- Kategori
- Felsefe
Özgürlükten kaçış 2...

Varoluşunu ve gücünü kin ve intikam alma temelli soyut bir alana oturtan iktidar, usanç veren siyasal söylem, ürkütücü ve umut kırıcı ayrıştırıcı terör ortamında özgürlük ihtiyacı bir susuzluk gibi giderek yakıyor içimizi. Yakıcı susuzluğa dayanmanın kahredici gücünün, bir gün suya ulaşma olasılığının canlı tutulması, bu inancın ne olursa olsun yitirilmemesi gerekliliğine inanışın ve direnişin gücünde saklı olduğu bir gerçektir. Kültür birirkiminin güzelim taşkınlığının hiçbir zaman ışıldamadığı, kuru bir teknolojik gelişme sıçramalarıyla gelinen noktada karşımızda duran, yaygın bir krizin onulmaz savrulmalarıdır. Toplumun oldukça büyük bir kesiminde ve kişisel olarak bir kırgınlık, giderek yerleşik bir hal almaktadır. Kırgınlığın inatçı gölgesi altında insan, kendine sunulan bardağın yarısı ile mutlu olmaya inandırılmakta, bardak bazıları içinse, hiçbir zaman, hiç dolmamaktadır. Bu kesim için bardağı hiç olmazsa yarıya kadar doldurabilmenin sonuçsuz çabaları, beraberinde yakıcı bir susuzluğu büyütmektedir.
Yaşam bir kendini haklı çıkarma savaşımı vermek değildir. Ancak yanılgıları, yenilgileri gözardı etmeden ve onlardan gerekli deneyimleri çıkararak, gerçekliğin parlak aydınlığında doğruyu aramaya çalışmak savaşımıdır. Yaşam savaşımı, yalan söyleme, gerçeklerden kaçma ya da gerçeği olumsuzlama, geçmişi suçlama kaypaklığının hazin iç çekişleri ile sürdürülemez. Giderek itici hale gelen, dışlayıcı, buyurgan, yaşam alanlarına müdahele eden ve en önemlisi adalet duygumuzu kemiren gelişmelere sessiz kalarak hiç sürdürülemez. Öyle ise, kendi özlemlerimizle örtüşen bir yaşam yoksa dışarıda, sızlanacağımız yerde, özlemlediğimiz bir dünya kurabiliriz. Bu bir yanılsama, yabancılaşma, özgürlükten kaçış mıdır, yoksa özgürleşme mi?
Oysa gerçekte yaşandığı şekliyle hayatın kendi dayanışma şekilleri vardır. Bunlar kimi zaman kişisel karşı çıkışlar ve hatta kibirler ve yarattıkları kafa karışıklığı dışında, kendi varoluşlarını sürdürmeye devam ederler. Bu bir yeni sistem istemi ya da var olan sistemi sürdürmekte dayatma çabasıdır. Kimi zaman size ters, kabul edilemez, kalıpsal ve hatta bir dürüstlük noksanlığı ya da ahlaksal bir noksanlık olarak gelse de...O zaman dayanma gücünü sürdürebilmek için gerçeklik, öğretiler, evrensel değerler ve hayat arasındaki keskin karşıtlığı yumuşatmak, bir çare mi olmalıdır? Bu çatışma karşısında sığınılacak yer bir kaçışın dingin limanı, bir yalnızlaşma mı olmalı yoksa özgürleşmenin o ağır bedel ödeten kılıcını yeniden kuşanmak mı olmalıdır? Hayatın yoksullaştıran, olağandışı bir çelişkisinin yıkımından, yalnızca başları öteye çevirerek ya da sırt dönerek kurtulmak olası mı? Böylesi en garip, en yaralayıcı sorunlar içinde bile yaşamı olumlamak, hayatın acımasız gerçeklerinden korunmak, kişisel tükenmezliğin keyfini sürdürmek için ödenmesi gereken bedel, özgürlük mü olmalı ya da kabullenmenin aşağılamasına boyun büküp özgürlükten kaçış mı...
İnsana özgü kaygıların yansıması dışında, özünde herşeyi olduğundan başka gösteren, bize yaşamın gerçek bigisini sunduğunu iddia ettiği halde aslında sunmayan, mantıksal bir katılık ve soğuklukla nefes alıp veren yasalar, ayrıcalıklar, sınırlamalar ve sınıflamaların yakıcı eşitsizliğinde süregelen bir düzenin, insanca bir düzen olmadığı açık ve gerçektir. Birilerinin insanlığın mutluluk anahtarını kaldırıp bilinmedik bir yerlere atalı çok zaman olmuştur. Bu nedenle insanlar, yanılsamaya, yalnızlığa ve yapay bir renkli rüyanın sanal mutluluk görüntülerine fena halde batmış durumdadırlar. Olguların yüzeyine bakan gözleri, yalnızca renkli biçimler görmektedir, Yanlış algıları hiçbir zaman onları gerçeğe götürmemekte, aldıkları uyarımlarla, başkalarınca kurgulanmış bir oyunu kimi zaman değişen rejisörlerle yeniden oynamaya çalışmaktadırlar. Oysa; yalnızca kendi kendine, kendine yeterli bir dünya kurarak tek başına ya da kısıtlı bir çevrede yalan sahnesinin yapay renkli ışıkları altında sahnelenen yapay mutluluk oyunları, bir yanılsamanın, yabancılaşmanın, yalnızlaşmanın koyu karanlığını taşımaktadırlar. Oysa yaşam bir oyun değildir rejisi başkaları tarafından yazılan. Size sunulan değil, sizin aldığınız olmalıdır...
Fazlasıyla durağan, kural koyucu ve bağlayıcı niteliği etik, estetik, moral söylemlerle süslenip paketlenmiş bir takım dayatmalar bir gerçeklik yanılsaması olup, aşınmış ve duygusal güçlerini yitirmiş olarak hayatımızı şekillendirmektedir. Kolaycılığa sığınıp gerçeklerden ve kendinden kaçarak, herşeyi olduğunca kabullenip ya biraz dinginlik, sükun, maddiyat ve öneme sahip olunan bir hayat sürdürmek ya da dolayımsız, yerleşik dayatmaları göğüsleyerek gerçeği arayıp, insan yaşamında vazgeçilmez rol oynayan değerleri sahiplenip kendi "iç kalemize" sığınmak... Seçim sizedir.
Emeğin en yüce değer olduğu, daha insanca, yaşanası bir dünya özlemi giderek büyümekte ve bütün bu karmaşaya karşın yaşam devam etmektedir. İnsanlık kendisine daha çok yakışan bir yaşam kuramazsa eğer, kuşkusuz yaşam kendisine daha çok yakışan bir insanlığı mutlaka bulacaktır. Çünkü gerçek olan yaşamdır...
Akın Yazıcı
10 Mart 2016/İzmit