- Kategori
- Deneme
Öğrencilerimden denemeler (5) / Bilinç kapanması – Atılım KANAT

Belki de hiç yaşamak istemediğimi fark ediyorum. Ya da bilincimin resmen kapalı olduğu ve sadece ayaklarımla ve kollarımla hareket edebilecek, gözlerimle ateşi hissedemeyecek, sinir uçlarımı bir sonraki merkezlerde kullanamayacağım… Biliyorum, hem ben hem de –hayat- farkında bu oyunun, işkencenin. Bile bile uçurumdan kollarını açarak atlamak bu. Risk…
Birkaç çekirdek çıtlayarak ağzının tuzlu kalmasını sağlayacak kadar basit bişey değil.
Harflerin özgürlüğü bu. Kollarını açmak kadar duyulabilen bir –haz- yok.
Bir an için bilincim gitse, ve sadece ayaklarımı kullanacağım bir dünya ile baş başa kalsam her halde sadece koşardım, koşardım… hissedebildiğin en yüksek keyfe tırmanıp kollarımı bile kullanmaya gerek kalmadan aşağıya atlardım… Bütün keyifler suya, bütün hayaller bulutlara, bütün yaşanmışlıklar doğaya karışır giderdi…
Akıntı bu, bilincin oynadığı, bilinçsizce bir akın, akıntı… Delice, çılgınca bir şey bu.
Farklı sayfaların bir araya gelerek karton oluşturulması kadar özverili, bir anne’nin içindeki en derin, açıklanamaz duygu kadar iştah kabartan, -doğaüstü- bir olay resmen…
Belki de gözüm hep yollarda, gidenleri bekliyorum. Yine bilincim kapalı…
Ertesi sabah bedenim yolda, öylece yatıyor, sadece gözlerimi hissedebiliyorum… O kadar hafifim ki, bir tüyden hafif, bir buluttan daha soyutum…
Üzerimde birkaç parça siyah poşet ve gazete gibi –klişe- dedikoduları dolanıyor.
Bir soru aklımda; -O ben miyim?
Yaşadığımı biliyorum, bilincim yerimde, ama doktorlar bilinci uçup gitti kelimesini kullanmıyorlar…
Ezan sesi’ni hissedebiliyorum…
Peki; ya bir daha yaşamayacaksam, bu ben değil miyim? …
Atılım KANAT