- Kategori
- Eğitim
Onlarla gurur duyuyorum...

İlköğretim 1. sınıftan başlayıp üniversite dersliklerine kadar uzanan eğitim ve öğretim hayatımdan zaman zaman kesitler vererek paylaşımda bulunacağım blog köşeme hoşgeldiniz. Sizlerle bu ilk buluşmamda beni kendi sitesinde eğitim üzerine yazmamı rica ederek onurlandıran ve yazımı okuduktan sonra bu blog’da sizlerle paylaşmam konusunda yüreklendiren Milliyet blog yazarlarından sevgili Işıl Tabağ’a teşekkür etmekle başlamak istiyorum. Sizlerle paylaşıma başlayacağım bu ilk satırlarıma geçenlerde okuduğum bir gazete haberi hakkında yorumlarımı ve düşüncelerimi yazarak başlıyorum.
Haber Meslek Lisesi öğrencilerinin eğitim kalitesinin düşüklüğünden bahsediyordu. Bu haberi geçen yıl okusaydım çok fazla bir şey hissetmeyeceğimi öncelikle vurgulamak isterim. Ancak bu eğitim öğretim dönemi başından beri derse girdiğim Meslek Yüksek Okulu öğrencilerimi iyi tanımam dolayısıyla bir devlet büyüğümüz tarafından beyan edilen bu haber bende bir tepki yarattı. Bir süredir akşam derslerinde (ikinci öğretim) birlikte olduğum, küçük bir sınıfa tıkıştırılmış 50-60 öğrencim ile geçirdiğim bir dönem gözümün önüne geldi. Sınıfa ilk girdiğimde şöyle bir bakıp, ‘Eyvah bu da ne, siz kaç kişisiniz böyle?’ deyişimi hatırladım ve sonrası hafızamda canlandı.
Elbetteki bir sıraya üç hatta dört kişi oturmuş ve birbirleriyle koyu bir sohbete dalmış genç topluluk beni duymakta bir hayli zorlandı. Ön sıralarda oturanlar ise doğru duyup duymadıklarından emin olamadıkları için şaşkın bir ifadeyle yüzüme baktılar. Sorumu birkez daha yineledim. Belli ki bu onlara daha önce yöneltilmemiş türden bir soruydu. Çantamı kaptığım gibi sınıftan çıktım ve soluğu öğrenci işlerinde aldım. Belki de sınıflarını şaşırmışlardır ya da arkadaşlarıyla birlikte olmak için aynı sınıfa doluşmuşlardır gibi düşünceler geçip gitti kafamdan.
Öğrenci İşleri bürosuna vardığımda Pazarlama 1 Bölümü'nün öğrenci listesini istediğimi belirttim. Bilgisayardan çıkan liste üç sayfaya sığmıştı. Yani benim 62 öğrencim vardı ve ben o küçümen sınıfın içinde onlara İngilizce öğretecektim. Diğer dersler için ne kadar geçerli olduğunu bilmiyorum ama benim 50- 60 kişiye karşılıklı konuşmanın ve iletişimin çok önemli yer tuttuğu İngilizce dersini verebilmem nasıl mümkün olabilirdi? Ben yaklaşık 18 senelik öğretmenlik sürecimde bunu tecrübe etmemiştim ve katıldığım öğretmen eğitimlerinde bana bunun nitelikli olamayacağı defalarca söylenmişti. Yani ben şimdi niteliksiz bir iş mi yapmak üzereydim? Ya ben bu niteliksiz işi yaparken öğrencilerimin eğitim niteliği nasıl yüksek olacaktı? Öğrenci işlerinde görevli memura “Ben bu sınıfı ikiye böleceğim.” dedim. Yüzüme baktı ve ses çıkarmadı. Ben de gülümseyip çıktım.
