​ Önce insan olmak / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '08

 
Kategori
Sosyoloji
 

Önce insan olmak

Önce insan olmak
 

yaşamak güzeldir


Eski sandıkları karıştırmak, anılara doğru şöyle bir yolculuk yapmak güzeldir. O tavan aralı eski evler yok artık! Yine de dolaplar var eski anıların tıkıştırıldığı... Dolapların içinde karton kutular var. Kutularda eski dergiler, eski yazıların yer aldığı eski dosyalar var. Tıpkı sahaf dükkanları gibi kokan dolap rafları… Sararmış, kıyısından köşesinden yırtılmış dergiler… Onları buldum bugün. Nedense o yırtılmış dergilerin kıyısında köşesinde kalmış yazılarımın bazılarını bloğuma taşımak geldi içimden. Eski bir pikapta eski bir 45'liği dostlarına dinletmek gibi bir duygu ile… Düşünsenize, eski bir plak dönüyor, bir 45'lik… Sizi alıp uzaklara, çocukluk, ilk gençlik aşkınıza götürüyor. Ne oluyor götürüyor da ? Ne geçiyor elinize ? Treni kaçırmışsınız bir kere ! Olsun, yine de o şarkıyı dinlemekten tad alıyorsunuz değil mi ? O dergi yazıları da böyle bir duygu verir bana. İlk gençlik aşklarım onlar benim. Belli bir sıraya koymadım yazılarımı. Rastgele seçtim. İlkin 1988 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan bir yazı: önce insan olmak (Sayı:966/s:4)


İnsan hep güzeli arar. Çirkinliklerin içinde yaşasa bile… Yaşam, beklentilerin, özlenen güzelliklerin toplamıdır. Yaşama derinden bağlı olmak, sevgiye, güzele derinden bağlı olmaktır bir anlamda.

İnsan birilerine, bir şeylere bağımlı olduğu sürece, ulaşmak istediği nokta, milim milim uzaklaşır ondan. Güzele, iyiye ulaşabilmenin ilk koşulu önce bu bağımlılık zincirlerini kırmaktır. Kimi zaman, bilinçsizce yapılır bu eylem. Öyle ki ilgi alanı zincirleri kırma eylemi üzerinde odaklaşacağına, tâli işlere kalkışıldığında, varmak istenen nokta unutulur. Sonuç… Karmaşa, uyumsuzluk, özden uzaklaşma, yenilgi…

“Ezenler daima ezilenleri küçültmeye çalışırlar” kuramı , toplumsal yapılanmalarında bozukluk olan, çıkar çevrelerinin baskısı altında bocalayan toplumların yönetildiği sistem için geçerlidir. Güçlü olanın haklı sayıldığı toplumlarda, yönetim ve karar mevkilerinin dışında tutulan, kültür kaynakları kısıtlı olan kadın, “gücü yeten yetene” anlayışının kurbanlarından olacaktır kuşkusuz. Öyleyse sorun, kadın erkek eşitsizliği olmanın çok ötesinde, toplumsal eşitsizlik sorunudur. Kadın, bu noktada, erkeği de içine alan toplumsal eşitsizlik ortamında, tarihsel bir kimlik bunalımıyla çıkıyor karşımıza. On yıllardır süregelen kadın hareketleri, kadının tarihsel kimlik bunalımının doğal sonucu kuşkusuz. (…)

Toplumsal açıdan kadının konumuna baktığımızda içimiz kararıyor. Mevcut sistemin hizmetindeki medyada kadın, bir süs ve zevk aracı olarak gösterilmekte, böylece cinsellik ticaretine katkıda bulunması sağlanmakta; ya da “ast” işler dediğimiz ev işleri reklamlarında ön plana çıkarılmaktadır.

Kadının, topluma cinsellik aracı gibi gösterilmesinin ardında yatan nedenler, sistemin ekonomik çarkını; ahlakî açılardan erkeğe eşitsiz kılan toplumsal yaptırımlarsa, sistemin teokratik çarkını döndürmeye devam ediyor. Böyle bir sistemde ne kadar laiklikten söz edilirse edilsin, tam bir demokrasi yoktur. Bu türden biçimsel bir demokrasi ortamında, kadının da adı yoktur, erkeğin de ! (…)

Kapitalin toprağı ve emeği satın almaya devam ettiği bir sistemde , kadın sorunlarını sistemin sorunlarından soyutlarken; eşitliğin bulunmadığı toplumlarda “aslında kadını ezen erkeğin de ezildiği”ni göz ardı etmiş olmuyor muyuz? Öyleyse, ne anaerkil, ne de ataerkil bir düzen… Toplum olarak, hep birlikte insanca ve onurlu bir yaşam istiyorsak, insanerkil bir düzen için mücadele verilmeli. (…)

Toplumsallığın ve insanlığın temel ögelerinden biri olan kadın, öteki temel ögenin, erkeğin yanında demokrasi savaşını kazandığında, insan, ilkel dönemlerindeki gibi ne ağaca çıkacak bir daha, ne de darağacına çıkarılacak!

Çirkinliklerin içinde bile olsak güzeli, insanca yaşamanın doğru yöntemlerini aramalı; kadına ve anaya sövülmeyen, insanca değerlerin el üstünde tutulduğu bir sosyal düzen için mücadele etmeliyiz.

 
Toplam blog
: 142
: 969
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..