30 Ağustos '15
- Kategori
- Gezi - Tatil
Ortaçağ’ın Asil Şehri: Prag

Kafka Ve Milena'nın Aşkının İzinde
İnterrail gezimizin Viyana’dan önceki son durağına gelmiş bulunuyoruz. Tren garından yürüyerek hostelimize geçmeye karar verdik. Sygic navigasyon programı kullanıdığımız için genelde ulaşımı yakın mesafelerde yürüyerek yapmayı tercih ettik. Hem şehrin dokusunu hem de ara sokakları görme şansımız oluyor bu sayede. Prag’da euro kullanamayacağımız için hemen döviz bürosu aramaya başladık. Sakın gardan bozdurmayın veya bankamatikten çekmeyin çok ucuza çevirdikleri için paranız hiç oluyor. Genelde komisyon sıfır yazan yerleri tercih edin ve mutlaka öncesinde sorun ne kadar ediyor diye. Çünkü bazı yerler limit koymuş 100 euroda komisyon alıyor ama 100 euronun altındaki paralarda komisyon almıyor.Biz parayı ST. Wenceslas Memorial’ın oradaki bir büfeden 1euro 27KC olacak şekilde bozdurduk.
Eşyalarımızı hostele attığımıza göre gezmeler başlasın…
Haritayı takip ederek Skolska caddesinden ilerledik ve Mezibranska caddesinin sonuna geldiğimizde yaklaşık 10 dakika geçmişti ve biz kendimizi meşhur Wenceslas Meydanının (Vacklavske Namesti) en üst bölümünde yer alan Ulusal Müzenin (Narodni Muzeum) önünde bulduk. Çek cumhuriyetinin en büyük ve en eski müzesi olan bu müze 1818 yılında yapılmış. İçerde depolarda sergilenmeyen eşyalarla birlikte yaklaşık 18 milyon parçanın bulunduğu yazıyor. Giriş ücreti büyükler için 150 KC, öğrenciler içinse 100 KC. Yeterli zamanımız olmadığını düşünerek müzeyi sonra ziyaret etmeye karar verdik.

Müzenin önündeki yerden aşağıya baktığımızda ise müthiş kalabalık, büyük ve hareketli Wenceslas Meydanını gördük. Aslında meydandan daha çok uzun ve geniş bir cadde görüntüsü vardı. Hemen meydanın başında dünyanın en büyük ve yüksek atlı heykeli olan ve 1912 yılında yapılan St. Wenceslas Memorial vardı. Gerçekten muhteşem görünen bronz heykelin her tarafında fotoğraf çeken turistler bulunuyordu. Bizde Arzu ile hemen onlara katıldık ve birkaç yönden anıtı ve hemen arkasında yer alan ulusal müzeyi fotoğrafladık ve meydandan aşağıya doğru yolumuza devam ettik.
Meydanın sonuna doğru geldiğimizde Havelska, Michalska ve Karlova caddelerini takip ederek meşhur Charles Köprüsüne (Karluv Most) ulaştık. Zaten siz ilerledikçe kalabalık artıyor ve önemli bir yere doğru gittiğinizi hemen anlıyorsunuz.
Tam köprünün önüne geldiğimizde artık birisine çarpmadan yürümek imkânsız hale gelmişti. Köprü 1357 yılında inşa edilmiş ve 1870 yılına kadar Taş Köprü ya da Prag Köprüsü olarak anılmış. Uzunluğu yaklaşık 500 metre olan köprünün her iki tarafında da kuleler mevcut. Bu kulelerden Eski Şehir (Old Town) olarak adlandırılan tarafta olanın önünde geleneksel kıyafetleri ile bir Çek askeri bekliyor. Onun bulunduğu yerdeki kapıdan kuleye çıkabiliyorsunuz. Kuleye çıkış ücreti 100 KC. Bölgenin yaklaşık 50 metre yükseklikten fotoğraflarını almak için ideal bir yer diyebiliriz…
Artık yavaştan acıktığımızı hissetmeye başlamıştık.Kaprova caddesinde KFC ve Mc Donalds gördük. Mc donalds’ta yemeye karar verdik. Her zamanki gibi sadece hamburger 3 adet ve küçük kola alıp karnımızı doyurmaya başlamıştık ki; Prag’ta kolanın sınırsız olduğunu görüp çok sevindik. Kola bardaklarını atmayıp gezerken susadığımızda Mc Donalds’a girip doldurup kendimizi serinletme yöntemine başvurduk (Paramız olsa da interrailci mantığım bunu öngördü )
Yarım saatlikten bu yemek molasından sonra aynı yoldan devam ettik.Öyle bir kalabalık o yöne gidiyor ya da dönüyor ki siz de gitmek zorunda kalıyorsunuz sanki. 200 metre sonra zaten şehrin en meşhur ve kalabalık meydanı olan Eski Şehir Meydanına (Old Town Square – Staromestske Namesti) geldik. 12. Yüzyılda oluşturulan bu meydanda çok sayıda popüler bina, anıt ve kafeler mevcut. Geldiğimiz yönde meydana girerken hemen sağda yer alan St. Nicholas Kilisesini ziyaret ettik. Giriş ücretsiz. Meydanın ortasında 6.’sı düzenlenen Folklor Festivaline denk geldik. İnanılmaz keyifli gösteriler sunuyorlardı. Hele yaşlarının 60’tan fazla olduğunu düşündüğümüz bir çiftin uyumlu dansı görülmeye değerdi. Meydanda turistler için çok sayıda atlı araba, tur firmalarının stantları da bulunmaktaydı. Bu arada saatin 4’e 10 kala olduğunu fark edip hemen kendimizi Astronomik saatin oraya attık.
Yavaştan akşam olmaya başladı. Hostele gidip duş alıp gecelere akma zamanı….
Bize önerilen Karlovy Lazne için hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıkmıştık ki Roma’da tanıştığımız interrailci geleceğin doktorları ile karşılaştık, hep beraber birşeyler yapalım istedik. İstikametimiz yine Karlovy Lazne idi ama bu sefer dışındaki köprü manzarası ile muhteşem oturma keyfi veren açık hava mekanda biralarımızı yudumlayarak, bu gezinin hem yorucu hem de çok zevkli olduğunu , acaba bir daha ne zaman yola çıkarız düşüncesi temalı muhabbet çevirdik. Artık geç olmmuştu hostellere dönme vakti ve ertesi gün kaleye çıkıp kalede gulaş yeme temalı gezimiz için dinlenme zamanı..

