​ Özgürlük yolu / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '11

 
Kategori
Deneme
 

Özgürlük yolu

Özgürlük yolu
 

There’s a pleasure in the pathless woods,  

There’s a rapture on the lonely shore 

There’s society when none intrudes 

By the deep sea, music in its roar; 

I love not man the less, but Nature more… 

Lord Byron 

Özgürlük yoluna açılan her kapı fedakarlık gerektirir, haddinden biraz daha fazla. Hayatta her şey elde edilebilir; para, ün, aile, çocuk… Ama söz konusu kişinin astral seyahati olunca işler öyle bir değişir ki. Elde edemeyeceği şeylerin de olduğunu anlayınca bir silkinir insan, okkalı bir tokat yemişçesine uyanırsın daldığın hayallerden. Ben diye bir şey vardır, keşfetmen gereken. Derinlerde büyüyen bir tsunamiye dönüşür günler geçtikçe. Öfke nöbetlerinin sebebi budur belki; kendini bulamamak, hayat akıp giderken sadece el sallayıp arkasından bakmak… Feda etmek düşlerini hep bir şeylerin uğruna. Para, aile, şöhret, kariyer derken içindeki benlik sökülüp gider, tutamazsın. Durmam artık sende, başka hayallere karışıp okyanusa dökülürüm ben der. Biz kimiz ki dur diyebilelim sahip çıkamadığımız benliklerimize… 

Ruhumun bedenime dar geldiğini hissettiğim günlerden birinin ürünüdür bu düşünceler. Ruhumu oturup dinlediğim kalabalığın ortasında. Beni terk etmeye hazırlandığını hissettiğim her an geri dönsün diye yalvarıp yakarırım. Kandırırım onu, her şey daha güzel olacak, beni bırakma. Küskün bakışlarını yüzüme diker ruhum ve ne zaman der… Zaman… Kendi kısa anlamı engin sözcüklerden biri daha. Ne cevap vereceğimi bilemem, yalpalayan bir gemi gibi olurum onun karşısında, ufalırım. O koskoca dalgadır, bense kendi halinde bir küçük gemi. Fırtınada yolunu kaybetmiş, kimsesiz, hissiz. Cevap bekler durur benden, zamanı öğrenmek ister. Sessizliğim sonsuz olur o anlarda. Diyebilir miyim ki, ben korkağın tekiyim diye. 

Hayallerini gerçekleştirip özgür olma yoluna baş koymuş bir hatun kişi olarak başa çıkamam iç sesimle. Sesler bastırır kalp atışlarımın sesini, beynimin o hiç durmadan çalışan çarklarını. Hayaller çekiştirirken eteklerimden, gerçek hayat orada durur tüm olanaksızlığı ve acımasızlığıyla. Yaş 19, yolun neresi eder? Neresindeyim hayatın, neresinde olacağım bundan on sene sonra? Kendimle konuşurken, ruhum hala benden bir cevap bekler. 

Geçiştiriyorum o malum soruyu, soruya soruyla karşılık veriyorum kızdırmak pahasına da olsa ruhumu. Ortak noktamız çoktur bizim, o yüzden bilirim neye kızıp, neye sevineceğini. İkimizde yalnız yolcularıyız bu hayatın, kendi yolunda kararlı ve ikilemli bir şekilde ilerleyen. Neden beni seçti bu ruh, bazen düşünürüm. İnsan ruhunu kendi seçemez, ruh onu seçer diye. Neye göre belirler acaba, ruhun kriterleri mi vardır? Muamma… 

Cevabım hazır değil henüz, laf kalabalığı yapıyorum ki askıda kalsın bu soruda diğerleri gibi. Her şeye çatır çatır cevabı olan ve hazırcevap halleriyle bilinen ben, ruh söz konusuysa başka alemlere dalıyorum, siniyorum olduğum yerde; küçülüyorum. Benden yüce o, benden büyük. Meraklı bakışlarla bakıyor yüzüme, sabırsızlandığı aşikar. Derin bir nefes alıyorum ve başlıyorum konuşmaya… 

- Zamanını bilmiyorum, kim bilebilir ki? Yarına sağ çıkacağımız meçhulken, neden geleceği düşüneyim? Planlarım var elbette, büyük hayallerim var. Yapılacak listem epey kalabalık ve gerçekleştirmeden de şuradan şuraya gitmem. Bilirsin, inatçıyımdır ben, tuttuğunu koparan cinsten. Dünya bana küçük gelir, gezmeliyim her bir köşesini. Görmeliyim mektup arkadaşlarımı, tutmalıyım ellerini ve ayrılırken de şu meşhur son sözümü söyleyebilmeliyim: Barış, sevgi ve anlayış… Ben bunun için yaşayacağım, bana bunlar gerek. 

- Demek öyle... Uzun vadeli planları seviyorsun. Seninle olacağım ta ki sen kendi benlik labirentine girene kadar. Orası bana yasak, tek başına girip öğrenmelisin aslında ne istediğini. Oraya girdiğinde ben gideceğim, ama sen Bahanur olarak orada olacaksın. Yalnız ve karanlıkta. Işığı gördüğün an, ben belireceğim yine. Tutacağım ellerinden, ama sen aynı Bahanur olmayacaksın… 

- Eskisinden de yalnız ve gururlu, bir kartal gibi mi olacağım yine? Güldürme beni, ben zaten hep yalnızdım attığım her adımda. Kendi dünyasına çekilmiş bir bireydim hep, bir oldum gerçekten de. Hayatıma giren çıkan herkes birer sis perdesinden ibaretti; yarı araladığım. Şimdi hayatın ta kendisini aralamak derdindeyim. Büyümek ve büyürken de öğrenmek. Beş duyumu kullanarak, hayatı sezinleyerek, yavaş yavaş… 

- O gün geldiğinde görürüz, sen sadece hazırlıklarını yap. Yola çıkacağız ve sen yolun kendisini seveceksin, varışları değil. Gidişler iz bırakır insanda, vardığın noktalar ise anı olarak gömülür kalır. Sen gidişleri sev Bahanur, kalanlardan olma.. 

Bir de baktım gitmiş ruhum, inzivaya çekilmiş en sevdiği kanepede. Beni bıraktı yine benimle, daha yalnız, en yalnız ve hep yalnız. Doğaya bakıyorum, yeşille mavinin dans ettiği bir çizgi var uzaklarda. O noktayı yakalamak önemli. Oraya varmak değil, orayı uzaktan seyredip anlamak… Birden anlıyorum, içimde bir sevinç dalgası büyüyor ve gülmeye başlıyorum. 

‘’Bahanur, iyi misin? Bayağı bir eğlendin arkadaşım sen!’’ Birden silkinip doğruluyorum oturduğum yerden. ‘’Let’s take a break’’ dedi hoca, gidip hava alalım bari. Yolda ağzımı açmıyorum, alıyorum çayımı kantinden. Buz gibi havada dışarı çıkıyoruz Cemre hanımın keyfi için. Gülümsemeye devam ediyorum, merak ediyor o da. ‘’Anladım’’ diyorum, ‘’Anladım ben…’’ 

 

 
Toplam blog
: 22
: 1600
Kayıt tarihi
: 16.03.11
 
 

Ekolojist, hümanist, pasifist, dünya vatandaşı, gazeteci adayı. 1991 yılının ilk yarısında gezege..