​ Otizmle tanışmam. Siz de bilin istedim / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '10

 
Kategori
Psikoloji
 

Otizmle tanışmam. Siz de bilin istedim

Otizmle tanışmam. Siz de bilin istedim
 

Staj yapmaktayım bir süredir. Bir özel eğitim merkezinde. Buradaki çocukların çoğu otistik bir kısmında da zeka geriliği var. Otizm deyince sanki hepimiz biliyormuşuz gibi geliyor ya hani, ya da bana öyle geliyor da olabilir. Bilmiyormuşum ben hiç birşey. Sağdan soldan duyduklarım ve stajın ilk günü otobüste giderken wikipedia'dan okudugum bir kaç satırdı aslında biliyorum sandıklarım.

İlk derse girdim, birebir oluyo dersler 45 dk falan suruyor, öğretmen tanış hadi dedi çocuğa. Ben atıldım. Sırıta sırıta "Merhaba Gizem ben. Adın ne senin?" Cevap yok. Öğretmen "Tabiiki bu cümleyi anlayamaz." deyince farkettim dünyanın en devrik cümlesini kurduğumu. Tamam, anlamadı ne dediğimi ama bu seferde gülüyorum ama bana gülmüyor, gözlerime bakmıyor. Dedim ki sevmedi beni, hiç pas vermiyor. Meğer iletişim kurmaktan pek hoşlanmazmış bir çoğu. Hatta zorla gözüne bakınca sanki acı çekiyor gibi dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağlayan çocuklar bile oldu. Ama nasıl tatlılar, insan dayanamıyor ki öpmeden mıncıklamadan. Ödü kopuyor yazık dokunucam diye. Ama "dokunma istemiyorum" diyebilmesi için, bunu önceden öğrenmiş olması gerekiyor. Kızgın ne demek, ne zaman mutlu olunur.. Yaşadığı duygunun adını bilmiyor bi çoğu. Öğretmen soruyor "Ben sana oyuncak alsam nasıl hissedersin? Mutlu olursun." Böyle böyle öğreniyolar duyguların adını. Susadım, canım yanıyo, karnım aç demeyi öğreniyorlar.

Onlar gibi düşünebilmek o kadar zor ki. "Adını yaz diyosun, "adını" yazıyo. Topu hamur yuvarlar gibi yuvarlamaya çalışıyor, once hamur yuvarlamayı ogrenmiş çünkü. Zekalarında falan bir sorun yok, hatta bir çoğu çok zeki. Ama işte somut düşünüyorlarmış. Bir de tabii bir çoğu sosyalleşmekten pek hoşlanmıyormuş. Değişiklikten de nefret ediyorlar. Hep aynı oyunları oynamak, aynı şarkıları dinlemek istiyorlar. Farklı bir şarkı çileden çıkarıyor, ağlamaya başlıyorlar. Ağlayınca durmak yok, zamanla alışıyolarmış ama, alışana kadar acı çekiyolar resmen. Her gün indiği durakta inmemek bile delirtiyomuş onları. Muamma çünkü. Rutin bozuldu. Şimdi ne olacağını yordayamıyor ki. Yeniliği sevmiyolar, çünkü yeni olan herşey zor onlar için.

Öğrendiklerini genelleyemiyorlar, yordama yapamıyorlarmış çünkü. Hayat onlar için o kadar zor ki. Resmen hayata tahammül edebilmeyi öğreniyorlar. Hemen hepsinin bir duyusu hassas oluyormuş. Dokunmaya aşırı duyarlı olduğu için ne kadar rahatsız olsa da kıyafetlerine tahammül etmeyi öğrenen de varmış, dokunulmasını hissetmek için sobaya, ütüye yapışan da... O an gülüyomuş, mutluymuş çünkü dokunsal uyaran aldığı için. Anne deliriyo tabi. Nasıl bir çaresizlik. Ama şimdi o çocuk, kendi kahvaltısnı kendi edebiliyo, okuluna kendi gidebiliyomuş.

Bekleme salonunda anneleri anlatıyor, derse girmediğim zaman bol dol onları dinliyorum. "Kızım bugün ağaç çizdi." diye gururlanarak anlatıyor bir anne. Bir diğeri benimki de balina çizdi, göz bile yaptı heheyytt." diyor. Çantasını hazırladığı için, yemek yediği için, adını yazdı diye, 10 a kadar sayabildi diye, arkadaşına "merhaba" dedi diye mutluluktan havaya uçan veliler var. -Halbuki yaşıtları bunların kaç katını yapıyor.

