- Kategori
- Kültür - Sanat
Onların hikayesi - 28-

M.Kemal Paşa -(KİRMASTI ) YÜKSEL' in birinci yaş günü-29 Ekim-
Alınan tâyin emrinin haberi eve bomba gibi düştü..
Kirmastı’ya gidiyorduk.. (*)
Daha üç sene geçmeden çıkan bu tâyin, babamın da Annemin de canını sıkmıştı. Ama yapılacak bir şey yoktu. Annem, önceleri bunu Gülten ve Yıldız’dan saklamak istedi . Önündeki günlerde onları yavaş yavaş, alıştırabilirdi belki.
Bir aradalarken, “ <ı>Memurluk bu belli olmaz. Bu gün buradayız , yarın ; kimbilir nerde..”ı> gibi konuşmaları gittikçe sıklaşınca Yıldız ağlamalara geçiveriyordu. Tesellisi de zor oluyor.:"<ı>Biz Sensiz ne yaparız, bu ayrılığa nasıl katlanırız ablacığım ..?? ı>“ diye feryat ediyordu..
1941’in Nisan başlarına kadar geçen zaman içinde Annem onları biraz buna alıştırır gibi oldu..Zaten ellerinden başka ne gelirdi ki ??.Havaların bahara dönmesiyle ayrılma tarihi daha da kesinleşince; kalan bir iki haftalık zaman toplanıp gitmeye yetecekti. Kemal Paşa’daki polis arkadaşlarından biri bizim için bir ev peylemişti bile..
Üç yaşımın sonlarında, artık şöyle böyle lâf eder gibi olmuştum ..Büyüklerin beraberliğini fazlaca aramakta ve Yıldız’a olan tutkum giderek artmaktaydı..Sabah ayrılışlarında arkasından ağlayan beni susturmakta Annem zorlanır olmuştu..Onun dönüşünü beklemek, kucağından bırakamayan Yıldız’la koyun koyuna uyumak vazgeçirilemeyen tutkumdu..
Benim onun adını söyleyemeyip , “Cırcır “ diye çağırıyor olmam , herkesin Ona bunu takma ad gibi yakıştırmalarına yetmişti ..
O; böylece, benim için hep “ CIRCIR “ ablam olarak kaldı; öyle yaşadı..
Bahçemizde, üstü açık toprak künklerin içinden akıp ev-ev dolaşan sıcak ve soğuk su dağıtımı olduğunu söylemiştim. Hemen eteklerinde yerleşilmiş Uludağ’dan çıkıp gelen bu olağanüstü güzellik her evin bahçesinde yerleşik toprak küplerin içinde havuzlaştırılırdı. Koskocaman yarım küp; içine kova daldırılarak su alma kolaylığı sağlardı.Çamaşırlar alt katın taş avlusunda elle yıkandığı için buna gerek vardı. Bahçeye kurulan ateş ve büyük sacayağı üzerindeki kazanda kaynayan beyazlar çitilenip iplere serilip kurutulurdu.Çamaşır makinası hayal etmenin bile ötesinde bir şey. O zamanlar söylense kimse inanmazdı zaten.
Artık yürür olduğum için, bahçenin ve avlunun her yerine ulaşıyor, düşüp kalkıp oyunlar icat etmeye çalışıyordum. Çapı bir metreden fazla olan bu havuzların başına gidip, topladığım taşı-çiçeği , takunya-terlik vb. şeyleri içine fırlatmak en hoşlandığım oyundu. Bunun benim için tehlikesini gören Annem, babama bunların üzerine tahta kapaklar yaptırtmıştı ama ben o gün birini kımıldatıp açmanın yolunu buldum. Fakat o anda, nasıl olduysa kendim de soğuk su küpünün içinde batıp çıkmaya başladım. İçine düşmüştüm ve su yutuyordum. Beni ortalıklarda göremeyen Cırcır ablam o havuzun içinde debelendiğimi farkedince çığlıklar içinde koşup beni küpün içinden tutup çıkarmış. Bağırışa koşan Annem beni baş aşağı edip karnıma bastırarak yuttuğum suları çıkartmaya çalışmış. Vaveylâyı koyverince rahatlayan midem ve boşaltılan sulardan sonra beni bitkin bir halde sedire yatıran Annem, uğranılan şokun ardından gözyaşları içinde : “ <ı>ikisini verdim , seni de mi kaybedeydimı> ..” diye ağlamalara durmuş.
