- Kategori
- Sağlıklı Yaşam
Ölmek mi istiyorsun

Bayılırdı yemek yapmağa, yemeğe ve yedirmeye, bizimde yaptığı yemeklerin üstüne balıklama atladığımızı görünce daha bir coşardı.
Annemden sonra çok yalnız kalmış, kendini okumaya, değişik tatlar yaratmaya vemiş, damak tadına bunca düşkün olan babamın birgün burnundan hortumla besleneceği aklımızdan bile geçmezdi hiçbirimizin.
Sıkıntı veriyordu o hortum ona, kaç kez onunla beslendiğini, o olmazsa aç kalacağını söylediğimiz halde sanırım burnundan midesine uzanan bu nesne ona rahatsızlık veriyordu.
Bu hortumu çıkardığı taktirde yine hortumu bir hekimin takması gerekiyordu, aksi taktirde soluk borusuna ciğerine zarar verip tanrı korusun dönülmez hatalar yapabilirdik.
Çıkardığı zamanlarda doktor bulmakta zordu, hadi buldun doktoru gelecek mi? kaç kez ağlayarakdöndüm eve, gelmek istemiyorlardı nedense. Oğlumu alıp düşüyordum yollara şahittir oda benim bu hüznüme eşlik ederdi paylaşırdık bu hüznü belkide onun bugün bir doktor olmasında o günlerin tesiri vardır kimbilir?
Bir gece sesini duyarak fırladık çocuklarla yanında tutan elinde, bir hortum, yüzünde rahat bir ifade ile bana bakıyordu, çıldırdım sesimi yükselterek "baba ne yaptın, ölmek mi istiyorsun" dedim, gözlerini kocaman açtı konuşamadığı için başını iki yana salladı.
Konuşamıyordu, sıvı gıdalarla besleniyordu, ihtiyaçlarını gideremiyordu ve buna rağmen yaşama sımsıkı bağlarla bağlı idi, ölümü hüç ama hiç düşünmüyordu.
Kimin bu dünyayı ne zaman terkedeceği belli değil, hepimizin birçok rahatsızlıkları oluyor, hemen kendimize değişik tanılar koyuyoruz, telaşlanıyoruz, hekim olan kızkardeşimin bir sözü var bana yol gösterici olmuştu, demişti ki "abla hastalıklarınla yaşamasını öğreneceksin, başka çaren yok" haklı idi o artık bizim bir parçamız olacaktı.
Ağlasan dövünsen kendini dağlara vursanda ondan kurtulamayacağına göre, alışacaksın.
Önemli olan kabullenmek, hemen yıkıma uğramamak, elimizde değil çok zaman ama yinede şu anı yaşamalıyız, öncelikle tadına varmalıyız anların, üzülerek derin uykulara vurarak kendimizi hayatın sonu gelmiş gibi davranarak ömrü uzatmış değil, kısaltmış oluruz. Her hastalığın bir tedavi şeklide yüksek moraldir. Kimi zaman bakıyoruz doksanlık nineler dedeler yaşamlarının sırrını bizlere fısıldarken gencecik insanlar bu dünyaya veda ediyor bir bir.
Nefes alabildiğince, görebildiğince, dokunabildiğince, o nefis yemekleri yiyebildiğince, yanında sana sarılan evlatların, sevdiceğin ve sevdiklerin olduğu sürece bırak kalp krizini, yüksak tansiyonu, anevrizmayı, şekeri, baklavayı (sulandırdım yine) aç pencereyi çek çiçek kokularını içine, çiçek yoksa aç bir müzik kanalı dinle cana can katan melodileri, olmadı al bir külah dondurma, çık dağa, denize, kırlara... bağır alabildiğince;
Yaşamak güzel şey be kardeşim diye...
Annemden sonra çok yalnız kalmış, kendini okumaya, değişik tatlar yaratmaya vemiş, damak tadına bunca düşkün olan babamın birgün burnundan hortumla besleneceği aklımızdan bile geçmezdi hiçbirimizin.
Sıkıntı veriyordu o hortum ona, kaç kez onunla beslendiğini, o olmazsa aç kalacağını söylediğimiz halde sanırım burnundan midesine uzanan bu nesne ona rahatsızlık veriyordu.
Bu hortumu çıkardığı taktirde yine hortumu bir hekimin takması gerekiyordu, aksi taktirde soluk borusuna ciğerine zarar verip tanrı korusun dönülmez hatalar yapabilirdik.
Çıkardığı zamanlarda doktor bulmakta zordu, hadi buldun doktoru gelecek mi? kaç kez ağlayarakdöndüm eve, gelmek istemiyorlardı nedense. Oğlumu alıp düşüyordum yollara şahittir oda benim bu hüznüme eşlik ederdi paylaşırdık bu hüznü belkide onun bugün bir doktor olmasında o günlerin tesiri vardır kimbilir?
Bir gece sesini duyarak fırladık çocuklarla yanında tutan elinde, bir hortum, yüzünde rahat bir ifade ile bana bakıyordu, çıldırdım sesimi yükselterek "baba ne yaptın, ölmek mi istiyorsun" dedim, gözlerini kocaman açtı konuşamadığı için başını iki yana salladı.
Konuşamıyordu, sıvı gıdalarla besleniyordu, ihtiyaçlarını gideremiyordu ve buna rağmen yaşama sımsıkı bağlarla bağlı idi, ölümü hüç ama hiç düşünmüyordu.
Kimin bu dünyayı ne zaman terkedeceği belli değil, hepimizin birçok rahatsızlıkları oluyor, hemen kendimize değişik tanılar koyuyoruz, telaşlanıyoruz, hekim olan kızkardeşimin bir sözü var bana yol gösterici olmuştu, demişti ki "abla hastalıklarınla yaşamasını öğreneceksin, başka çaren yok" haklı idi o artık bizim bir parçamız olacaktı.
Ağlasan dövünsen kendini dağlara vursanda ondan kurtulamayacağına göre, alışacaksın.
Önemli olan kabullenmek, hemen yıkıma uğramamak, elimizde değil çok zaman ama yinede şu anı yaşamalıyız, öncelikle tadına varmalıyız anların, üzülerek derin uykulara vurarak kendimizi hayatın sonu gelmiş gibi davranarak ömrü uzatmış değil, kısaltmış oluruz. Her hastalığın bir tedavi şeklide yüksek moraldir. Kimi zaman bakıyoruz doksanlık nineler dedeler yaşamlarının sırrını bizlere fısıldarken gencecik insanlar bu dünyaya veda ediyor bir bir.
Nefes alabildiğince, görebildiğince, dokunabildiğince, o nefis yemekleri yiyebildiğince, yanında sana sarılan evlatların, sevdiceğin ve sevdiklerin olduğu sürece bırak kalp krizini, yüksak tansiyonu, anevrizmayı, şekeri, baklavayı (sulandırdım yine) aç pencereyi çek çiçek kokularını içine, çiçek yoksa aç bir müzik kanalı dinle cana can katan melodileri, olmadı al bir külah dondurma, çık dağa, denize, kırlara... bağır alabildiğince;
Yaşamak güzel şey be kardeşim diye...