- Kategori
- Bebek - Çocuk
Onun için yaşayacağım

Küçük bir kız çocuğun gözlerimde silüeti belirleniyor. Bana bitkin ve yorgun adımlarla yaklaşıyor. Yanıma yaklaştığında ellerini uzatıyor. Onu alıyorum kucağıma. Simsiyah saçlarını okşuyorum; elimi saçlarınlarından çektiğimde elimde birkaç saç teli kalıyor ve kömür karası gözleriyle bana bakıyor. Orada bir süre donakalıyorum...
Elimi her saçlarına götürüşümde birkaç tel daha dökülüyor saçlarından. Rüzgarda savrulan yapraklar gibi kül rengindeki kaldırıma dökülüyor. Saçından kopan her tel hayatımdaki olumsuz olayları simgeliyor, tenhaca savrularak benden uzaklaşıyor. Ağlamak istiyorum, öylesine ağlamak istiyorum ki nefes alamayım...Halbuki küçücük kız boncuk boncuk gözleriyle bana bakıyor, gözleri öylesine güzel ki...Ama kahretsin ağlayamıyorum!
Gülümseyerek "beni lunaparka götür" diyor. Saçlarımı kazıyıp onu lunaparka götürüyorum, gözleri biraz ilerideki müziğin eşliğinde dönen atlıkarıncaya takılıyor. Minik elleriyle elimi tutuyor, onu kucaklayıp atlıkarıncanın en güzel atına bindiriyorum. Prenseslere yaraşır bir şekilde oturuyor. Kısa bacaklarını sallandırarak "deeh, deeh" diye ata emir veriyor. Atlıkarınca dönerken onu seyrediyorum, gözlerimi minik kızdan ayıramıyorum. Gözlerinden fışkıran öyle bi neşe var ki!..
Atlıkarıncadan indiğinde heyecanla yanıma gelip "çarpışan arabalara binme istiyorum" diyor ve koşa koşa çarpışan arabalara doğru ilerliyor. Ne olduğunu anlamadan yolun yarısında yere yığılıyor. Ona doğru koşuyorum, sanki benden kilometrelerce uzak. Korkuyorum, öylesine korkuyorum ki sanki bir araba hızla üstüme doğru geliyormuş da ben ölümü bekliyormuşum gibi. İsmini söylerek sesleniyorum, bağırıyorum ama sesi çıkmıyor. Artık o kadar bağırıyorum, hıçkırıyorum ki ağzımdan ses çıkmadığını işitiyorum. Bu şekilde benden ayrılamaz. Nefesim ciğerlerimde hapsoluyor. Nefes alamıyorum.
Bir hastanenin koridorunda buluyorum kendimi. Üzerimde hastanedekilerin giydiği örtümsü kumaş parçası var. Yanımda bir sedye, minik bir sedyenin üstünde o var. Boncuk boncuk gözlerindeki ışıltı sönmüş bana bakıyor. Minik parmaklarıyla elimi tutuyor.
Ameliyathaneye geldiğimizde iki ameliyat masası var. Birine onu yatırıyorum. "Korkma. Yan masaya ben yatacağım. Ben de hastayım, beni de iyileştirecekler." diyorum. "Bize bir iğne yapacaklar. O iğne sayesinde uyuyacağız. Kalktığımızda ikimizin de saçları çıkmış olacak". Yan masaya yatıyorum. Korkmasın diye ilk iğneyi ben yaptırıyorum. Doktor buruk bir tebessümle gözlerime bakıyor. Göz kapaklarım ağırlaşıyor, yavaş yavaş kapanıyor, bedenimi bi sükunet kaplıyor, uyuyorum.
Gözlerimi açtığımda aynadan kendimi görüyorum. Ameliyat başındayım. Ameliyathanedeki olanları seyrediyorum. Doktorlar bağrışarak koşuşturuyorlar. Birinin "onu kaybettik" dediğini duyuyorum. Yan masaya bakıyorum. Küçük kız yok! "Nerde?" diyorum. Bağırıyorum ama kimse beni duymuyor, sanki ben o ameliyathanede yatmıyorum. "O nerde?" diye bir daha soruyorum ama yine cevap yok. Sonra anlıyorum: Ölmüş.
O gece onu yine görüyorum. Ellerini uzatmış. "Bana gel" diyor. Simsiyah saçları ışıkta parlıyor, boncuk boncuk gözleri bana bakıyor. Hayır küçük kız, şu an senin yanına gelemem. Sen bana yaşama umudu verdin. Hasta olmana rağmen gözlerinde belirlenen yaşama isteği, gözlerinden fışkıran ışıltı vardı. Bu yüzden senin için yaşayacağım. Bu hayatı onun için yaşayacağım.