- Kategori
- Psikoloji
Özgürlük yalnızlıktır...

Ayrılıklarda en çok yıpranan kimdir bilirsiniz. Hiçbirşeyden haberi olmayan, sırf anne/ baba olabilme egosunu tatmin etmek için dünyaya getirilen çocuklar. Hiçbirşeyin iyi gitmediği evliliklerde bile çocuk takıntısı muhakkak vardır. Bir bebeği, Aleaddin' in sihirli cini zanneden çiftler daha kendi başına bile yaşamaktan aciz, günahsız, güçsüz bir yavrunun dünyayı değiştirebileceğini sanırlar. Sonuç hüsrandır tabii ki. Çocukla yaklaşacağını düşünen çiftler maalesef ki daha da uzaklaşırlar birbirlerinden. Defalarca ayrılık teşebbüsleri olmuştur daha önce ama şimdi bir de melek vardır ortada, ayrılmak imkansız hale gelmiştir. İki kişilik mutsuz aileye üçüncü bir mutsuzu da eklerler. "Mutfak! " kavramı benim bildiğim hiçbir evde yok arkadaşlar. Maalesef bir dizi repliği olarak kalmak zorunda, birinin aklına gelse öteki ihlal eder. Onun için, daha sadece bakmayı bilen bir insan yavrusu mutsuzluğun kucağında bulur kendini. Bir yandan ağlayan bir yandan emziren bir anne, annesine bağırıp çağıran sonra da birşey yokmuş gibi onu kucağına alıp oynayan bir baba. Bu dengesizliklere katlanabildiği kadar katlanır taraflar. Daha doğum sonrası depresyonunu atlatamamış olan anne, bir de bu sorunlarla boğuşmak zorundadır.
Bu arada yıllar geçer, bebek bebeklikten çıkmıştır. Bir çocuk olmuştur. Sürekli babası tarafından aşağılanan ve eleştirilen bir anne modeliyle büyümektedir. Hep kızan annesidir ona; çünkü babasının onaylamadığı bir durumda hemen anne çağırılır, baba hep melektir. Bebeği hasta olmasın diye dondurma yemesine izin vermeyen anne, çocuğuna şirin görünmek adına gidip dondurma alan baba sayesinde yine eksidedir, yine kötüdür, madara olmuştur. Çocuk düşer, baba onun karşısında anneye bağırır, sen ne biçim annesin diye. Oysa düşmeden büyümeyen bir çocuk dünya üzerinde yoktur ama minik yavru bunu bilmez. Ne zaman başına kötü birşey gelse artık hep annesini sorumlu tutmaktadır. Bir anne için en önemli şey olan evlat sevgisi kaymıştır öbür tarafa. Annesi yıpranan sinirlerinin esiridir, o hep bağırıp kızandır, baba da onu kurtaran ve annesinin haddini (!) bildiren koruyucu meleği... Zafer (!) kayıtsız şartsız babanındır.
Depresyonun en dibine vurur kadın, Eli işlemez, gözü açılmaz olur. Sabahlara kadar gözüne uyku girmez, sabah da çocuğuna verimli olamaz bu yüzden. Ama anlayışsız koca yine görev başındadır, sen kötü annesin! Bunu defalarca, yüzlerce kez çocuğun yanında tekrar eder ve çocuk gitgide uzaklaşır annesinden.
Bu böyle olmayacaktır; sırf çocuk için süren bu evlilik aslında çocuğunu kaybettiren en önemli etkendir ve ayrılmaya karar verir kadın en sonunda. Hayali, bebeğiyle birlikte huzurlu bir evde yaşamaktır, işi de olacaktır, para kazanacaktır yine, ara verdiği hayallerine devam edecektir. Olmaz, izin vermezler. Senin ruh halin iyi değil, zaten iyi de bir anne değilsin der baba, çocuğu ister anasından. Nasıl iyi bir ruh hali beklenir ki o kadından; yıllarını aşağılanmakla ve buna karşı savaşmakla geçirmiştir. Boyun eğse halbuki çok mutlu (!) bir kadın olacaktır. Evinin işini yapacak, çocuğa bakacak, kocası ne derse ikiletmeyecek, otur derse oturacak, kalk derse kalkacak. E o zaman da kocası hiç bağırmayacak elbette. Kişiliğini verememiştir kadın kocasının eline, kabullenememiştir bu yaşantıyı. Ne koca vazgeçer bu savaştan, ne de kadın. Kadın ileri görüşlüdür, modern bir kafa yapısı vardır, hümanisttir, ilerlemek ister hep, geriye düşmek, bir adım geriden gelmek ona göre değildir. Bunun için de eleştirilmiştir hep. Çok denemiştir değişmeyi, etrafındaki on kadının sekizi böyledir çünkü. Acaba bende mi sorun, diye defalarca değişmeye çalışmıştır. Ama olmaz işte, onun hard diskinde böyle bir program yüklü değildir, o dosya yoktur. İnsan özünden vazgeçemez; vazgeçmeyi belki de gerçekten istemediğinden, kimbilir. Ama bunun bedeli çok ağırdır ve ödenmesi gerekmektedir.
Her gece yalnız uyumak zorundadır artık, koynu boştur. Bir misafir gibi, hergün görmeye gider bebeğini, koynunda uyutamaz artık. Çocuğu da memnundur hayatından işin kötüsü, hiç gördünüz mü annesini anneannesinden ya da babaannesinden çok seven bir çocuk? Her istediği yapılıyor, disiplin yok, oyun dese oyun, ağladığı zaman annesi susmasını bekler, ağlayarak istemesin diye herşeyi ama orada ele geçirmiştir iktidarı, avazı çıktığı kadar bağırır, istediği yerine gelir hemen. Oh, kim istemez böyle hayatı. Annesinin evine gitmek istemez, annesini de bırakmak istemez. Annem de burada kalsın der durur. Düşünsenize, tarihe geçerdi her halde böyle bir durum; kocadan boşan ama onun ailesiyle yaşa... Bu mümkün olmadığı için her gece yalnızlık senfonisi çalar evde. Bu arada babanın mantıklı açıklamaları tehditlere dönüşür. Ya velayeti ver ya da zorla alırım. Kadın zor durumdadır, yapayalnızdır, herkes üstüne gelmektedir, o kimseyi istemez yanında. Tek istediği şey gerçekten omzunda ağlayabileceği bir yarendir ama bütün dostları akıl vermektedir sadece. Zaten o da kimsenin yanında ağlamaz. Evine kapanır, ağlar sabaha kadar. Çaresizdir, ne yapacağını bilemez haldedir. Ne yapacaktır şimdi? En büyük aşkı yoktur yanında, onsuz geçer mi bir ömür? Oysa neler hayal etmiştir neler olmuştur. Şimdi güçlü olmak zamanıdır. Zayıflığa yer yoktur, işinde çok başarılı olmalıdır, hayatında çok başarılı olmalıdır, anneliğini yerine getiremese de şimdi, toparlanmalı ve asla bebeğine kendini unutturmamalıdır. Yalnızlık özgürlüktür evet ama anlamıştır ki özgürlük de yalnızlıktır...