​ Ortalığa dökülmek / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '10

 
Kategori
İlişkiler
 

Ortalığa dökülmek

Ortalığa dökülmek
 

Yüreğindeki yangını görürsün önce...

Yüreğin saydığın her şeyin nasıl alev alev yandığını bilirsin... Su işlemez oraya... İşlese de benzin olur... Duyduğun her teselli odun olur, o ateşi harlamak için... Zamanla o ateşi ne yakan bellidir artık, nede kimin için yandığı... Fakat hep biri var sayılır... Oysa O, ateşe hazır bir ocağa, yanmaya hazır otlara, bir kibrit çöpü atmıştır o kadar... O’ndan önce de sonra da yüzlerce kibrit çöpü atılmıştır oysa, yürek denilen ocağa... O an, O’nunla başlamış sayılır... Oysa zaten orada ya ateş vardır, ya da şimşek şavkından alev alacak haldedir yürek denilen ocak... Fakat o ateş, içinde yanacak birini arar durur... İçinde yanacak birisi söndürecek sanılır o ateşi... Birlikte yanınca ateş sönecek sanılır... Yada paylaşınca azalacak sanılır…

Yüreğindeki yangın o kadar büyür ki... Yangın sen olursun... Saçların alev alır... Dilin alev saçar... Gözlerinden ateş çıkar... Herkes bilir senin alev alev yandığını... Yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıktan görünür alevlerin... Artık saklamazsın da alevlerini... Aksine içindeki alevleri göstermek için davetiye çıkarırsın, davetiyeler dağıtırsın; ‘’Gelin şu sıralar o kadar büyüyecek ki içimdeki yangınlar, duyulmamıştır bu kadarı’’ diye… Derdinin büyüklüğünü anlatmak için düğün dernek kurarsın…

İnsanların acıyan ama bir o kadar da saygı duyan, ''acıya nasılda dayanıyor'' diyen bakışlarına sen muhtaçsındır artık eyyy dert sahibi... ''Acaba o ateşi ben söndürebilir miyim?'' diyen gözlerdeki merakı görmek, hoşuna gitmeye başlamıştır bile... Onların kendi içlerindeki acılarla, ateşle, senin acını karşılaştırmaları ve senin acın önünde eğildiklerini sanman daha çok hoşuna gitmeye başlamıştır çoktan... Sana ''İçimizdeki acıları dillendiriyorsun!'' demeleri, sende bağımlılık yaratacaktır... Artık acılara ve acılarını göstermeye bağımlısındır...

Oysa kısa sürede alışır insanlar her şeye… Acıların daha büyüğü aranır. Yüreğim dediğin ocağa, atom bombaları atsan da, milyon derecede yanan ocağını göstermek için, yalvarman lazım dertleşmek istediğin insanlara , ... İşte o zaman yalnızsındır...

Dünya’yı düşünmek lazım... Yer kabuğu altına gizlemiştir tüm acısını ve ateşini... Yer kabuğu altına saklamıştır, evrenden koparılışında çektiği tüm acılarının ateşini... Yer kabuğu altına gömmüştür tüm acılarını, yalnızlığını, ihanetleri... Ve bir yaşamı kucaklamıştır, tüm o acı, ihanet ve yalnızlığına inat... İşte budur bence inadına yaşamak... Ve yeniden yeniden denemek... 

Sır küpümü olmak lazım? Bin kez hayır... Fakat o yürekteki serinlikleri, neşeyi, güzelliği dağıtmanızı salık veririm ben yinede... Onlar da büyür ortalığa saçmak istedikçe, , , Çoğalır... 

 
Toplam blog
: 615
: 948
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..