- Kategori
- Gezi - Tatil
Paris’ te harika bir kaç gün…

Heyecan içinde uçacağımız saati bekliyorduk. İstikametimiz Paris. Romantizmin, haşmetli yapıların, harika bir nehrin şehri maviye boyadığı, modanın kalbi, zarif insanların şehri Paris.
Apar topar hazırlıklarımızı yapmıştık.. Başka şehirler başka başka programlarım kafamızdan geçerken, iki kız arkadaş, son dakikada Paris' e niçin gitmiyoruz dedik.. İllaki yanımızda sevgilimiz mi olması gerek.. Yalnızsak bizim hakkımız yokmu güzellikleri tatmaya?
Koyulduk yola. Üç üç bucuk saatlik bir uçuş sonrası, soluğu Orly hava alanında aldık. Gezi rehberimiz Semih abi -inanılmaz kibar, gün görmüş, yıllarını bu tarz seyehatlerle geçirmiş, bir kimya öğretmeni- eşiliğinde şehir turumuza başladık. Seine Nehri üzerinde keyifli bir sefanın ardından Eiffel Kulesine gittik. O muazzam demir yığının, böylesine bir mühendislik harikası olduğunu gözle görmek inanılmaz bir duyguydu. 2. katı ve derken en tepe. Asansör yükseldikçe, şehir küçülüyoor, doruk noktasında ise “the City of Lights” olarak da ifade edilen Paris görkemli yapılarını, katedralerini, yeşiliiğini, tarihini koruyan, gelin gibi süslü halini bir binlerce karelere sığdırmak çabası gelişiyor insanın içinde...
Kulenin sarhoşluğu ile üçüncü durağımız Louvre Müzesine geçiyoruz. “Da Vinci Şifresi”ni okuyanlarımız bilir. Bir merak bir merak bizde, Monalisa nerededir? Kutsal kase arayışının ardındaki piramitin görüntüsü nasıldır?.. Tarihi eserlerin, işçiliklerin, ressamların kıymetli resimleri.. her adım attıkça heyecanımıza heyecan katıyordu.
Arada verdiğimiz molalarda şehrin en müstesna Champs-Elysées in cafelerinde oldukça pahalı yemekler yemek durumunda kaldık. Paris’in çok pahalı olduğunu tekrar söyemek isterim.. İki sebze çorbası ve iki portakal suyu bir iftar yemeği bedeliyle eşdeğer.. Gidecek olanlar ekonomik bağlamda donanımlı olmalı.. Bu da ek bilgidir..
Böyle maddiyatçı yaklaşımdan hemmen uzaklaşarak, Notr Dame Katedraline geçiyoruz.. Mistik havası, altın işlemelerii, hristiyanlığın kutsal mekanlaırndan biri.. Her taraf mumlarla, ibadet edenlerle ve kiliseye yardım amaçlı yardım sandıkları ile dolu.. Dış kısmı azizlerle işlenmiş mumlar var. Küçük bir itiraf; bir tane dua etmek için yaktıktan sonra başka bir mumu da kendime sakladım, hatıra olsun diye.. Lanetlendim mi kutsandım mı bilmem artık…
Vel hasıl, bir güne bunca aktiviteyi sığdırmakta artık zorluk çekmeye başlamıştık. 5 yıldızlı en güzel otellerinden birine yerleştik.. Enerjimiz tükenmiş görünüyordu ama Paris’in geceleyin ışıltılı halini yaşamak içinde farklı bir sabırsızlık duyuyorduk. 2 saatlik bir dinlenmeden sonra süsllenip püslenip muazzam ağlarla dolu metrosunu kullanmak üzere en yakın istasyonda yerimizi aldık. Elimizde 10 adet lila rengi bilet ve karmaşık gibi görünen oldukça sistemli hazırlanmış bir harita ile çıktık yola. 1. metrodan 8. hatta.. 8.hattan 5. durağa.. derken.. yolumuzu gayet iyi bulduk.. Çanta merkezinde iken uğramamak olmaz..(isim veremiyorum, reklama girmemeli yazım) İnanılmaz ama kuyruğa girdik. İnsanlar bir çanta alışverişi için kuyruktalar.. Bizde ki gaye de sadece gezip görmek ve arkadaşımın siparişleri vardı bir de onları almaktı.. Sıra bize geldğinde neredeyse kapanma saati geliyordu dükkanın. Görevimizi tamamladıktan sonra verdik kendimizi caddede dolaşmaya, nezih bir ortamın keyfini çıkartmaktı tam anlamıyla..
Tip olarak ta trakyalı olmanın yani avrupai görünümümüzün, bize yabancılık çekmelerine engel olsa gerek, girmeye uygun bulduğumuz Budha barda gayet eğlenceli vakit geçirmemiizi sağladı. Türkiye’yi gayet iyi biliyorlardı. Bodrum’a tatile gelenler, İstanbul’da iş için bulunanlar. Sevgi seli diyemesemde, sempati ile aralarına aldılar bizi. Saat iki sularında eğlence yerleri kapanma saati imiş Paris’te. El ayak çekilmeye başlayınca biz de otel yoluna koyulduk..
Ertesi gün çocuklar gibi şendik.. Çünkü Disneyland’ a gidicektik. Spor ayakkabılarımızı çektik ayaklarımıza.. Ve miki mouse, vak vak amca derken, cadılar bayramının da yaklaşması dolayıysla şenlik alanı bir mekanda bulduk kendimizi. Eğlence had safhadaydı. İleride bir gün sahip olabilirsem şayet, çocuklarımın bu atmosferi soluması için imkan sağlayacağım sözünü verdim kendi kendime.. Buradaki şenlik akşam saatlerine kadar sürdüü..
Ve son günümüze uyanmadan evvel Eifele karşı birer kadeh şarap içmeyi uygun bulduğumuz otelimizin 33. katındaki cafe ye geçtik. Burada yalnız olma duygusu biraz depreşmedi değil. Ama yakın iki arkadaş kısa süredeki bu güzel serüvenimizi düşünüp tebessümü eksik etmedik yüzümüzden.
Vee dönüş vakti geldi çatıı. Elelrimizde bavullarımız, küçük hediyelerimiz. Son bi kez baktık Champ-Elysées sokaklarına..
Aldığımız haz, gezdiğimiz gördüğümüz yerlerin kültürü ile , belki bir gün romantizmi de beraberinde getrierek yeniden tekrarlanır umuduyla gülümseyerek bu güzel şehri geride bırakarak evimize geri döndük.