- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Oy Sanem, Oy Sarışelale...

Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı rakamlar, 2007 yılı için genel işsizlik oranı % 9.2.
Oy Sanem...
”DÜN Sanem geldi.
Boynuna çaprazlamasına astığı çantası, elinde su şişesi, her zamanki gibi güzel yüzü hüzünlü.
Okulu bitireli iki yıldan fazla oldu, o da on binlerce üniversite mezunu gibi iş bulamadı. Her gün sağa-sola gönderdiği belki yüzlerce CV’ sine nezaketen yanıt veren bile olmadı.
En mutlu-neşeli sohbetlerde bile bir anda dalıyor, kara gözleri ıslanıyor Sanem'in.
O benim minik dostum.
Evlendiğinde nikâh şahidi olacağım.
Güzel sözlerin, huzurlu tasarıların, mutlu hayallerin sonunda hep o cümleyi söylüyor Sanem:
"Ama iş bulamazsam..."
Gözleri doluyor.
(.......)
Ben o gözyaşlarını bilirim.
Ailenin-çevrenin "beceriksiz-işe yaramaz" suçlamalarını var sayıp, bir akşam sofrasında boğaza düğümlenen lokmaları, ağlayacak kuytu köşeleri aramayı...
Oysa kabahat kimin?
Siz çocukları daha altı yaşındayken sabah karanlıklarında kaldırıp, okul okul, dershane dershane bunun için mi işkence edercesine koşturuyorsunuz?..
Umutla, şevkle, heyecanla yirmili yaşlarına kadar çırpındıktan sonra... Tıpkı yanlış yola girmiş ve bir uçurumun kenarına gelmiş atlet gibi, yaşamın en kötü hayal kırıklığını yaşamaları için mi?..
Söyler misiniz; o diplomalar ağlamak için midir?..
*
Bir büroda çay getirmeye, paspas yapmaya, boşları yıkamaya dahi razı olmuştu Sanem.
Belki de çay getirerek, yerleri silerek alacağı ilk kazancıyla müstakbel yuvasının kırlentlerini alıyordu ki hayalinde...
Olmadı.
Beş yılda yüz milyar doları çalınmış, hırsızlık-vurgun-soygun çetelerinin elinde parsellenmiş, egemen kesim tarafından yağmalanmakta-soyulmakta-çalınmakta olan bir ülkenin on binlerce işsiz üniversite mezunu gencinden birisi hâlâ...
Dün geldi Sanem.
İş durumunu sordum, kara gözleri boncuk boncuk ıslandı Sanem'in. “
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5149014&yazarid=2
Hafızamı zorlayarak yıllar evvel okuduğum güzel bir yazıyı araştırıp buldum ve sizinle paylaşmak istedim. Sevgili Gazete yazarlarımızdan Bekir Coşkun’ un 2006 yılının eylül ayında diplomalı işsizliğin çığ gibi büyüdüğü günümüz şartlarından nasibini almış bir genç arkadaşımızı kaleme almıştı. Oldukça etkilenmiş ve kendimi Sanem’in yerine koyup ben de gözyaşlarımı tutamamıştım.
Bu bilinç ben ve öğrenci arkadaşlarım açısından çalışmaya başladığımız, talebelik devresini atlattığımız dönemlerde beyinlerimize yerleştiğini itiraf etmeliyim. Okul dönemlerinde, hummalı sınavları verme aşamasındayken aklımızı pek kurcalamazdı yarın mezun olunca ya iş bulamazsak diye. Neticede kalifiye olarak yetiştiğimize güvenir, bağrında nice mühendis, mimar, doktor yetiştiren canım Türkiye’mizin bize de kucak açacağını düşünürdük. Nitekim şanslı kesim olarak saydığım ben ve okul arkadaşlarımın çoğu güzel mevkilerde çalışmaya imkân bulduk. Ya bulamayanlar ne yaptı derseniz, gözleri yaşlarla dolan Sanem den pek farkları yok diyebilirim.
Peki, bu gelişmiş ve daha da gelişmeye yakın memleketlerde belli bir kesimin işsiz kalmasının nedenleri nelerdir diye sıralarsak akıllara neler gelir? Öncelikle nüfusa oranla yeterli üretime dayalı merkezlerin olmaması, sadece bir diplomanın yeterli olmadığı ölçütlerin yer aldığı bir süzgeç sisteminin personel alımlarına yerleşmesi, tüm bunların yanı sıra işsizin çalışma gücü olduğu halde –piyasada o esnada geçerli olan-ücret seviyesinde iş arayıp da bulamaması diyebiliriz. Gizli işsizleri de ele alırsak bunlar da diplomalı işe yarayacak bireylerin bir nevi hakkını yeme pozisyonunda olanlar -ki işteki verimliliği çok düşük toplumları temsil ederler- işsizlik madalyonun diğer yüzünü oluştururlar. Ya da torpil sistemi adı verilen belirli kişilerin birbirlerini kollayarak yarattıkları istihdamlarda maalesef olası durumlar arasında. İşte tam da buna örnek geçen günlerde yabancı ülkeden gelen bir bireyin Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin birinde sanki Türkiye’deki diplomalı işsizler hiç yokmuş gibi işe alındığına şahit oldum. Üstelik Türk dilini en iyi şekilde kullanmayı gerektiren, iletişimin ön planda olduğu bir pozisyonda çalışmak üzere alınmış bu yabancı kökenli arkadaş. Tamamen bir tanıdık sayesinde hem de. Din dil ırk ayırmaksızın tüm dünya barışını pek tabiî ki savunucularından biri olduğumu vurgularım, lakin toplumumuzun yarası olan işsizlik sorunu varken, gözyaşları okyanuslar kadar çoğalmışken, ihtiyaç sahibi geleceğimizi emanet edebileceğimiz diplomalı, yetenekli pırıl pırıl arkadaşlarımız Türk vatandaşlarımız varken, neden bu seçimler demek istiyorum?
Sanırım haksızlıklara tahammülümün olmadığı günlerdeyim, işsizlik, ekonomik zorluklar, savaş, felaketler derken güneşimi karartmaya niyetlenmiş bu işleyiş sistemlerine pek bir veryansın etme isteğim var.
Oy, oy… Dilerim cılız da gelse sesim buradan, bir duyan olur.
Tüm Sanemlere, tüm bilinçli, çalışma azmi dolu kişilere güzel bir gelecek için iyi şanslar diliyorum.