Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
456
 

Ortadoğu coğrafyası yeniden şekillenirken Türkiye de, payına düşeni almalıdır...

Ortadoğu coğrafyası yeniden şekillenirken Türkiye de, payına düşeni almalıdır...
 

Sınırımıza bitişik mavi renkli bölge, 1918 yılında Türkiye'den, "haksız ve hukuksuz" olarak koparılan topraklardır.


BU PAY, TÜRKİYE'NİN, MONDROS MÜTAREKESİ İLE ELİNDEN HAKSIZ VE HUKUKSUZ OLARAK ALINAN TOPRAKLARDIR...

Şu, "Çözüm ve Barış Süreci"  başladığından beri, "TÜRKİYE BÖLÜNECEK !" ve "TÜRKİYE  KÜÇÜLECEK !" endişelerinin yersiz olduğunu, bu konuda yazdığım tün bloglarımda belirttim.

Türkiye bölünmeyecek... Türkiye küçülmeyecek... Tam tersine, Türkiye büyüyecek... Çünkü Türkiye, büyüme ve arkasından da küçülme sürecini yaşadı. O süreç bitti... Şimdi Türkiye, tekrar büyüme sürecine girdi...

Tarihi süreçte, dünya üzerindeki hiçbir ülkenin sınırları uzun süre aynı kalmamıştır. Birbirini izleyen savaşlar ve arkalarından gelen antlaşmalar bu sınırları değiştirmiştir.

Bu süre içinde, bazı küçük beylikler ve prenslikler, imparatorluk olmuş; bazı imparatorluklar da ya parçalanmış ya da ortadan kalkarak tarihten silinmişlerdir.

Kaçınılmaz olan bu tarihi süreç ve siyasal  olgu hala devam etmektedir. Ülkeler büyümek ya da  küçülmek durumu ile karşı karşıyadırlar.

Bu durum, Türkiye gibi, komşu ya da sınırdaş ülkeler için de aynıdır.

Bu durumu biraz daha açayım...

Osmanlı İmparatorluğu, bir kasabada bir beylik olarak ortaya çıkmıştır.... Büyümüş devlet olmuş. Üç kıtada egemenlik süren koca bir İmparatorluk haline gelmiş. Sanki, geriye dönüşü hiç olmayacak bir alana yayılmış...

Ancak, 1683 yılında Viyana surlarına kafasını vurunca, hiç beklemediği bu olay karşısında "ne oluyor yaa!" diyerek afallamış; afallamakla kalmamış sersemlemiş... Ne yaptığını bilmez bir şekilde "gerilemeye" başlamış. O kadar çok gerilemiş ki, bir de bakmış ve kendini "Sakarya Nehri"nin öbür kıyısında bulmuş. Düşmanın top sesleri, Ankara'dan duyulmaya başlamış. 23 Nisan 1920'de açılan BMM, çalışmalarını top sesleri altında yürütmüş. Top seslerinden fazlaca rahatsız olan bazıları ise, çalıştıkları BMM'nin "biraz daha geriye taşınmasını" istemeye başlamışlar...

İşte, "Osmanlı İmparatorluğu" ve arkasından "BMM Hükümeti"(X), küçülmenin son sınırına gelmiştir... Artık, "küçülme bitmişti" ; tekrar "büyüme süreci"nin başlaması  gerekiyordu... Ülke insanı toparlandı, bir birine destek oldu ve büyüme sürecini başlattı... Kaybettiği toprakları teker teker geri almaya başladı...

Ama bitmedi, daha Kurtuşuş Savaşı başlamadan önce "yeniden büyümeyi başlatan" Mustafa Kemal'in, Erzurum Kongresi'nde sınırlarını bizzat çizdiği "Misak-ı Milli" hudutlarına(XX) daha ulaşılamadan, nasıl olur da "Türkiye bölünecek ve Türkiye küçülecek" denir... Nasıl bir düşüncedir bu... Hadi, hükümeti bir yana bıraktım, bu devlete bu orduya hiç mi güvenilmez...

Şimdi size, Mustafa Kemal'in, Erzurum Kongresi'nde eliyle çizdiği Misak-ı Milli hudutlarının "Güney sınırları"nın geçtiği yerleri yazıyorum :

"Güney hududu, İskenderun güneyinden başlar, Halep, Katıma arasından Cerablus köprüsüne uzanan bir hat ve doğu parçasında da Musul Vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük çevresi ve bu iki bölgeyi birbirine kalbeden(birleştiren, cd) hat."(1)

Mustafa Kemal, bu açıklamayı, BMM'nin açılışından bir gün sonra 24 Nisan 1920'de Meclis'te yaptığı açış konuşmasında da aynen söylemiştir. Elde edilmesi gereken hudutları belirledikten sonra sözlerine şunu da ilave etmiştir :

"Efendiler, bu hudut sırf askeri düşünceler ile çizilmiş bir hudut değildir, Hudud-u Milli'dir. Hudud-u milli olarak tespit edilmiştir".

