- Kategori
- Magazin
Okan Bayülgen'in namus kavramı

Namus kavramı artık değişti. Artık herkesin farklı bir namus tanımı var. Herkes, kendi çevresinden gördüğü düşünce, etki ve empozelerle kendince bir tanıma sahip olmuş durumda. Oysa namus tanımı kişisel değil, toplumsaldır. Namus kelimesi, sıradan bir kelime olmaktan çok farklı olarak kültürden beslenen bir “kavram”dır. Bir toplumun malıdır. Eskiden bir aile kültürümüz vardı. Büyüklerimizin sohbetlerinden bir namus kavramı öğrenirdik. Okuduğumuz kitaplardan ve okullardaki ahlak derslerinden bir namus kavramı idrak ederdik ve bu, toplumun kabulü ile aynı istikamette olurdu.
“Namus”, bir zamanlar bizim Türk aile kültürümüzün bel kemiğini oluştururdu.
Şimdi ise evimizdeki hayat marketimiz haline gelen, bütün hayatımızı, her davranışımızı oradan almaya başladığımız bir TV çıktı ortaya. Artık namus kavramını da oradan öğrenmeye başladık; ama ne var ki bizim kültürümüzde bulunan namus kavramıyla oradan aldığımız veya almaya çalıştığımız veya verilmeye çalışılan namus kavramı, namusu allak bullak etti.
Kelimelerin dili olsa da “namus” a ne olduğunu sorsak, o da bize bir cevap veremeyecek durumda artık. Bu da laf mı? Başta da belirttiğimiz gibi, artık kime sorarsak, bu kavram başka başka anlamlara da geliyor. (Herhalde politika dedikleri bu!)
Herkes namussuz, bir tek kendisi namuslu! Her saat kucak değiştiren, giyinişinden konuşmasına kadar rezalet kokan davranışlarıyla, kendilerini namuslu lanse eden çürük insanlar, evimizin bir köşesinde leş kokuyorlar ama kendileri uzaklarda oldukları veya burunları artık koku almadıkları veya bu pis kokuya alıştıkları için kötü koktuklarının farkında bile değiller. Onların söylemleri ile çelişen bu tavırları da yeni nesillerin namus tanımını son derecede etkilemiş durumda; çünkü gençler, hayranı oldukları bu kimselerin, söylediklerini hayata geçirecek kadar “namuslu” olduklarına iman etmişler.
Peki, çocuklarımız bizlere sorduğunda “namus nedir?” diye, kim nasıl bir cevap verir? TV de “izlettirildiklerine” alışan çocuklarımıza namussuzluklar normal gelmeye başladı. Artık biz anne-babaların söylediklerine değil oradan aldıklarına itibar ediyorlar. Bizler ne kadar eğitmek için çaba sarf etsek de okula veya sokağa çıktığında çocuklarımız yine o kavramın içinde kalacak.
Maalesef, şöyle, oldukça mantık dışı bir durum da var: Bazı aileler, çocuklarına baskı yapmanın onları daha da hırçınlaştıracağını düşünerek çocuklarını serbest bırakma yolunu tutuyorlar. Anne-babaların çocuklarında tehlike görmediği durumlar sadece evde gördüğü durumlardır. Ya diğer zamanlarda bu serbestliğin sınırlarının ne derece genişlemiş olduğundan haberdar mıdırlar? Ayrıca, o aileler, çocuklarına evde örnek olmayı baskı olarak görürken, onların sokakta, TV ve internet ortamında gördüklerini ne olarak değerlendiriyorlar acaba? Baskı asıl o ortamlarda mevcut değil midir? Bu baskıya karşın çocukların serbest bırakılması o temiz ruhun gidişatını tayin etmiş olmak değil midir? Bu tam da bir makaslama olayı değil midir?
Tam da burada, geçenlerde, bir TV kanalında, sabah sabah tekrarı verilen Okan Bayülgen ile Hülya Avşar’ın bir sohbetine rastladım. Kanalları gezerken birkaç kelime kulağıma takılınca izleme ihtiyacı hissettim. Aman ya Rabbi! Tam bir şapşala döndüm! Bunu kim izlerse izlesin başka türlü olmasına imkân ve ihtimal yoktu zaten. Bayülgen, TV kanallarında sürekli namussuzlukların baş gösterdiği dizi filmlerden, dizi filmlerin seks koktuğundan bahsediyor ve sürekli eleştiriyor, bunlardan iğrendiğini söylüyordu; gelin görün ki kendisinin yaptığı programların namus sınırının onlardan farkı yoktu. “Tamam, o yanlış, doğru; ama hadi senden “görelim doğrusunu” diye sorsanız cevabı ortada zaten; “gösteriyor”. Bu nasıl bir eleştiri ki başkalarının yaptığı işlerin yanlış olduğunu söylerken onları “namus” kavramının dışında tutuyor da kendisi aynısını yaparken namuslu oluyor. “kazan, kazana; senin gıçın kara” demesi gibi. Avşar ile sohbeti esnasında bile sürekli namussuz ifadelerle yüklüyordu sohbetini.
Başa dönersek, teslim etmek gerekir ki namus kavramı göreceli bir kavramdır; ama kişiye göre namus kavramı olamaz. Toplumlara göre değişiklik gösterebilir; çünkü bu bir toplumsal kavramdır. Bu anlamda bu kavramın göreceliliği de sınırlıdır. Toplum kavramı olmayıp fertlere göre şekillenirse o zaman bu kavramın bağlayıcılığından söz edemeyiz. Nihayetinde ortadan kalkar ve sadece sözlüklerde kalır. Bu kavram toplumun bağlarından biridir çünkü. Toplum malıdır, fertlere ait değildir. Fertler bu bağlarla birbirlerine bağlı olurlar. Eğer bir ferdin namus kavramı, yaşamakta olduğu toplumun kavramlarının dışında ise o, o toplumda yaşayamaz, dışlanır. Kendisi de toplumdan memnun olamaz zaten.
Bir masa etrafında sürekli cinsellik veya cinselliğe her fırsatta atıfta bulunan konulardan, sözüm ona insanların vücut uzuvlarının kendilerince estetikliğinden ayan beyan konuşarak, her kelimede aynı noktaya gönderme yaparak sözsüz bir iletişim haline getirilen, Türk aile kültürünü allak bullak eden bu davranış tarzlarıyla toplumun bağlarını çözüyor, insanları çelişkiler yığını haline getiriyorlar. Bunu izleyen gençlik, namusun ne olduğunu nasıl ayırt edebilir?