- Kategori
- Eğitim
Örtmeniiiimm.. Ben n'olacaaam?

Eski öğrencilerimden biriyle karşılaştım yolda dün. Elinde üniversite tercih formları, dershanenin yolunu tutmuş rehber öğretmenle görüşebilmek için. Meslek seçimi konusunda öğretmenine danışacak: “Sizce ben ne olmalıyım?”
Ben rehber öğretmen olsam, Susanna Tamaro tavrı takınır, kapatırdım konuyu: “Yüreğinin götürdüğü yere git”
Öğrenci bundan yanlış bir anlam çıkarıp “La yürü git” demek istediğim fikrine ulaşabilir belki ama aslında gerçekten de yüreğinin götürdüğü yere gitmesini önerirdim sadece. Tabi bu eğitim sistemiyle bizim çocuklarda ne yürek kalıyor, ne de beyin. Meslek seçiminde öncelikli kıstasları “kaç para kazandırır?”la sınırlı kalıyor.
Benim ayrıca söylememe gerek yok sanıyorum, bütün uzmanlar hemen hemen benzer cümleleri sıralıyor: “Sevdiğiniz, mutlu olacağınız mesleği seçin”
Ben farklı bir öneride bulunmak istiyorum. Meslek seçiminiz kadar, o mesleğin eğitimini alacağınız okul da çok önemli. Daha doğrusu okulun bulunduğu şehir. Çünkü emin olun, okul size mesleki eğitim olarak pek de fazla bir şey katacak bir kurum değil. En fazla temel bilgileri edinirsiniz okullarda. Mesleğinizle ilgili gerekli tüm bilgileri, iş yaşamına atıldıktan sonra öğrenirsiniz. Üniversitenin size katkısı, sosyal yönünüzü geliştirmek, kültürel hayatınıza katkıda bulunmaktan ibarettir sadece. O yüzden işte, sosyal ve kültürel yaşantısı geniş olan bir şehirde okuyun üniversiteyi.
Örnek için bkz. bendeniz
Liseyi bitirip de ilk sene kazanamayınca üniversite sınavını, koca bir yılı babamın dükkânında (ve doğal olarak depresyonda) geçirmiştim. İkinci sene tekrar girdim sınava. O yıllarda üniversite sınavı iki aşamalıydı ve tercihler, sınava girmeden önce yapılıyordu. Tercih yaparken elime üniversite kılavuzunu aldım, önüme de bir Türkiye haritası koydum, başladım okumak istediğim üniversiteleri seçmeye. Nerede deniz kıyısı, turistik, sosyal yaşamı renkli olan üniversite ve üniversitesi olan şehir varsa, başladım tercih formunda işaretlemeye. Sonuç? Son tercihim Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi. Bilemezsiniz ne çok faydasını gördüm hayatımda, ziraat mühendisliği eğitimi almanın. Hıyarın iyisinden anlamak gibi üstün meziyetlerim oldu (Tamam, gündelik yaşantımda bu bilgiden istifade ettiğimi inkâr etmeyeyim). Sonrasındaysa son sınıfta terk edip üniversiteyi, İstanbul’da özel bir okulda müzik eğitimi almaya başladım. Sonra ne oldu? 10 seneye yakın bir zaman müzisyen olarak çalıştıktan sonra, şimdi gazeteci olmaya çalışıyorum.
Diplomalar buraya…
Şöyle bir etrafınıza bakın. Birçok kişinin şu anda yaptığı iş, hiç okul okumasa da yapılabilecek türden. Doktor, öğretmen, avukat gibi belli bazı meslekleri saymazsak eğer, birçoğumuzun diploması, çerçeveletilmiş bir şekilde evin duvarında asılı duruyor. Ama her iki durumda da işinde başarılı olanların ortak bir noktası var: Üniversite hayatı boyunca, okulun verdiği eğitimin dışında sosyal etkinliklerde yer almış, kişisel gelişimine önem vermiş bireyler başarılı oluyor iş yaşamında. İşletme eğitimi almış milyonlarca insandan sizi ayıracak fark, kişisel yetenekleriniz ve okul yaşamında oluşturduğunuz alt yapı birikimi olacaktır.
Üniversite tercihi yaparken, kentin size neler sunabileceğini de dikkate almanızı öneririm eğer kabul ederseniz. Aksi taktirde elinize kitapları alıp okulla ev/yurt arasında mekik dokumanın hiçbir yarar sağlamayacağını biliniz.
Aklınızda bulunsun
Şimdi kaç veli bu yazıyı çocuğuna okutur ya da ben kaç e-posta alırım “Bu çocuk okulda sürterse ben sana sorarım” diyen bilemem ama okuldaki derslerini aksatmadan sosyal bir şekilde ‘sürtmesi’ yeğdir, sosyal özürlü bir şekilde okumasındansa.
Okulda ezberlenenlerin % 80’i unutulacak nasıl olsa. Elde kalacak olan, okul haricinde edinilen hayat tecrübeleri olacak.
Tecrübeyle sabittir!