​ Osmanlı - Yazı dizisi - 3- / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '12

 
Kategori
Tarih
 

Osmanlı - Yazı dizisi - 3-

Osmanlı - Yazı dizisi - 3-
 

Vezir-i a’zam ve vezirler;

 

 

·         Osmanlıların ilk dönemlerinde divanda sadece bir vezir bulunuyordu. O da ilmiye sınıfına mensuptu. Daha sonra vezir sayısı artınca birinci vezire ‘Vezir-i a'zam’ denildi. Bundan başka;

 

·         Sadrı-i âli’, —Sahip-i devlet’, —Zat-i Asafi’ ve —Vekil-i mutlak’ Gibi tabirler de kullanılmış ise de bunlar asıl el-kaptan değillerdir. Daha sonraki tarihlerde vezirlerin sayısı artmış ve XVI. asır ortalarına yakin zamana kadar vezirlik, sadece İstanbul’da bulunan mahdut kimselere münhasır iken Kanunî devri vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa ile Hain Ahmet Pasa, önemine binaen vezirlikle Mısır valiliğine tayin edilmişlerdi. Daha sonraki tarihlerde Budin, Yemen ve Bağdat eyaletlerine de vali olarak vezirler gönderilmişti. Vezir-i azam, padişahtan sonra devletin en büyük reisi ve hükümdarın mutlak vekili olduğundan, sözü ve yazısı padişahîn iradesi ve fermanı demekti. Çandarlı hanedanının düşüşüne kadar bütün işlerde birinci merci vezir-i azamdı.

 

·         Çelebi Mehmed zamanındaki Amasyalı Bayezid Paşa’nın vezir-i azamlıği bir tarafa bırakılacak olursa Çandarlı ailesinin bir silsile halinde kadıaskerlikten gelmek suretiyle yetmiş seneden fazla bir müddet kesintisiz o mevkii işgal etmeleri ve hükümdarların itimatlarını kazanmaları bütün Türk devlet adamlarının bir ailenin etrafında toplanmalarına sebep olmuştu. Hatta Segedin muahedesinin akdi üzerine saltanatı oğlu Mehmet’e bırakan İkinci Murad, karşı tarafın bu fırsatı ganimet bilip antlaşmayı bozması üzerine, anormal bir hal alan olaylar karsısında tekrar hükümdar olup idareyi eline almak istediği zaman, Vezir-i azam Çandarlizâde Halil Paşa’nın teşebbüsüyle ikinci defa hükümdarlık makamına getirilmişti. İcabında padişah adına divana riyaset (başkanlık) eden vezir veya vezir-i azamlar, hükümdarın mutlak vekili idiler. Padişahın elips şeklindeki altın bir mührü, bunun alameti olarak yanlarında bulunurdu. Vezir, devlet işlerinde bütün salahiyet ve mesuliyetlere sahip olduğu gibi bütün azil ve tayin işleri de onun reyi ile olurdu. Bu dönemlerde, hükümdarlarca hiç bir taleplerinin reddedilmemesi adet haline gelmişti. Vezir-i azamlar, vekil-i mutlak olarak büyük ve geniş yetkilere sahip olan kimselerdi. Herkes onun emirlerine itaat etmekle yükümlü görünmektedir. Çünkü o, padişahı temsil etmekteydi. Vezir-i azam (Kanunî döneminden itibaren) sadrı-i azamlar, padişahîn yüzük seklindeki tuğralı altın mührünü taşırlardı. Vezir-i azamların, diğer vezirlerden farkları;

 

‘mühr-i hümayun’

 

·         Denilen bu mühür ile olup hükümdarlık salâhiyetinin icrasına ve padişahın kendisini vekil ettiğine dair bir delil olduğu için onlar bu mührü örülmüş bir kese içinde koyunlarında taşırlardı. Vezir-i azamın azlinde veya ölümü halinde ‘mühr-i hümayun’ ikinci veya üçüncü vezire verilirdi. Mühr-i hümayun ya divana gönderilmek veya vezir-i a'zam olacak kimsenin huzura kabul edilmesi suretiyle verilirdi. Osmanlı Devleti'nde XVI. asrin ilk yarılarına kadar yalnız devlet merkezinde bulunup divan-i hümayuna memur;

 

Kubbe veziri’ Veya Kubbenisin’

 

 

·         Denilen vezirler vardı. Bunların sayıları pek fazla değildi. Kubbe vezirleri divanda kıdem sırasına göre otururlardı. Fatih Sultan Mehmet'ten itibaren hükümdarlar Divan-i Hümayun toplantılarına katılmayı terk edip, riyaseti sadrazama bıraktıktan ve XVI. asrin ikinci yarısında bu toplantılar haftada dört güne inhisar edildikten sonra hükümdarlar, arz odasında sadrazamın verdiği izahatı dinleyerek müzakerelerden haberdar olurdu. Bir müddet sonra devlet işleri Pasakapısı'nda görülmeye başlanmış ve Divan-i Hümayun XVIII. asırdan sonra elçi kabulü ve ulûfe tevziine tahsis edilmişti. Sadrazamların hükümdarlarla görüşmeleri ise XVI. asırdan itibaren gittikçe azalmıştı. Bunlar, devlet işlerini…

 

Telhis’ Veya Takrir’

 

 

·         Adlı vesikalarla ve ekleri ile birlikte hükümdara arz ederlerdi. Böylelikle telhisler, kanun, nizam, tevcih, usul ve âdet ile tayin edilmiş olan ve hükümdarın tasdikine ihtiyaç gösteren hususlara ait sadrazamın arzı mahiyetinde idiler. Sadrazam kendi fikrini de beyan ettikten sonra ilgili konu hakkında padişahîn fikrini sorardı. Telhislerin hazırlanması Reisü’l-küttabın görevi olup, hazırlandıktan sonra genellikle padişahı yormamak ve meramı açıkça ifade etmek üzere sade bir ifade ve iri nesihle yazılarak saraya gönderilirdi. Padişahın;

 

·         —Manzurum oldu, —Verilsin’, —Verdim’, —Tedarik edesin’, —Zamanı değildir’,

·         —Berhudar olasın’, —Olmaz’

 

·         Gibi hatt-i hümayunu ile işaret etmesinden sonra sadrazam onu isşeme koyardı. Sadrazamların diğer devlet ricaline ve idarecilere olan tahriratına ise ‘Buyruldu’ denirdi.

 

·         Osmanlı Devleti'nin ilgasına kadar sadrazamların ya re'sen veya bir muamele dolayısıyla mektubî kaleminden yazılan kâğıtlara; ‘buyruldu-i sâmi’ ismi verilmektedir. Bu buyruldunun divani yazı ile yazılması ve bas tarafına da sadrazamın ismini havi sadaret mührünün basılması usuldendi.

 

 

Osmanlı yazı dizisi – 3-

Nazan Şara Şatana

http://www.facebook.com/#!/nazansara.satana.5

http://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 




 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....