​ Özbilinç ve özfarkındalık: Bastırmak yerine kendini gerçekleştirmek / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '10

 
Kategori
Felsefe
 

Özbilinç ve özfarkındalık: Bastırmak yerine kendini gerçekleştirmek

Özbilinç ve özfarkındalık: Bastırmak yerine kendini gerçekleştirmek
 

İnsan sürekli arzu eder. İnsan sürekli bir arzu halindedir çünkü arzuladığı şeyin onu tatmin edeceğini düşünür. Sevgiyse insanı arzusuz kılar. Arzu, tatminsizlikten doğar; arzunun doğası sahip olmaktır.

Oysa sevgi geldiğinde, iki gönül buluştuğunda derin bir tatmin oluşur. İki gönül bir araya gelince ortaya yeni bir dünya çıkar. Tıpkı hidrojen ile oksijenin bir araya gelince su olması gibi... Su tek başına anlamlıdır; insan istediği kadar oksijene ya da hidrojene sahip olsun, yine de susuzluğunu gideremez. Susuzluğunu gidermesi ancak ikisinin buluşmasıyla olur.

Formlar, biçimler daima değişir ama insan bilinci, farkındalıkla hep oradadır. O bir izleyendir, şu anda, burada yaşayandır. Bebeklik, çocukluk, yetişkin olmak, yaşlılık... Beden sürekli sıçrama halindedir, değişim halindedir ama çocukluk anılarını anımsayan, çocukluğu yaşamış bilinç aynıdır. O senin merkezindir.

İnsan merkezindeyken, varoluşu yaşar. Hayat yoktur, yaşamak vardır. Sevgi dolu olduğu için sever. Sen kim olduğunun farkındaysan, farkındalık ve bilinçle hareket ediyorsan, sevebilirsin.

Bu farkındalıkla “özbilinci” kastetmiyorum. Özbilinç, insanın kendisine kapanmasıdır. Sadece sınırları kendi olan bir dünya kurmasıdır. Özbilinçte her insan kendine bir ülkedir. Yasaları, yürütmesi ve yargısı olan bir ülke... İnsan kaygı dolu olduğunda, korktuğunda özbilinçle karşılaşır. Sürekli olarak aslında kendini tanımadığından, aslında göründüğü kişi gibi olmadığından, gerçeğin ortaya çıkacağından kaygı duyar, korkar. Yaratmak istediği sadece bir imajdır, samimi değildir, gerçek değildir; bu bir oyun, bir yalandır. Özbilinç ego için, ego adına sürekli olarak kaygı duyar. Kaygılar seni daha gergin, daha tedirgin yapar. Başkalarının düşüncelerine karşı son derece hassas olursun, onların değerlendirmeleri senin üzerinde bir güç oluşturur.

Ego her zaman korku nedeniyle ortaya çıkar. Kendini yalancı, çirkin, yanlış olarak görmen bunun için yeterlidir. Kendini lanetlemek... çoğu insanın yaptığı budur. Onlar dışarıya güzel, renkli, uyumlu maskeler takarlar ama maskenin düşüp gerçeğin görünmesinden ödleri patlar. Sevgi dolu olabilmenin tek yolu sevgiyi kabullenmek, kendini kabullenmek, sorumluluğu alabilmektir. Korkusuz olmanın tek yolu korkuyu kabullenmek ama ona bağlı kalmamaktır.

Cesaret, korkusuz olmak değildir. Yalnızca nesneler, makinalar korku duymaz. Cesaret korkuya rağmen adım atma isteğidir. Ve bir kez adım attığında aslında ne kadar kolay, ne kadar güzel olduğunu anlaman, bundan keyif almandır. O zaman enerjin serbest kalır, içindeki güçler yaratıcılık, sağlık ve bütünlük içinde hareket eder. O enerji güzel bir deneyime, özgürlüğe döner. Gerçek özgürlük, senin kendin olmanın keyfini çıkarmandır. Bütünlüğün sağlığını solumandır.

Eğer korkarsan sürekli bastırırsın, kendini sevmezsen, sürekli yıkıcı olarak eleştirirsen korktukların çok geçmeden başına gelir. O zaman enerjini bütün olmaya, sağlıklı olmaya değil, parçalara ayrılmaya ayırırsın. Korku dolu bir insan, korku dolu bir zihin yıkıcıdır, savunmadadır, yeni ve özgürlüğe kapalıdır.

