​ Ortaya karışık / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Ortaya karışık

Ortaya karışık
 

KISMETİNDE NE VARSA, KAŞIĞINA O GELİR...


Aşk ve (aşkla) evlilik, fikirlerimi özgürce sunabileceğim bir konu da bu işte...
Yıllarca yorumlanmış, dile düşmüş, üzerine şarkılar, gazeller yakılmış... benzetmelerle süslenmiş. Hep güzel anlatılmışta bu konu, neden biri çıkıp, ben o anlatılanlar gibi bişey yaşıyorum, diyememiş. Sadece masallaşmışlıkla kalakalmış o güzelim paha biçilemez iki duygu....

Aşk ; İki insanın birbirine bağlılığı, özlemi, ayrı düştüğünde gözyaşı, arzusu, sadakati vs..değilmidir? bu üç kelimenin açılımı.

Olayı zorlaştıran ne? kötü adam karakterleri mi? Hani aşk, uğruna savaşmak değilmiydi? Tamam savaşalım ve varsın maddesel kaybedelim o savaşı, ona da varım. Kaşı gözü patlamış bir savaşçım da benim her daim kahramanımdır. ( İçimde bir cani yok, :) korkmayın sadece kalemim yazıyor ve tutmuyorum onu sımsıkı..)

Truva'yı sanırım pek çok kişi izlemiştir. Aşkı, aşkın her penceresinden anlatan bir film. En azından , en körü bile 4 açısını yakalamıştır. Bu filmi izleyip etkilenmeyen yada aşkın gücünü anlamayan, ya aşkla karşılaşmamış ya da henüz hiç aşkı tatmamıştır...

Neyse, konumuz aşk, ve bence tek kişiliktir. Bunu herkez yanlış anlasa da ısrarcıyım. ( Ve olaki...aksi doğruysa benden daha güçlü savunmadı daha...)
Çünkü, kendimizde , beynimizde başlar aşk... Onu biz besleriz, büyütürüz, süsleriz, püsleriz olağanca güzelliğiyle hep seyretmek isteriz. Ama kimse çıkıp ben bunu ( hayalimi) istiyorum diyemez nedense. İstemeyi bilmeyen, almayı da bilemez dimi? Hadi ama düşünün bir bakalım....

Ya da sadece istemekle mi yetiniyoruz? Bizden bişey gidecek diye ödümüz mü kopuyor? Vermeden nasıl alabiliriz ki zaten?

Tek kişiliktir dememin özüne inersek; başlatmak, beslemektir tek kişilik yanı. Çoğalma aşaması, evet , korkumuz burada başlıyor/kaybedişimiz. Çoğu insan korkuyor o tutkudan, belki kurulu, alıştığı düzenin bozulacağından. Alışılmışlık hayatlarından , bir nebze sıyrılırlarsa, kaybolacaklarını sanıyorlar nedense... (Yok öyle bi'şey içiniz rahat olsun :) Kimse kaybolmuyor herşey yerli yerinde...)
Hayat bazen , inanın o dakka başlıyor. Kalbinizin attığını hissediyorsunuz mesela... Saçma sapan herşeyden zevk alabiliyorsunuz. Bu inanılmaz huzur verici olabiliyor bazen. Tamam bazen sıkılıyorsunuzda, ama her zaman için '' o '' '' başka'' !... Öyle değil mi?
İş, bir bütün olmayı başarmakta... İş, aynı anda hissedebilmeyi başarmakta... Sen bir elma yediğinde, onun yememe ihitimaline karşılık, yarısını sarıp sarmalayıp , o'na götürmekte, belkide... Hayattan aynı tadı almasını sağlamakta/istemekte ( biraz ciklet falı gibi oldu farkındayım, ama belkide öyle, bilemem..)
Aşk; yaşadığını yaşatabilmekte, saklı.

Öyle saklanbaçlar, sen kaç ben yakalarımlar, öyle başka karakterlere bürünmeler ler.. ler... ler.. Yok öyleler, böyleler... İşte asıl , o aşkı basitleştiren nedenler...İşte size koskoca nedenler.
Ki çok var... ki hepimiz görüyoruz...O oyuncak edenleri, yalancıktan sevenleri, sever gibi görünenleri...

SERMAYE = 0 (sıfır)
KAZANÇ = 0 (sıfır)
KAR =0 (sıfır)
ELDE VAR = Kayıp zaman

Ha.. Denersin yanılırsın.. o çok ayrı karıştırmayalım (konu dışı)
Aşk oyunları, basitleşmeyen, basitleştirmeyen, işvesi, cilvesi, nazı:) bakın onlarda çok ayrı...

