucu olarak yazar. Bütün yazma eylemleri görünüşte ya da gerçek bir kopuşla, doğal ve kendiliğinden anlaşılır olan sarsılmayla ortaya çıkar. İnsan ansızın gece vakti yabancı bir bölgeye atlamak zorunda kalan paraşütçüye benzer.

Marguerite Duras ise yazma eylemi ile yalnızlık arasında güçlü bir bağ kurar. O’na göre yalnızlık ya ölüm ya da kitap demektir. Kitap yazan birinin, çevresindeki öteki insanlarla arasına mesafe koyması gerektiğini belirten Duras, bu durumu yalnızlık, yazılı şeyin yalnızlığı olarak tanımlamıştır. İnsanın yalnızlıktan kurtuluşu yazma edimidir: "bir deliliğin içinde, o deliliğin dibinde neredeyse tam bir yalnızlık içinde olmak ve sizi bundan yalnızca yazının kurtarabileceğini bulgulamak"(s.106)

Ursula K. Leguin, diğer yazarların (derlemede yer alan) aksine yazma edimini insanlarla ilişki kurabileceği bir iletişim aracı olarak görmektedir: “İletişim karmaşık bir sorundur ve benim gibi bazı içe dönük kişiler bu sorunu tuhaf, tamamen tatminkâr olmayan ama ilginç bir yolla çözmüşlerdir: Biz (birkaçı hariç tüm insanlarla) yazarak iletişim kurarız, ama dolaylı yoldan. Sanki sağır ve dilsizmişiz gibi.(…) Hayali durumlardaki hayali insanlar hakkında öyküler yazarız. Sonra bunları yayımlarız. (Çünkü bu öyküler kendi tuhaf üsluplarıyla birer iletişim eylemidir, başkalarına hitab ederler).(s.81)

Ursula K.Leguin, öykülerini planlar yaparak yazmadığını onları bulduğunu yani keşfettiğini vurgular. Çünkü O’na göre iyi yapılmış planlar her şeyi birden içerme eğilimindedir; keşifler ise adım adım yapılır. Planlama zamanı inkâr ederken keşif zamansal bir süreçtir ve yıllar alabilir.

Peter Handke, bir yazıda en önemli şeyin yöntem olduğu görüşündedir. Handke, üzerine yazı yazacağı tek bir konu olduğunu söyler: “kendim üzerine açıklığa, biraz daha açıklığa kavuşmak, kendimle tanışıklığımı ilerletmek veya ilerletmemek, neyi yanlış yaptığımı, yanlış düşündüğümü, düşünmeksizin düşündüğümü düşünmeden söylediğimi, otomatik olarak söylediğimi, başkalarının da neyi düşünmeden yaptıklarını, düşündüklerini, söylediklerini öğrenmek: daha ilgili bir bakışla bakmak ve daha ilgili kılmak, daha duyarlı, daha titiz kılmak ve olmak- amaç: gerek ben gerek başkaları daha duyarlı, ince farkların hakkını vererek varolabilmeliyiz, ben başkalarını daha iyi anlayabilmeli, onlarla olan hayatımı daha iyi düzenleyebilmeliyim”.(s.99)

Elias Canetti, yazarın her şeyden önce insanlığın değişimlerden yana zengin olan yazın mirasını benimsemesi gerektiğini belirtirken yazarı değişimlerin koruyucusu olarak tanımlamaktadır: "…değişimi giderek daha çok yasaklayan, kendi yıkımına yol açacak araçları hiç düşünmeksizin çoğaltan, aynı zamanda da insanoğlunun eskiden edinmiş olduğu niteliklerden arta kalanları, kendine karşı çıkabileceği korkusuyla boğmaya çabalayan bir dünya, tüm dünyaların en körleşmişi diye nitelendirilebilecek dünyamızda, değişim yeteneğini her şeye karşın kullanmayı sürdüren birilerinin bulunması neredeyse dirimsel önem taşımaktadır. Yazarın asıl görevi budur kanımca".(s.73)

Mungan, on seçkin yazarın denemelerinden oluşan "Yazıhane"yi, Hanif Kureishi’nin “Yazıya Giriş” adlı denemesiyle sonlandırmaktadır. Kreishi, 1960-1970’li yıllardaki sinema, tiyatro ve televizyonun pop müziğin etkisi altında kaldığı ve yazarların bu sorunlarla baş etmeye çalıştığı bir dönemde kendi yazarlık deneyimlerini okurlarla paylaşmaktadır. "Yazıya Giriş" günümüz toplumunda aynı problemleri yaşadığımız için edebiyatın ve sanatın neresinde durduğumuzu bir kez daha düşünmemizi sağlayacak önemli bir deneme.

Son söz olarak; Yazıhane nitelikli kitap okuyucularının ve yazma eylemine gönül vermiş tüm ‘yazan’ların zevkle okuyacağı bir başvuru kitabı. İyi okumalar…

***
Yazıhane
M. Mungan – G. Manganelli – G. Orwell – E. Ionesco – R. Barthes – M. Sperber – E. Canetti – U.K. Leguin – P. Handke – M. Duras – H. Kureishi
Derleme: Murathan Mungan / Metis Yayınları / 146 s. / 2003

 
Toplam blog
: 2
: 7941
Kayıt tarihi
: 21.06.07
 
 

Edebiyat, sanat, sosyoloji, siyaset ve felsefe ilgi alanlarım içinde. Mesleki yaşamımda ise tiyatro ..