- Kategori
- Deneme
Nostaljik gencin itirafları

Londra- Thorpe Park(gidilesi yerlerden biri)
Ne yaz ama! Bütün kışımız hayal kurarak, yazdan bir şeyler bekleyerek geçti. Her seferinde aynı lakırdı. Yıl içindeki curcunadan kaçmak için kapıldığımız onca hayal, bir yazın daha bitimiyle hüsranla sonuçlanıyor. Peki bizi tutan, hayallerimizden alıkoyan ne? Yaşımızın küçük oluşu mu? Pek sanmıyorum… Hayallerimize o kadar kör gözle bağlanıyoruz ki yorgunluğumuzu, kendimizi unutuyoruz resmen. Yanlış okumadınız az önce 17 yaşında bir genç de yorgunluktan gem vurdu(!) Sahi biz gençler de yoruluyoruz. Hatta büyüklere nazaran daha bile fazla. Ama ne yapalım? Daha toyuz(!) Bilmiyoruz ki neyin ne olduğunu. Günlerimiz bir konser saatini beklemekle, arkadaşlarımızla buluşacağımız günü ümit etmekle geçiyor. Oysa anlayamıyoruz beklerken kendi vaktimizden çalıyoruz. Ne trajedi ama. Her gün sahnelenen aynı tiyatro oyunu…Sözde genciz, dinciz(en azından olmalıyız) Sınav haftalarında yorgunluktan ve heyecandan uyuyamıyoruz bile. ”Şu hafta bir bitsin!” diye iç çekiyoruz sıkılmadan, bıkmadan ve hatta bunun için yorulmadan! Hep bir bekleyiş içindeyiz hep hayal ediş… Yaşadığımız andan şimdiden ne haber? Ben derim ki -ne haddimeyse artık- bekleme yapmanın, yarının hayaliyle yaşamanın alemi yok. Trafikte ve yemek kuyruklarında yeterince beklemiyor muyuz ki zaten? Bakmayın burada bunları yazdığıma, şu sözlerin tamamını asıl kendime sarf ediyorum. Vesselam fazla lakırdı etmenin de alemi yok. (Pek bir nostaljik son oldu)