Yani... Biraz öznel yaşayalım bence...Kendimizce... İçine bir tutam ne varsa katalım ( ORTAYA KARIŞIK) ama bize özel olsun, bizden olsun...
Bir adama/kadına '' sana zil zurna aşığım, benim misin?'' diyebilelim. Bırakalım gerisini o düşünsün. Ama bu kadarını başarabilelim. Cesur olalım biraz. Ve kolay kazanıp, kolay kaybetmelere alışmayalım. Biraz savaşalım tadında..( taktım savaşmaya, duruma bakılırsa , bir harp çıktığında ilk giden, ben olucam herhalde:))
Yani ne derece sevdiğine bağlı sevilme derecen....

Gelelim Evlilik konumuza, ( işte kısaca Yukardaki kişiyle evleneceksin:)
Gerçekten zor bir konu, okadar özel ki, sanki kalemim bile duraklıyor mahremmişcesine... Ben aşk kadar evliliklere de üzülüyorum. Evlenmiş olmak için evlenenlere ( ve senide ısrarla boğanlara), evliliğin ne olduğunu bilmeden (kutsallığını) evlenenlere, bir de sürekli duyduğum çağımız mantık çağı deyip, mantıklarıyla evlenenlere ( ki ben çok mantıksızım bu konu da öyle böyle değil:)
Kısaca, ÜZÜLÜYORUM elimde olmadan. Bir ömrü sadece bu sebeblerle hem kendine , hem karşısındakine zindan edenlere...

Kapıyı açan , mutsuz bir resmin karşısında, kim mutlu olabilir ki...durum bu.
Peki, mutsuz bir yüz , nasıl eder... ne eder de... mutlu edebilir karşısındakini, bilemem işte orasını... Yaşayabileceğimiz kaç yıl, kaç ay, kaç gün var ki...Bu işin olumsuz boyutu.
İki insan evlenir, sahiplenmek/sahiplenilmek güzeldir tabiki.. yine de iki farklı kişi vardır. Biri caz dinler, diğeri nihavent vs...Bunun ne önemi vardır. Yeterki saygı olsun. Bırakın sizin sevdiğinizin dışında kendi zevklerine de vakti kalsın. Diğer yazım da da söylediğim gibi. Bırakalım artık insanlara kendi beğendiğimiz kıyafetleri giydirmeyi. Belki dağınık daha güzellerdir. Biz yeter ki görmesini bilelim. İki ayrı kutup olalım ama aynı güneşten yararlanalım. Ne farkedecek.
Sahiplenmenin boyutunu aşıp, kendimize kukla istiyorsak, öyle mutluysak, benim sözüm burada bitmiştir zaten.

Kıskançlık... İşte benim konum :) İnanılmaz kıskancım galiba. Bazen ben bile çarpıyorum kendime. Off...Kelimelerim kifayetsiz kalıyor. kendimde hapsettiğim bir duygudur bu..
Ama yinede her zaman savunduğum görüş;
Bende aldatılıcam :( bunu biliyorum. İçimi acıtsa da kabul ediyorum. Hemen bir deyim geliyor aklıma '' Karda yürüyüp izini belli etmemek'' evet galiba bu daha az acı verici olsa gerek...( bunu eğer bir kadın aldatılırsa ne şekilde aldatılmalıdır, diye yazıyorum...en azından benim için geçerli..:(

Bir erkek şunu her zaman düşünmeli !...
Sende kimsin , elimi sallasam vs. gözünün içine sokarak bir kadını aldatırsa , -grurur tanımassa- korkmalı ( şayet karşısında ki gerçek bir kadınsa, o'na kim olduğunu er yada geç anlatır.) (Affedilmez)
Ama yok , bir kaçamak, eline yüzüne bulaştırmışsa, o zaten anlaşılır :) ( Affedilir)
Sonuç; Kimse kimseyi aldatmasın.

Kendimizce yaşamak, karşımızdaki kişiye saygı duyarak, önemsenmek herkez için haz verici bir duygudur. Ve her yerde, her ortamda geçerlidir. Birine önemini hissettirdiğiniz an , sizde onun için önemlisinizdir artık.Samimice.
Yapmacıktan olan her kule yıkılır, elbet bir gün.

SAMİMİYET=SAYGI=SEVGİ=AŞK=TUTKU'yu doğurur. Denklemi budur bende.

Aşk ve Evlilik; birazda şansa, birazda oluruna bırakmak gerekir bazı şeyleri... kader vardır, inançla yola çıkmak, inanmak gerekir önce...Yoksa; Kısmetinde ne varsa , kaşıgına o gelir....Ötesi boş....

Herşey gönlünüz kadar olsun..Sevgilerimle..
 
Toplam blog
: 8
: 414
Kayıt tarihi
: 07.08.09
 
 

Hayatın hangi köşesinde kaldığını, henüz keşfedemeyen... Bazen, aynı köşede sıkışan, bazen, aritme..