Öyle bir yalnızlık / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '15

 
Kategori
İlişkiler
 

Öyle bir yalnızlık

Öyle bir yalnızlık
 

Ayrılıklarla yüzleşirken kanayan bir ruhun isyanıdır bu cümleler.

Küçüklüğümüzden beri tüm okuduğumuz o kitaplarda, masallarda bize hep dediler ki AŞK kazanırdı mutlu sonla biterdi bize anlatılan tüm masalların sonunda. Bizde bilirdik inanırdık masalların sonuna gökten üç elma düşecek herkes sevdiğine kavuşacak sanırdık.

Oysa bir söz bitişi gibi son bulurmuş tüm sevişler. Bir yaz güneşi gibi eritirmiş insanı bu duygu karmaşıklığı. Bazılarınız bu duyguyu iyi bilir. Hep aynı hikâyedir anlatılan aslında. Kişiler ve isimler değişse de hep aynı tanıdık telaştır. Hep aynı duygu. Anlatılınca böyle hiç olmamış gibi gelen, hiç yaşanmamış gibi, başkasının hikâyesi gibi gelen!  Ve bilirsiniz Araf’tır burası. Cehennem yeridir.  Yalnızlıktır. Umutsuzluktur. Ne gidebilirsiniz ne kalabilirsiniz öylece durursunuz. Hayat bir süreliğine sizin için durmuştur zaten! 

Keşke bir zaman makinesi icat edilse de geçmişe ya da geleceğe birazcık daha hızlı sarsanız filmi değil mi?  

Orada oracıkta yer yarılsa da içine girsem diye hissettiğiniz bir anda sevgilinin buğulanan gözlerinde gördüğünüz çaresizlik ve hüzün arasında kaybolurken o an sanki bütün her şey donar ve kendinizi filmlerde ki gibi hissedersiniz; bütün insanlar hareketi keser de, siz öylece donar kalırsınız gibi giden sevgilinin ardından ve o an hareket eden tek cisim sevgilinin arkasını dönüp gidişidir.

Bazen çok sevseniz bile birbirinizi her şey daha başından öylesine yanlıştır ki. Yanlış kurgulanmış bir hikâyenin yitik kahramanları gibi! Ne kadar çok kavuşacağınız anı hayal etseniz de o an bir kurşun gelir saplanır yüreklere ve bilirsiniz ki artık kavuşmak mahşere kaldı. Sizde dönersiniz yavaş yavaş arkanızı. Önce gidemez gibi gelir insan, ruhun daralır adım atacak dermanı bulamazken sen öylece çakılır kalırsın olduğun yere ve o duran durduğunu sandığın insanlar da yavaş yavaş hareket etmeye başlar. Bu sefer de onlar gider bir devinim içerisinde sen kalırsın durduğun yerde. Artık yaşanılan tüm güzellikler bitmiştir ayrılık vakti gelip çatmıştır ve aslında geçen zamana mı üzülürsünüz giden sevgiliye mi dostlarınızın sizi tesellisine mi lanet olası kurallara mı örf adetlere mi bir başkasını bir daha böyle sevemeyeceğinizi bilmek mi içinizi acıtır o an bilemiyorum. Ama işte bu saydıklarım ve daha sayamadığım birçok aşk oyunu içinde kaybolur gidersiniz eritir ruhunuzu kavuşamamak. Bilirsiniz o an ömür bitmiştir sizin için ve acının içinde yanıp kor olursunuz.

İlk yapacağınız şey o açılan kurşun yarasını yara bandı ile kapatmaya çalışmak olur. Bunun adı artık acı çekmemek adına ilk önünüze gelen insanı da kendinizi de harcamaktır.

 Ardından öyle bir yalnızlığa gömülürsünüz ki artık kitaplara sarılırsınız, camdan dışarıya uzun uzun bakarsınız, sonu gelmeyen cümleler kurarsınız. Her şey uçup gider sözcükler de size bir oyun etmiştir aşk sanrıları da. Olmamış gibi hiç yaşanmamış gibi inanmaya inandırmaya başlarsınız kendinizi. Uyumak istersiniz bol bol sanki uyuyunca geçecekmiş gibi tüm acılar. Ama geçmez. Yüreğe öyle bir saplanır kalır ki her şey… Canım yanıyor diye bağırmak gelirken içinizden zamanla sessizliği de alışırsınız. Bir çift görürsünüz bir sabah kar yağarken el ele yürüyen siz işe yetişme telaşındayken onlar romantizmin dibine vururken içiniz bir kez daha kanar. Çünkü sizde öyleydiniz daha kısa bir zaman önce. Mutlu çok mutlu. Bir sabah uyandığınızda ise artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Kıyamet çoktan kopmuştur da siz sadece kurbanlık koyun gibi izlersiniz.

Sahi hangi kelime doğru tanımlar bu cümleyi. Şimdi insan hangi şarkıyı dinlemeli, hangi sokaklarda yürümeli, hangi yağmurlarda ıslanmalı? Islandıkça seçemezler belki de gözyaşının rengini. Oysa kırılan her kalbin bir onarımı olmalı. Şimdi bu yazıyı okuyanların aklına sabır ve zaman kelimeleri gelmiş olmalı.

Yok, bu acı saplanıp kaldı yüreğime ve ne yapsam geçmiyor sanılır. Acıyla ayrılıkla ilk defa yüzleşen on beş yaşında ki bir kız çocuğu gibi yaşanır acının tam olarak tanımı. Yara kabuk bağladı zannedilir; ama bağladıkça daha çok acıtıyor insanın canını. Hiçbir cümleye sığdıramazsınız artık acılarınızı. Hiçbir şarkı hiçbir yara bandı durduramaz kanayan yaranızı. Sokaklarda dolaşmak değil öylece acının kalbe saplandığı ilk an gibi her şey ve taptaze duruyor insan belleğinde.

Belki de sorguya çekilen bir hayatın cevabı olmayan bir sorularıdır bunların hepsi. Ben mi bende bilmiyorum kelin ilacı olsaydı yazmazdı herhalde acıyı hafifletmek için bu satırları.

Cennet Güvenç

 

 
Toplam blog
: 27
: 589
Kayıt tarihi
: 19.02.13
 
 

Aylak  Madam. Felsefezede. İdealist bir öğretmen. Edebiyat, kitap okumak, film izlemek ve güzel y..