Özgür bir insan zırhlarını bırakmıştır, ölüm korkusunu, gelecek kaygısını basitçe bir yana bırakmıştır. O zaman suçluluk duygusu da ortadan kalkar. Bastırılan her şey bir suçluluk, bir utanç duygusu yaratır. Sürekli olarak kendine ve dolayısıyla başkalarına yalan söylersin. Çirkin, ahlaksız, yanlış olan bir şey yok, bastırmak ve korku yüzünden sıkışıp kalmak, içine kapanmak, egoya teslim olmak var. Diğerleri hep bir sonuçtur.

Tek bir sonucun sana göre yanlış çıkması, seni mutsuz etmesi senin bütün varlığının yanlış olduğunu, kötü bir insan olduğu göstermez. İnsan kendini olduğu gibi, bütün olarak kabul edebilmelidir. Kimse mükemmel değildir. Mükemmellik sıkıcıdır, mükemmel ölüdür, onun varoluşsal yolculuğu tamamlanmıştır, bir serüveni yoktur. Varoluştaki hiçbir şey tamamlanmış değildir. Mükemmellik kaygısı seni sürekli olarak daha tedirgin yapıyor. Özbilincini sürekli olarak kendine, egona yöneltmene neden oluyor.

Her zaman bazı sözler, bazı davranışlar yanlış olabilir. Önemli olan bunu fark etmektir. İşte buna ben “özfarkındalık” diyorum.

Herkes korku duyar, herkes içinde bir şeylerin yanlış olduğunu duyumsayınca, fark edince huzursuzluk duyar. Bu huzursuzluktan özgürleşmek, kendinden ve insanlardan kaçmakla mümkün değildir. Yakınlık, o zaman korkutucu bir hal alır. Kendine uzak durmak, kendinden kaçmak istersin, biçimi değiştirerek özü de değiştirebileceğini sanırsın. Farklı biçimleri, farklı formları herkes denedi ama bundan asla tatmin olmadı, tam bir doyum sağlamadı. Zafer, güç ve başarı her insanı etkileyen sözcükler ancak bunların senin içsel fakirliğini giderdiği hiç görülmemiştir.

Başkalarından kaçmak, kendi etrafına duvarlar örmek, kişinin kim olduğundan duyduğu korkudur. Gerçeğin görülmesini istemez, o zaman foyası ortaya çıkacaktır, herkes aslında senin samimi olmadığını, tavırlarının, sözlerinin sahte olduğunu anlayacaktır. İçinin boş olduğunu kabul etmekten çekinme, bugüne kadar uyurgezer yaşadığını fark etmelerinden çekinme. Ego seni sahte bir güven duygusuyla korumaya çalışır. Bu yüzden insanlarla arana belirli bir mesafe koymaya çalışırsın. Bu laubali olman, saygısız davranman demek değildir. Bu kendini olduğu gibi kabul etmen ve açığa çıkarman demektir.

İnsanların sürekli yaptığı da budur. Birbirlerine “iyi günler” dilerler ama bir başkasının gününün iyi olup olmaması onların gerçekte umurunda değildir. “Nasılsın” diye sorarken aslında kendilerinin nasıl olduklarını anlatmak için can atarlar. Sürekli resmi ilişkiler geliştirirler ama gerçekten, kalbin yolunu izleyerek, gerçekten ilgi duyarak, samimi ilişkiler kuran ve bunları besleyen insan azdır. Herkes bir oyunu sahnelemektedir. Hayattan kaçmak, kişinin kendinden kaçmasıdır. Ama nereye kaçarsa kaçsın, insan kendini de yanında götürür. Kimse bilincinden kaçamaz.

Manastırlar kendilerinden kaçan insanlarla doludur. Kendini hayattan soyutlamaya çalışmak, diri diri gömülmektir. Bu hayata meydan okumak değildir, hayatı olduğu gibi kabul etmek değildir, basitçe ölmektir. Her gün. Buna “pasif intihar” diyorum. Öyle bir ortamda insan kendisi gibilerle rahatça bir ikiyüzlülük içinde yaşamını sürdürdüğünü sanır. Oysa kimse kendi özfarkındalığını kandıramaz, ondan kaçamaz.

İnsanın illa bir manastıra, eve kapanması gerekmez, insanların çoğu zaten bir manastır hayatı yaşar. Kendi zekâsına güvenmediği için, kendine şüpheyle yaklaştığı için, insanlarla da doğal bir iletişim gerçekleştiremez. Sürekli olarak kandırıldığını, aldatıldığını düşünen bir insanın hayatı, ölümden beterdir. Hiç kimsenin kim olduğunu görmene izin vermezsen, insanların gözlerinden kaçarsan kendini yaşayamaz, kendini gerçekleştiremezsin.