abah saat 08.30’da kalktık. Hava önceki güne göre kapalıydı. Zaten hava tahminlerine göre bugün yer yer yağmur yağması bekleniyordu. 15 dakikada seri biçimde hazırlandıktan sonra kahvaltıya indik. Kahvaltı açık büfesine şöyle bir göz attığımızda hiç de fena olmadığını gördük: Peynir, tereyağı, yumurta, yoğurt, meyve, iki çeşit meyve suyu, çay, kahve, milföy hamurundan elmalı ve vişneli börek ve kek. Karnımızı güzel bir şekilde doyurup birer tane de elmalı böreklerden yanımıza aldıktan sonra Prag Kalesini gezmek için 22 no’lu tramvaya bindik. 20 dakikalık yolculuktan sonra tramvaydan indiğimizde yağmur başladı. İndiğimiz durakta birkaç dakika yoğun yağmurun geçmesini bekledikten sonra koşar adımlarla kalenin girişine geldik.
Saraydan çıktıktan sonra orada bulunan bir kafede bir kahve ve kola içtik (Kahve 60 KC, Kola 90 KC). Hava serin ve kapalıydı ancak yağış durmuştu. Zaten gün boyu da bir daha yağış olmadı. Kahvelerden sonra aynı meydandaki kiremit rengi boyasından dolayı hemen dikkat çeken St. George Bazilikasına gittik. 920 yılında Prens Vratislav I döneminde yapılan Bazilika 12. Yüzyılda yenilenmiş ve 17. Yüzyılda son halini almış. Nispeten dar uzun bir yapısı olan Bazilikanın duvarlarında yıpranmış ama halen son derece etkileyici dini resimler var. Ayrıca tam çıkış kapısının orada bir nevi mezara benzeyen, son derece iyi korunmuş büyük bir nesne daha bulunuyordu. Bazilikanın tamamını gezmek yaklaşık 15 dakikamızı aldı. Bana göre Saraydan çok daha güzeldi…
Artık meşhur gulaşla tanışma vakti geldi. Dikkat edin domuz eti yemiyorsanız bizim gibi önceden bilgilendirerek üzerine domuz salamı koymalarını engelleyin yoksa yanlışlıkla onu da deneyebilirsiniz
Prag şehir olarak interrail gezimizde en sevdiğimiz şehirlerden biri oldu. İleri zamanlarda sadece Prag üzerine kurulu yeni bir seyahat planlıyoruz ama öncelik Floransa ve Brugge olacak. Bu iki şehir aklımızı başımızdan aldı. Brugge mutlaka gidilmeli, görülmeli ve doyasıya yaşanmalı

