- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Onlar umudun düşmanlarıdırlar

Günler görmüş, yokuşlar aşmış, eleğini elemiş, durulmuş-dinlenmiş, kalkıp bir güney beldesinin iskelesine gelmiş, demirlemişsin.
Ne yaparsın? Ne umarsın?..
Deniz temiz olsun, istersin.
Doğa bozulmasın, ormanlar onun bunun çıkar hırsına yenik düşmesin; beton-talanı insan hayatının üzerine bir kâbus gibi çökmesin, diye tepinir; çevre kirlenmesin, atık sular oraya buraya dökülmesin, yeraltı suları temiz kalsın diye didinip durursun.
İnsanlar bu keskin ve yoğun çabayı kaşlarını kaldırarak seyrederler başlangıçta...
- Acaba gerçek derdi ne, derler?
- Acaba bunca emeğin karşısındaki beklentisi ne, diye düşünürler?
Zaman geçer; tanırlar, anlarlar bir tutam.
Ve övgüler, tebrikler başlar; ancak...
Ancak katılım azdır.
Çoğunluk, peynir gemisini lafla yürütmekten yanadır.
Sıra işe omuz vermeye gelince övgüler sessizleşir, tebrikler resmileşir.
- Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz, dersin.
Hak verirler, kafa sallarlar; ama, işe gelince... İş ötededir, uzaktadır, boş verilmiş bir geleceğin içinde gizlidir!
Kiminin tam o sırada misafiri gelmiştir; kimisinin birden diş ağrısı tutmuştur; kimisi ise, evde yoktur: Ne büyük rastlantı, ne gam ve ne münasebet...
İş ortadadır.
Yapılmayı bekler. Sorunlar çözülmeyi, alt edilmeyi gözler.
Bu bir gönül işidir hocam, bilinç ve sorumluluk işidir.
Ne kadar sorumluluk hissi, o kadar insanlık... Anlatamazsın!
Lafa gelince herkes arkandadır.
İşe gelince arkanda olanlar tavandadır; tavan arasındadır, firardadır...
Bir ermiş usta, "toplumsal çalışmanın yasasıdır bütün bunlar," buyuruyor.
İdealist insanın kaderidir bu denklem.
Ama denklem iki değil, üç bilinmeyenlidir.
Hatta işin derinine dalarsanız belki de dört ya da beş bilinmeyenlidir.
Ve amaç, o bilinmeyenleri bilmek, bilinebilir hale getirmek, çevirmektir.
Hayır unutmuyoruz, bir de başka çeşit bir engel vardır toplumsal çalışmanın merkezinde:
- Gönüllerinden değil, midelerinden düşünenler...
- Kamu yararının önüne kendi kişisel çıkarlarını koyanlar.
- Siyasetin koltuğunu en yüce değer bilip, egoları ile bu koltuğun tuğlalarını sarıp, sarmalayanlar...
İşte onlar!
Ve... "Onlar, UMUDUN düşmanıdırlar,
akarsuyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı."
Onları,
kimliklerini, kişiliklerini
ve dergâhlarını, oyunlarını
ve illaki hile, kalleşlik ve iki yüzlülüklerini
tanı da büyü!..
"Onlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü..."
farukhaksal.didim@gmail.com