- Kategori
- Siyaset
Parola: Ergenekon, işaret:Libya

Ergenekon; Yerleri yurtları yok edilmiş ve düşmanları tarafından kılıçtan geçirilmiş Türklerden geriye kalan 10 yaşında ki bir Türk çocuğunun dişi kurt Asena ile birleşerek neslini devam ettirmesi ve Ergenekon denen yerde yurt tutup Göktürk Devleti’nin temellerini atmasını rivayet eden bir efsanedir. (Büyük Larousse-Milliyet)
Hülasa; Ergenekon; Türkler için bir geçiş sürecidir, tarihte.
Fakat 12 Haziran 2007 Senesi’nde Ümraniye’de yakalanan el bombaları ile birlikte Türklerin iftihar ettiği bir sürecin maalesef hükümet devirme iddialarıyla açılan bir davanın adı olduğunu görüyoruz.
Oysa öyle mi? “Hala Anlamadınız mı?” Başlıklı bloğumda da belirtmiştim. Bu dava hükümete kurulmuş bir tuzakta olabilir. Uluslar arası Camia’da zor durumda bırakmakta bu tuzaklardan bir tanesi neden olmasın?
Ki bu tuzağın uluslar arası camiada hususiyetle İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde Türkiye ile alakalı “Eksen Kayması” şüphesinin arttığı bir dönemde kurulması daha da manidar geliyor bana.
Daha da somutlaştırayım isterseniz.
Füze Kalkanı Projesi’nde ki Türkiye’nin tavrı neticesi İran’ın tehdit olarak görülmemesi ve Türk Hükümeti’nin Füze Kalkanı Projesi’nde şartları arasında sunduğu “Füze Kalkanının herhangi bir ülkeye (burada kastedilen İran’dır) karşı kullanılma ihtimali doğduğunda Türkiye’nin tasdiki olmadan faaliyete geçirilemez” maddesiyle başlayabiliriz mesela.
Hatta bu maddeyi İsrail’in Debka Sitesi’de gündemine almış ve Füze Kalkanı’nda çıkan bu karardan hoşnutsuzluğunu açık açık belirtmişti.
Bu bakımdan hükümetin İsrail ve Batı Dünyası’nın ne derece tepkisini çektiğini de gözden kaçırmamak gerekir.
Ayrıca Türkiye’nin Brezilya ve İran ile mukavele ettiği Nükleer Takas Anlaşması ve buna sadık kalarak Birleşmiş Milletlerin 8 Haziran 2010 tarihinde ki oturumunda İran ile alakalı ambargoyu içeren kararına ret oyu vermesi de bu kesim tarafından not edilmiş midir acaba?
Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın çeşitli defa İran ile alakalı mevzularda İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tepkisini çeken çıkışlarını ve nihai olarak Libya’ya müdahale konusunda “NATO’nun Libya’da ne işi var? Sorgulamasını yapması da bu bakımdan “gitmesi” gerektiğini gösteriyor, herhalde.
Aynı günlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Londra’da Avrupa Reform Merkezi’nde ki gazetecilere yönelik beyanatında NATO’nun Libya’ya müdahalesine şartlı destek verdiğini açıklıyor. (Tarih:1 Mart 2011 Salı-Radikal Gazetesi’nin 2 Mart 2011 Tarihli Yayınından)
Kılıçdaroğlu Kuzey Afrika Ülkeleri’nde ki (Libya) yaşananlarla alakalı şu ifadeleri kullanıyor:
“Halk demokrasi ve özgürlük istiyor. Halk bunu istiyorsa gelişimini tamamlamış ülkelerin katkı vermesi gerekiyor. Hiçbir ülkeye dışarıdan müdahaleyi doğru bulmayız. Ancak Uluslar arası Camia’nın duyarlılıklarıyla o ülkelerde ki halkın talepleri örtüşürse gelişmeler olabilir.”
Bir gazetecinin” Libya’ya olası müdahaleye destek verir misiniz?” sualine “Koşullu olarak yanıtını veriyor.
Koşul olarak da şu ilginç çıkışı yapıyor.
“İnsanların öldürülmesine 21. yüzyılda kimse duyarsız kalamaz.”
Bu cevap üstüne başka bir gazeteci tatmin olmamış olacak ki soruyu daha açık bir şekilde yöneltiyor:
“NATO’nun Libya’da ne işi var der misiniz?” (Başbakan’ın sualine istinaden olsa gerek)
Ve bakla ağızdan çıkıyor: Hayır.
Yani dolaylı yönden evet manasına gelen bir hayır. E kendisi de söylememiş miydi: “Hayırda hayır vardır.” Diye!
Bu açıklamalardan iki gün sonra gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık gözaltına alınıyor. (3Mart 2011, Perşembe) Protestolar, Yürüyüşler, Nümayişler…
Bu arada İran Cumhurbaşakanı Yardımcısı Ali Ağa Muhammedi “ŞAMGEN” kapsamında Türkiye, İran, Suriye ve Irak arasında ortak vize anlaşmasını mukavele ettiğini açıklıyor. (7 Mart 2011, Pazartesi)
Ertesi gün de Avrupa Birliği adına Avrupa Parlamentosu göz altıları kastederek “Türkiye’de ki basın özgürlüğünün gidişatından ve gittikçe artan oto sansürden kaygılıyız” mesajı veriyor.
Gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmalarını da son anda raporuna ekliyor.
Sahi merak ettim: Ergenekon’un arkasında kim var? Acaba. Hükümet mi? Yoksa Türkiye’nin “kayan” eksenine “Hüküm edemeyenler” mi?