Kendi yaşamayan insanlar hep meşguldürler. Onları rahatlatacak tek bir eylem bile onları korkutur. Onlar günde kaç saat çalıştıklarıyla, iş yerinde geçirdikleri zamanla övünürler. Onlar kimlere emirler yağdırabildikleri ve yönetebildikleriyle kendilerini ölçerler. Sürekli bir rekabet ve kıskançlık halinde olmak... Hep meşgul olmak, hep gitmelerinin gerekmesi, resmi olmayan bir iletişim kurmaya zamanı olmamak... Saygı duymamak ve saygı beklemek...

İnsan çoğu zaman en yakınındakilere bile kendini açamaz. Çocuğundan, eşinden, kardeşinden, annesi ve babasından korkar. Onlar kişi için korkutucu bir iktidara dönerler. İnsan sessizliğe indiğine, meditasyon halindeyken ilk önce bastırdıklarıyla yüzleşir. Derinleştikçe bastırılan her ne ise önce o su üstüne çıkar. Eğer cinsellik bastırılıyorsa, ilk yüzleşme tabu olarak kabul edilen, bastırılan şeyler belirir. Sen rahatladığında düğümler çözülmeye başlar ve tamamen özfarkındalığa ulaştığında ortadan kalkar. Eğer ölüm korkusu bastırılıyorsa her sevgisiz eylem ortaya çıkar. Cinsellik ve ölümün korkusuyla yüzleştiğinde, korku çözülür. Şimdi tekrar bir çocuk olup, yeniden öğrenmeye başlayabilirsin. Şimdi özgürlüğün kendisi olabilirsin.

Özfarkındalığın egoyla ya da kendi içine kapanmakla hiçbir ilişkisi yoktur. Sahte benliğin, egon, sana sürekli bir şeyleri bastırmanı söyler. O aslında yoktur, bir hayalden ibarettir. Gerçek benliğin, yaşamın nasıl bir serüven, nasıl bir gizem olduğunu bilir. Ve bu serüvene ancak kendi gerçek benliğinle ulaşabilirsin. İlk adım, kendi içsel dünyana doğrudur. Yol, yolcunun içindedir. Yol hiçbir zaman yolcudan bağımsız olmamıştır.

Kendini bastırmak yerine kendini gerçekleştirdiğinde sağlıklı bir bütün olursun, büyük bir coşku, derin bir minnet duyarsın. Bu saadettir. O zaman sürekli konuşmak, tabiatın en vahşisi olan ağzını kullanmak, sürekli zihnini meşgul etmek yerine derinleşir ve sessizleşirsin. Sessizlikte, huzur doluyken, içine açılan yolları fark edersin. İlk gerçek iletişim de artık egonla oyalanmak yerine, onun için endişelenmek yerine gerçek benliğine ulaşmaktır.

Sessiz olmaktan korkma. Arayış, arzu içinde olmaktır, sürekli arıyorsan nasıl bulabilirsin? Arzuya, aramana gerek yok. Ara ve hiç bulamayacaksın. Arama ve o sana gelecek. Sadece zihninin daha dingin, daha sessiz kalmasına izin ver. Bedeninle gevşemek dışında hiçbir şey yapmadığında, ağzını kapadığında, zihnini boşaltıp hiçbir şey düşünmediğinde... Merkezindesin. Artık seni oyalayacak aktiviteler yok, her davranışın gerçek bir eylem için. Çok fazla aktivite içindeyken donuklaşırsın, yaşam enerjisi senden çekilir, sürekli yorgun hissedersin. Merkezdeyken tam bir gevşeme halindesin, aktivite yok.

Arzu her zaman ıskalar. Zihin çok aktif ve heveslidir. Düşünceler sürekli birbirini takip eder. Sen sadece izle, farkında ol. Bu izleyiş yavaş yavaş zihnini boşaltacaktır, dingin bir göle döneceksin. İki düşünce arasında oluşan boşluklar giderek büyüyecek ve sen merkezinde kalacaksın. İçin boşalacak ama bu boşlukta huzur tohumlarının, derinden tatmin tohumlarının boy attığını, saadetin üstüne yağdığını hissedeceksin.

Özgürlük arzu edilemez çünkü ancak arzusuz olduğunda özgürleşirsin.

 
Toplam blog
: 48
: 2763
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..