Bağırış çağırış üzerine , üst katlarda eşya ambalajıyla uğraşan babamla bekçi Mahmut koşarak aşağıya indiklerinde Annem hâlâ ağlamaktaydı.Beni sırılsıklam görüp durumu anlayan babamdan yiyeceğim haşlamadan kurtarmak için Cırcır beni kucaklayıp kaçırmaya çalıştı.
Sökülmüş olan aynalı pirinç karyolanın ağır bir parçası indirilip küpü örten tahta kapağın üzerine konuldu ; havuzlar boşaltılıp suyun akışı komşulara çevrildi. Gerektiği gün eski duruma nasıl olsa getirilebilirdi.
Bu; o kadar ufak olmama rağmen , yine de çok silik olarak hatırlamakta olduğum anımdır.
Gideceğimizi duymayan kalmamıştı. Son onbeş gün boyunca uzak yakın oturan tanıyanların ziyaretleri devam edip durdu. Gülten’in ağzını bıçak açmıyor, Yıldız da ezik bir ruh hâli içinde evin her tarafını tekrar tekrar dolaşıyor, kendince çok önemli köşelerde ya oturuyor ya da mırıltılarla bir şeyler söylüyordu. Ağırlaşmış olan beni omuzlarına oturtup kendisiyle beraber ev içinde, bahçede gezdiriyordu. Mektuplardan tâyin haberini öğrenen Süha ve İsmet te üzgün olduklarını cevaplarında belirtmişlerdi. Annem , Onların çok sevdikleri ablalarıydı; bir gün elbet yeniden kavuşulurdu..Yıldız benim çocuksu yaramazlıklarımı anlatıp, ne kadar özleyeceğini Onlara kaç defa anlatmıştı. Bahçede çektirip kendilerine gönderilmesini istedikleri fotoğrafımı ulaştırdılar.
Yeni eğitim yılında Reyhan İlkokulunda görevlendirilen Nedim amcam; sonbaharda yağışlara kalmamak için şimdiden ev tutup o mahalleye taşındı.Muradiye, bu bilge insanın ayrılışından hiç memnun değildi.. Ama O; çok sevdiği sevildiği Muradiye’den hiç uzak kalmayacak, kazandığı gönüllerle her fırsatta yine beraber olacaktı. O”Nedim Hoca”ydı ve şânı Bursa’da , sahip olduğu yaratıcılık ve güzel sanatlardaki seçkin eserleri ile daima hatırlanacaktı..
Annem ;Gülten ve Yıldız’a ; bu ayrılışla kendilerinden mânen hiçbir zaman uzak kalmayacağına, imkân buldukça gelip gidebileceğine inandırıp rahatlatmaya çalışıp durdu.
Gidiyor olmamıza üzülen ev sahibimiz keresteci İzzet efendinin verdiği tahtalarla eşyalarımız ambalaj içine alınıverdi. Benzin darlığına rağmen, iş gördüğü kamyonunu şoförüyle bize tahsis ediyordu. Ankara’dan getirilenlerle, son üç yıl içinde edinilenler , babam ve iki bekçi ile toparlandı. Yıldız’ın bütün itirazlarına rağmen Annem ayaklı Singer’ini Ona bıraktı. Oralarda evde tamir sökük yapmak için kollu makine Ona yeterdi.
Son gece hiç uyunulmadı sayılır. Gülten de Yıldız da çok üzgündüler. Yıldız : “ <ı>Gidiyor musun Yücel ? Yücel’im Cırcır sensiz mi kalsın buralarda ? Ben ne yaparım sensiz ? Ablam da yok artık işte .. Allahım Sen sabırlar ver ..ı>” diye diye sabahım ilk ışıklarına kadar beni öptü, kucakladı, sarmaladı..