Sınıfa geldiğimde merakla bakan bir sürü göz ne diyeceğimi bekliyordu. Dilim döndüğünce bu kadar kalabalık sınıfta ders olamayacağını anlatmaya çalıştım ve listenin başındaki ilk 30 kişinin sınıftan ayrılıp 2 ders sonra tekrar gelmelerini söyledim. Yüzlerindeki ifadeden benim söylediklerimi pek de anlamlandıramadıkları belliydi. Kimi durumdan pek hoşlanmadı. Ama kimisine kantine takılıp sohbet etmek çekici gelmişti. Hemen yoklama alınıp alınmayacağını sordular. Elbette alınacaktı. Yüzümdeki kararlı ifadeden etkilenmiş olacaklar ki listenin başındaki ilk 30 kişi sınıfı boşaltıverdiler. Gerisi halen yüzüme bakmaktaydı. Bense aynı dersi iki kez anlatacak ve onları yetiştirmemiz gereken bölüme getirecektim. İyi bir planlama, sıkı bir çalışma ve tenefüs saatlerimi feda etmem gerektiğini hissedebiliyordum.
Hepsini hizayla oturtup şöyle bir gözden geçirdim. Çoğunun kitapları yoktu. Bu kez de kitap kullanmanın gerekliliğini aksi takdirde dersten yeterli derecede faydalanamayacaklarını anlatmaya koyuldum. Bir tanesi ayağa kalkıp:
“Derse kitap getirmeden gelmek yasakmış, öğretmenlerin bizi sınıftan atmaya yetkileri var mı?” diye sormasına şaşırmadım. Kimbilir ona daha önce nasıl bir kurallar zinciri sıralanmıştı.
“Böyle bir şey yapmak haddim değil” diye cevapladım.
“Benim görevim dersimi size en doğru bildiğim şekilde aktarmak, bu da kitabınız olmadan mümkün değil.”
Böyle bir yaklaşımdan olumlu etkilenmiş olmalı ki bu kez farklı bir tavırla sözlerini tamamladı. O an için sınıfta kitabı olmayanların sayısı belirlendi. Öğrencinin birinden kitap alındı ve gönüllü iki kişi yapacağımız sayfaların fotokopisini çektirmek için yola koyuldu. Bir sonraki derse kitaplarıyla gelmeleri gerektiğini anlattığım bu değişik öğrenci profilinden hiç biri o akşam kısıtlı bütçeleriyle de olsa fotokopi konusuna itiraz etmedi. Ondan sonraki günlerde de yanında kitabı olmayan hiç bir öğrenci fotokopi almak için sınıftan çıkmaya itiraz etmeyecekti. Fotokopiler geldi ve biz derse başladık.
Yetiştirmemiz gereken konuları yapmak için ilk günlerde tenefüs yapmadık. Sınavdan sorumlu oldukları bölümleri yetiştirmek zorundaydık ve bu kimisi gündüz çalışıp akşam derse gelen öğrencilerimin daha önce özel okulda okuttuğum öğrencilerim gibi bir alt yapıları yoktu. Beni zorlu ama bir o kadar da keyifli bir dönem bekliyordu.
Kimi gün yarım saatlik dönüşümlerle soru cevap çözerek kimi de sınıfı hep birlikte doldurup notlar alarak kocaman bir dönemi geride bıraktık. Dersi takip edenlerin hemen hepsi finalde başarılı oldular. Verdiğimiz savaşa değmişti. Sonuçları aldığımda ne evden oraya gitmek için çektiğim1 saatlik yol, ne bazı akşamlar soğuk olan sınıflar, ne de ertesi günkü boğaz ağrısı ve ses kısıklıklarım vardı aklımda. Bir tek şeyi düşündüm. Onlarla gurur duyuyordum.
İlk başladığımız dönemlerde kitaptan bir kaç kelimeyi bile okumak istemeyen öğrencilerimin şimdilerde kendi İngilizce cümlelerini oluşturup, küçük dramalar oynayışlarını izlemekten ne kadar hoşnut olduğumu hangi kelimelerle ifade edeceğimi bilemiyorum. -Oxford vardı da onlar mı gitmediler ki nitelikli yetişememişler.- diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu soruyu bu konudan sorumlu, bu sektörde görevli ve bu konuda beyanat veren herkese soruyorum. “Onlar için ne kadar nitelikli ortamlar yarattık ya da yaratıyoruz ki yüksek kalitede yetişmiş ya da yetişiyor olmalarını bekliyoruz?”
Bundan sonraki hedefleri Mesleki İngilizce öğrenmek olan Meslek Yüksek Okulu Pazarlama 1.sınıf öğrencilerimin her birisine sevgiyle.. Onları tanıdığım ve birlikte olduğum için mutluluk duyuyorum...