- Kategori
- Genel Sağlık
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Hekimlik hayatımda, branşımın da bir özelliği olarak ölümleri sıkça yaşıyorum. Bilfiil takip ettiğim, takip eden ekiplerde yer aldığım hastaların arasında toplumun gözü önünde bulunan, mevkili kişiler de olmakta. Bu dağ gibi heybetli, cesaret timsali insanların ölüme giden süreçte ne kadar “çaresiz” kaldıklarını, küçüldüklerini kendi gözlerimle müşahade ettim. Bugün dünyanın dört bir yanında, ne yazık ki güzel ülkemiz içinde ve sınırlarımızın hemen yanı başında, bencil, ulaşılması zor, kimisi marjinal amaçlar uğruna kendilerinin ve başkalarının hayatını karartan, kan döken insanları gördükçe gözümün önüne bu hastaların düştükleri durum geliyor. Yaşanacak uzun ve güzel yılları varken genç yaşta yaşamlarını düşüncesizce heba eden, ettiren biçarelerin sloganlarının ölüm anında nasıl eridiğini tahayyül ediyorum. Çoğu sefer insanı ölüm değil, o sır dolu bir bilinmezlik, ölüm anı korkutuyor. Bu yüzden hekim çevrelerinde belki de hasta yakınlarının duymayacağı şekilde “hayırlı, çekmeden ölümler” dilenir. Bu dilek hekimlerin kendileri ve sevdikleri için de bakidir. Hayat bu kadar kısa, bir kereliğine yaşanırken, dahası hastalıklarla, kazalarla zaten pamuk ipliğine bağlı iken, insanlığın elindeki bu kıymeti mukayese kaldırmaz hazineyi, öylesine kolay, üstüne üstlük öylesine ucuza harcaması, durup düşününce aklın alabileceği bir husus değil. Bırakın devletler kurmayı, devletler yıkmayı, şahsi menfaatleri, ticari ya da akademik hırsları uğruna, gelip geçeceği baştan belli olan şöhretlere ulaşabilmek, doyurulması mümkün olmayan egoları bir an için tatmin etmek uğruna “yaşamayı” bırakanların son nefeslerinde geriye dönüp ne yaptık biz diye hayıflanmalarını görmek her zaman için bir ıstırap kaynağı oldu. Tüm bu ızdıraba karşın ne hikmetse ki aldığım ve aldığımızı gördüğüm dersler bir o kadar az etkili ve kısa süreliydi. Bütün bu fevarana karşı “Yukarıda”kinin sabrına büyük bir hayranlık duyuyorum. Günümüzdeki vahşeti, mantıksızlığı ve acımasızlığı izleyince düşünüyorum da, eğer beşeriyetin mahvına yol açacak düğme birimizin ya da benim elimin altında olsa idi, o düğmeye çoktan basılmıştı. O zaman en azından insanın haricindeki yaratıklar dünyada ki cenneti yaşamayı bu sayede, insanın yokluğunda başarabilirlerdi. İşin başka bir hazin yanı, hem dini hem bilimsel notaları dinlediğinizde “Yukarıdaki”nin de artık sabrının sonlarına doğru geldiğini hissedebiliyorsunuz….