Ben de, bugünün efendilerine diyorum ki, M. Kemal'in açıklamadığı "askeri düşünceler", bu sınırların, Türkiye'yi uzaktan savunmak için en doğal ve bir o kadar da stratejik olmasıdır.

Şimdi aranızdan bazıları, 1/100.000 ya da 1/250.000 ölçekli bir harita bulur, bu sınırları belirleyen yerleşim yerlerini bu haritaya işaretler ve bir çizgi ile birleştirirlerse, ortaya çıkacak bölgenin, bloğumun başına koyduğum haritanın, güney sınırımıza bitişik "mavi renkli bölge" ile %100'yakın bir şekilde örtüştüğünü göreceklerdir.

Şu ana kadar, "Çözüm ve Barış Süreci" ile ilgili çok sayıda bloglar ve blog diziler yazdım. Hepsinde de, bu sürecin nihai sonucunu, "Türkiye'nin büyümesidir" düşüncesine dayandırdım.

Tekrar ediyorum; küçülmek yok; büyümek var... Bu büyümenin şeklini de gelecek günler belli edecektir.

Türkiye'nin büyüme olayı, "Çözüm ve Barış Süreci''nin nihai sonucudur. Bu günden o güne kadar daha yapılacak çok şeyler olacak.

Bu konuyu da, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra enine boyuna tartışırız.

SON DEĞERLENDİRME...

Şu anda, bölgenin yeniden şekillendirilmesi olayları hemen yanı başımızda devam etmektedir. Yani, Jeopolitik ve jeostratejik olarak, bölge ülkesi olan Türkiye'nin,  "ilgi sahasında"... Bu bakımdan, bu olaylara Türkiye duyarsız ve tarafsız kalamaz...

 

cdenizkent...

 

 --------------------  :

(X) 23 Nisan 1920'de kurulan meclisin adı, "TBMM" değildir; yalnızca "BMM"dir... Ağız alışkanlığı ile hep böyle söyleriz ve öğrencilerimize de böyle öğretiriz. Ama doğru değildir... Bu Meclis'in 1921 yılında kabul ettiği 1921 tarihli "Teşkilatı Esasiye Kanunu"nunda, kurulan meclis "Büyük Millet Meclisi"(BMM) olarak geçer; ki bu adlandırma, 1921 Anayasası'nın içeriğine ve ruhuna da uygundur. Keşke, yeni yapılacak Anayasa da, bu içeriğe uygun olup aynı ruhu yansıtsa... "TBMM", adı 1924 Anayasası'nın kabulünden sonra başlamıştır. Bilinsin istedim.

(XX) Aslında, Misak-ı Milli hudutları, M.Kemal'in kafasında, ilk önce 1907 yılında oluşmuş, 1919-1920 yılında bir çizgi olarak şekillenmiş, BMM'ni açılışında bir gün sonra Meclis'te yer olarak belirtilmiş, 28 Ocak 1920'de  toplanan son Osmanlı Meclisi'nde Misak-ı Milli(Ulusal Ant) olatrak kabul edilmiş, işgalci devletlere ve tüm dünyaya duyurulmuştur. ( Falih Rıfkı Atay, Çankaya,1984,s.32 ve Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, 1967ss116-117)

(1) Mustafa Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, Cilt 1, Ankara: İnkılap Tarihi Enstitiüsü Yayını, 1989 ,s.29

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben konuya başka türlü bakıyorum. Beni alacağımız topraklar değil bu topraklarda yaşayan insanların hayatı,geleceği daha fazla ilgilendiriyor.Bize toprak lazım değil akıl lazım!

Kerim Korkut 
 22.07.2014 20:02
Cevap :
Elbette kerim bey...Haksız ve hukuksuz olarak bizden alınan bu toprakları geri aldığımızda, oralara patates soğan ekecek değiliz herhalde, değil mi? Örneğim bugün, Kuzey Irak'ta(eski Musul vilayeti)yaşayan halk zaten Türkiye'nin bir vilayeti gibidir...Kuzey Irak'ın tüm alt yapısı hemen hemen bizim müteahhitler tarafından yapılmıştır. Sosyolojik bakımdan ise, tamamen bize benzemişlerdir. Tüm filmlerimizi ve dişilerimizin ikinci adresleri oradadır. Bizim şarkıcılarımız ve bizim oyuncularımızı bizden daha iyi tanıyorlar. Müzik marketlerinin rafları bizim şarkıcı ve türkücülerimizin kasetleri ile dolu. Çarşıları, bizim Mahmutpaşa çarşısından farklı değil...Ama Kuzey Suriye için, şimdilik aynı şeyi söyleyemem...Ama, Kuzey Irak ile ve Kuzey Suriye'nin aynı çatı altında birliktelik yapacaklarına da inanıyorum...Yani, oraların halkları, çoktan beri bize benzemiştir. Yani sorun yok. Selamlar.  23.07.2014 15:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 976
Toplam yorum
: 2479
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1404
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster