- Kategori
- Güncel
Ölümlerden destan yaratanlar...

Savaş ölüm demektir, ölüm ise her zaman savaş anlamına gelmez…
Ölümün hüküm sürdüğü zaman dilimi içindeyiz. Geçen yüzyılda milyonlarca insan öldü. Bu ölümlerin, niçin ve kim için olduğunu hala kimse anlayabilmiş değil.
Geçtiğimiz yüzyılda ve içinde bulunduğumuz yüzyılda, insanlık savaşın sonuçları ile gerçek anlamda yüzleşemeden bir savaştan öteki savaşa koşar adım gitti…
Barış dönemlerinde bile soğuk savaş hüküm sürdü…
Savaş sınırların içinde ve dışında, birbirini hiçbir zaman görmemiş, bir birine hiçbir zaman selam vermemiş insanlar karşılıklı cepheden birbirlerine bomba atıyor, kimyasal ve biyolojik silahlar ile birbirlerini zehirliyorlar. Ekranlar ölüm saçıyor, tıpkı kurşunlar ve bombalar gibi…
İşte bunun en son örneklerinden birkaçı: Irak’a ABD’nin müdahalesi, Afganistan’a yapılan ve sözde demokrasi getirmeye kararlı saldırılar! En son olarak da Libya’ya Nato şemsiyesi altında yapılan saldırılar. Bu savaşlara katılanlardan, savaşa karar verenlerden kim birbirini tanıyor?
Savaş, düşmanlık üzerine kurulur!
Düşman dahi olduğunu bilmeyenlerin üzerine bombalar yağıyor, kim veya kimlerin elindeki silahtan çıktığı belli olmayan bombalar, insansız uçaklar, insansız bırakılan doğa, hepsi geçen yüzyıldan miras kalan icraatlar.
Bunlar ne için?
Her şey silah ve paranın serbest hareket etmesi için!
Her şey kapitalin hâkim olduğu sistemin devamı için!
İnsanlara serbest dolaşımı engellemek için vize konulur.
Neden?
Güya sınırları korumak için!
Oysa silahlara ve kurşunlara asla sınır konulmuyor!
Evet, kurşunlar, kimyasal ve biyolojik silahlar için sınırların aşıldığı bir çağdayız. Bir birine komşu dahi olmayan ülkeler, birbirlerinin toprağını ölüm tarlasına döndürebiliyorlar. İnsanın insan elinden ölümü hala devam ediyor!
İnsanlık öldü!
Buyurun cenaze namazına!
Oysa inançların temelinde, insanları sev, insanlara insan olduğu için değer ver ve asla bir canlıyı öldürme diye öğütler vardır. İnançlara ayrı bir kutsallıklar yüklenerek inançlar çiğneniyor. Ölenlere şehit denilerek ayrı bir kutsallık veriliyor!
Tabi bir de yakınlarına bayrak!
Savaş durmadan kutsallaştırılmış ölüleri doğurmaya devam ediyor.
İnançlar, İnsanlık öldürmeyeceksin der, ama para hırsı olanlar hala öldürmeye devam eder…
Kendin için ne istiyorsan, başkası içinde onu iste der inançlar! Ama hiç kimse bir gün silahın kendisine döneceğini düşünmeden öldürür.
Ölüm gökyüzüne hâkim oldu, yeryüzüne yağmur gibi yağıyor…
Barış adına savaşan tarafların topraklarına gidip nutuk atanlar, bilmelidir ki, savaş rüzgârı kendi topraklarına geldiğinde başkası da gelir kendi topraklarında nutuk atar…
Savaş dişe diştir, nispete nispet olur…
Sonuçta, taraf olanlar ölüme taraftır!
Barış tarafsızdır, her iki tarafı suçlar ve mahkûm eder…
Bu gün ülkemizin bir bölümünde yaşanan ve ne için olduğunu kimsenin bilmediği bir savaş hüküm sürmektedir. Bu savaşı körükleyenler, destekleyenler karşımıza dost olarak çıkma ikiyüzlülüğünü gösterebilmektedirler.
Bu savaşın taraflarından birisi Türk Ordusu, öbür tarafı çok karışık!
Ordunun karşısında kimler yok ki!
Ordu karşısındaki güçlü konsorsiyumun ülkemize verdiği bir ayda 43 genç insanın ölümüdür.
Türk Ordusunun üst rütbeli subaylarını bir bir içeri tıkan özel yetkili ve etkili savcılar ve mahkemeler, her nedense ülkeyi bölmek için açık açık faaliyet gösterenlere seslerini çıkarmamaktadırlar.
Balyoz Davası, Andıç Davas, Ergenekon Davası diyerek bu ülkenin yurtseverlerini yıllardan beri içeride tutan bu özel yetkili ve etkili savcılık ve mahkemeler, ülkeyi bölmek için aleni faaliyet gösteren ve işi bir adım daha öteye götürüp, “Özerklik” ilan edenlere, hatta ‘biz artık vergi vermiyoruz’, ancak batıdan toplanan vergilerden bize yardım yapılmalı gibi mantıksızlığı öne sürenlere bile bir şey demiyorlar. Ancak Türk Ordusunun üst rütbeli subaylarının her gün birkaçı sözde iktidarı devirmeye çalıştıkları gerekçesiyle içeri tıkılıyor.
Bu olayları gördükten sonra şöyle düşünmeye başladım. Savaş, ekonomik krizler için çıkış kapısı mı? Savaştan bir avuç insan daha zengin olarak çıkar! Bu yeni yetme zenginler kapısını tıklayan kısmetleri iyi değerlendirmiştir! Kimse bu yeni zenginleri savaş suçlusu olarak yargılamaz, çünkü kanlı geçmişi kimse eşelemek istemez, istese de zaten güç kendilerinde değildir.
Her zaman ölüm parası olmayanların üzerine acımasızca düşer!
Onlar da her ölümden bir destan yaratırlar…
Lütfen geçmişimiz kahramanlıklar ile değil, bilime yaptığımız katkılar ile anılsın…