Kapıya gelen kamyona önce; doğuya giderken bir arkadaşının verdiği ağır, pirinç döküm ve başı ucu aynalarla süslü karyola sökülüp kondu. Kimbilir kaç yıllık ..Antika bir şey. Bir taraflarında Fransızca, marka ve yapım tarihi falan yazıyor olduğunu hatırlıyorum. Sonraları benim sünnet yatağım da olacaktı.
Atölyenin bütün kızları, anaları; bizimkiler, etraftaki konu komşu, bir alay insan avluda, kapı önünde; ağlaya sızlaya bizi uğurlamak için oradaydılar. Annem de göz yaşlarını tutamamış ama yine görüşüp buluşacaklarını tekrarlayıp durmuştu. Amcamlar da oradaydı. Elimize, kucağımıza bırakılan yolluklar, küçük büyük sepetler o kadar çoktu ki..
Şoför yardımcısının arabanın ön tarafındaki bir delikten içeri soktuğu uzunca bir demir kolu birkaç kez çevirmesinden sonra kamyon gürültü ile çalışmaya başlamıştı. Arabanın önüne yerleşen Annem ve Babam ve kucaklarında da rahat durmayan ben; etrafımızı saran eşin dostun arasından yavaş yavaş sıyrılıp, Kirmastı için sarsıla sarsıla yola koyulduk.
Kamyonun arada bir su kaynatması, duruduru vermesi, birkaç defa da lâstik patlatıp tamiri için geçen zamanı da eklersek, koca bir günün sonrasında zor zahmet Kirmastının çok yakınlarına varabildik..
Bitkindik…
SEN…<ı>ı>
<ı>ı>
<ı>ı>
<ı>Sevdaları gök kuşağı gibi sarıp , tutkularlaı>
<ı>bağlananlar gelip geçti.. Kimi uçtu bulutlarlaı>
<ı>ı>
<ı>sarmaş dolaş. Çiçeklenmiş hayaller vardı , lekesiz…ı>
<ı>“Hâfız”ın bahçesindeki soluk kalır, şüphesiz…ı>
<ı>ı>
<ı>“Hayyam” da unutmuşsa şarâbın rengini , bakıncaı>
<ı>kamaştıran o duygular gönülleri doldurunca ;ı>
<ı>ı>
<ı>pınarlara mecraları açık tutan Sendin, bütün..ı>
<ı>Kaç kâlplere devâ oldu sağdırdığın kutsal sütün..ı>
<ı>ı>
<ı>Nice çılgın çırpınışlar sükûn buldu; yaslanarakı>
<ı>göğsündeki ılıklıkta .Yer bulmaya çalışarak ı>
<ı>ı>
<ı>sana geldi..Yenik düşmüş özlemleri Sen suladın..ı>
<ı>Bir ana kuş gibi örterdi şefkatin, her kanadın..ı>
<ı>ı>
<ı>Yollar mavileşir gider , uçsuz ve bucaksız ;ı>
<ı>kırılan kâlplerse ve de eğer kalmışsa kucaksız , ı>
<ı>ı>
<ı>âciz ve de ümitsiz hayatlar Senin avcunda ı>
<ı>ısındı hep ..Beklerdin bir peri gibi baş ucunda ..ı>
<ı>ı>
<ı>Bir yudum sudur hayat; o kadar hızlı akıp gider ;ı>
<ı>Marifet damlatmamaktır; damlarsa Eyvâh.!. Bu hederı>
<ı>ı>
<ı>pişmanlıktır.Bir diğeri yok artık dudaklarında..ı>
<ı>Göz yaşın içilecek o karanlık sabahlarında..ı>
<ı>ı>
<ı>Olsun .. Ne fark eder ki bir damla düşüp kaybolduysa ?ı>
<ı>deme.! Çünkü , Sen o damlasın , kuruyup giden oysa..ı>
<ı>ı>
<ı>Ne füsûnkâr sırdaşlığın yetti , ne de Sana doymak..ı>
<ı>Ne yıllar kâfi geldi, ne de sadece Senden doğmak..ı>
<ı>ı>
<ı>O şairin dünyasında yer bulduk, yok artık bir giz;ı>
<ı>“MELÂLİ BİLMEYEN BİR NESİLE ÂŞİNA DEĞİLİZ..! “ı>
<ı>ı>
<ı>ı>