- Kategori
- Gündelik Yaşam
Onlar İnsansa ...
İki gündür eve kapandım neredeyse hiç çıkmadım,
Adana’da hava yağmurlu ve soğuk, soğuk demek de doğru değil kuru bir ayaz var.
Ayaz insanın iliklerine işliyor, tir tir titretiyor.
Kötü bir alışkanlığım var kalın giysileri hiç giyemem kazak giymek de bana göre değil,
Eh yaşta malum gençlerden daha fazla dikkat etmem gerekiyor, kuyruğu titretmek var işin içinde…
Neyse evde kalkınca önce yeni iki kitap almıştım onları okudum, dedim televizyonlara bir bakayım, insan açınca da nereye bakacağını şaşırıyor, ne kadar çok kanal varmış ülkede meğer
Hani derler ya namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış, diye aynen öyle, maçların dışında
Ve tartışma programlarının dışında çok televizyon izlemiyorum. Yani iyi bir televizyon izleyicisi değilim, daha ziyade kitap okumayı müzik dinlemeyi seviyorum.
Ne zaman televizyon seyretsem kanallar arasında gezinsem canım sıkılıyor, hele haberleri izlemeye kalksam ruhuma daral geliyor, sinirleniyorum üzülüyorum.
Bugün yabancı kanalları gezerken bir şey dikkatimi çekti; İnsanlık adına medeniyet adına neler neler yapılmış da haberimiz yokmuş. Bir belgesel kanalına takıldım, birçok ülkenin hızlı trenlerini konu etmişler, gördüklerime ve duyduklarıma inanamadım. Aklıma bizim ülkemizdeki demiryolları geldi, kafam önüme düştü.
İngiltere İspanya ve Almanya daki maçları izliyorum, oralardaki statların yapısınız insanların düğüne gider gibi maça gitmelerine, ailece maç seyretmelerine, takımların futbol anlayışına, oyuncuların ahlakına disiplinine bakınca resmen utandım.
Bir başka kanalda tabiatın kendilerine hoyrat davranması nedeniyle kendi tabiatlarını yaratmak için geliştirdikleri suni gölleri yapay nehirleri inanılmaz bir teknikle insanlığın emrine sundukları bina köprü ve yolları gördüm. İnsanların oraları korumak için gösterdikleri çabaları izledim. Bizimkilerin yok edilmesini için yaptıklarını…
Bir ülkede verilen eğitim sitemini öğrencilerin durumlarını okulların yapılarını öğretmenlerin öğrencilere yaklaşımını devletin öğrenciye ve öğretmene bakışını göstermişler, izlerken içim sızladı.
Bir başka kanalda ise özellikle Amerika Birleşik Devletlerindeki sağlık sistemi anlatılıyordu, daraldım ben sanıyordum ki ülkemizde dünyanın en iyi doktorları en güzel en çağdaş hastaneleri var. Ne gezer üfürüyormuşuz…
Öylesine çağdaş ve yüksek binalar geniş ve düzenli yollar yapmışlar ki yıldızları, bulutları kıskandıklarını düşünüyorsunuz. En ufacık bir tehlike kalmamış vatandaşları için en şiddetli depremi düşünmüşler ona göre dayanıklı binalar üretmişler…
Bir ülke ki henüz kabul etmeseler de birçok mevzuat gereği bizde aynı birlik içerisinde yer alıyoruz, otomobil sektörünün önümüzdeki 2013 yılının ürünlerini yetmemiş 2014 yılında piyasaya sürmeye karar verdikleri 2014 model araçlarını tanıtıyorlar. “Ağzı açık ayran delisi” gibi seyrettim.
Kendimi iyi araştıran birçok konuda günün koşullarına ve şartlarına cevap verecek bilgiye sahip biri olarak görüyordum daha doğrusu öyle olduğumu sanıyordum ama yanılmışım, keşke seyretmeseydim…
Bu seyrettiğim belgesellerde hemen göze batan yapılanların en iyisi yapılmaya çalışılmış ve sadece insan için ve kendi vatandaşlarının rahatı huzur ve refahı yeğlenmiş…
Trenler 625 Km hıza ulaşmış, mesafe ve süre diye bir kaygıları kalmamış, anlatan mühendisler bizim insanımız buna layık diyor hak ettiler diyor.
İnsanların rahat rahat yaşaması için gerekli ne varsa hiç masraftan ve zamandan kaçınmamışlar muhteşem konutlar binalar yapmışlar hiç kiracı kalmaması için ne gerekiyorsa yapmışlar.
Eğitim sisteminde bilgiye araştırmaya ve geleceğe yönelik eğitim sistemi yeğlenmiş ezberciliğin uzaktan yakından yanlarından geçmesine izin vermemişler, herkese hak ettiği yerde hak ettiği eğitimi alabilmesinin olanaklarını sağlamışlar. İnsana insanca değer vermişler özgürlüklerin en üst seviyesini sağlamışlar. Herkesin yüzü gülüyor, herkesin mali yapısı ve geleceği sağlamlaştırılmış neredeyse fakir fukara hiç yok. Yollar tertemiz bir tek Allah’ın kulu elindeki su şişesini kapağını sigara izmaritini doğa kirlenir diye yere atmıyor. Köpekleri yere pislese ellerinde bir poşet köpek pisliklerini topluyorlar.
Ne gariptir ki köpekleri trafik ışıklarına riayet ediyorlar kırmızı ışıkta geçmeyen köpekleri var, hayret…
Tartışma programlarını izliyorum en ufak bir hakaret aşağılama yok, konumu mevkii ne olursa olsun yüzlerce milyonlarca vatandaş karşısında medeni ölçülerin gereği ne ise o ölçülerde tartışıyorlar, bitiyor gülerek birbirlerine sarılarak ayrılıyorlar. Siyasetçi olduklarını anlamanız için alt yazıları okumanız lazım bu denli…
Avrupa ülkelerindeki maçları izledim daha önce de yazmıştım, onların ailece maça gitmelerine maçı seyrederken gösterdikleri yapıcı tepkileri takım anlayışlarını oyuncuların disiplinlerini birbirlerine olan saygılarını görünce dedim ki bizim ülkemizde futbol falan oynanmıyor sadece oynuyor gibi yapılıyor...
Velhasıl evet ülkemizde de güzel şeyler var inkâr edemem, ancak bu belgeselleri izlerken dangadanak gözümde bir şimşek çaktı ve dedim ki,
“Onlar insansa biz neyiz acaba?”
Herşey insanlık için kendi vatandaşları gelecekleri için düşünülmüş hazırlanmış ve hiç tereddüt bile etmeden yapılmış emirlerine sunulmuş.
Bir ülkede 1965 yılında yapılan demiryolu araçları var bugün o araçlardan bizim ülkemizde hala yok mesela, üzüldüm.
Ya onlar bu işi biliyor ya da biz hala çağı yakalayamamış hala geçmişin tozlu sayfalarında yaşamaya çalışıyoruz, ben anlayamadım, anlayan var mı?
Şimdi sizlere aynen soruyorum “Onlar insansa biz neyiz?” Onların siyaset adamları “Siyasetçi” ise bizimkiler ne?
Rahmetli babam yıllar önce “bizim o ülkeler gibi olabilmemiz için kırk fırın ekmek yememiz lazım” diyordu.
Ama ben şimdi onları izleyince anladım ki, bizim onlara yetişmemiz için kırk fırın ekmek yememiz hikâye imiş, işin doğrusu onlara yetişmemiz için ülkedeki tüm fırınlar çalışsa işe yaramazmış…
İyi geceler…
Erdoğan Özgenç