Bir anne anlatıyor, market alışverişindeyken çocuk birşey istiyomuş, kola sanırım. Babası olmaz diyince dönmüş annesine, "anne ver" demiş. Nasıl mutlu kadın, nasıl keyifle anlatıyor. Ve ekliyor, hemen aldık ne istiyorsa, ee bana anne dedi kolay mı... Bu çocuk beş yaşında falan. 9 yaşında ilk kez annesine sarılan, konuşan, anne diyen çocuklar varmış.

Öğretmen anlatıyor nasıl sevinçten ağladığını annelerin. İletişimi sevmiyorlar ya hani beni nasıl ittiriyosa sarılınca, aynı şekilde annelerini babalarını da ittiriyolarmış çünkü. Bi anne baba için çok zor olmalı. Bu da kapak olsun "benim çocuk da yeterince çalışmıyor. Neden 90 aldın, 100 al. neden Şu üniversiyete gitmedin? Niye bu mesleği tutturamadın diye bik bik konuşan ana babalara. Mutlu olmayı biliceksin arkadaşım, bunu anladım ben burda.

İki çocuk var. Biri nasıl mutlu, nasıl gülerek yapıyo herşeyi, annesi çok kabullenmiş çünkü onu, hani şu bahsettiğim saygıdeğer ailelerden birinin çocuğu. Bir diğeri daha çekingen, sürekli onay istiyo, pek de gülmüyo. Annesi kabullenememiş çünkü hala. Çocuk ne yapsa yetmiyo. Dünyanın farkında olması bile büyük bi başarıyken hem de... Kabullenmek çok önemli diyo hep öğretmen. Bu arada evet, öğretmenlik kutsal bi meslekmiş, yemek yiyemeyen bir yerde oturamayan çocuklar sabah kendi kalkar, kahvaltısını hazırlar, okula gider olmuşlar.

Hayatlarını tek başlarına devam ettirebilmeleri hedefleniyor ileride. Özel kartları var çünkü, kartlar da sırasıyla yazıyor ne yapacağı. Banyoya git, yüzünü yıka. Kurula. vs vs. Ama tabi ne zorluklarla bilmem kaç yılda gelinmiş bu asamaya. Nasıl kutsal bir iş öğretmenlerin yaptığı. Nasıl büyük bir emek ve sonunda başarmanın haklı gururu. Bugün çocuklardan biri bütün ders bi şarkıyı baştan sona söyledi, dili döndüğünce. Bir diğeri yemek tariflerini ezberliyor. Haa söylemeyi unuttum, bu çocukların bir çoğu işitsel uyaran almak için ekololi yapıyor. Yani gün içinde -anlamını bilmeden- ne duysa ezberliyor. Sonra yersiz ve alakasız bi şelikde sürekli soyluyorlar. Görsel uyaran için de ellerini izliyorlar sanırım. Yemek tariflerini ezberleyen cocuklar var. Nasıl bir ezber yetenegi, şaşkınlık içinde kalıyor insan. Biri de "ben Sinem Kobal-kendini gösteriyor- bu da bingo soft-öğretmenini gosteriyor-" diyor bütün ders. Öğretmen düzelttikçe şımarıkça yineliyor. Munzur biraz öğretmeninin kızmasını taklit ediyor. Hiç kızmıyor ama ogretmen hatta cok mutlu oluyo. Bunları yapabilmesi buyuk bir gelişmeymiş cunku.

Geçen gün nasıl sevindim çocugun biri yüzüme bakınca, elimi de tuttu hatta. Biri de bana bakıp sen kimsin bile dedi. Çoğu ya farkıma bile varmıyor ya da farketse de ilgilenmiyor. Ha bi de ben çirkinmişim, öğretmeni güzelmiş, Böyle dedi bi tanesi=)

Nasıl da yetenekliler, bir kez gormesine ragmen hacivat kara gozu kendince evine kadar cizen de var, 20dk.lık bi parçayı bir kez dinleyip piyanoda çalabilende varmış. Harikasınız fıstıklar yaa siz gerçekten hepiniz ayrı ayrı bir harikasnız. Ezbere yaşamak bu hayatı, her şeyi tek tek öğrenmek ve dunyanın geri kalanıyla başa cıkmak hiç de kolay olmamalı.

 
Kayıt tarihi
: 06.06.10
 
 

..