- Kategori
- Eğitim
Paslı bıçak dershaneler…

Dershaneler, eğitim sistemimizin kalbine paslı bir bıçak gibi girmiş durumda. Can acıtıyor, sancı yapıyor, bir türlü çekip çıkaramıyoruz çünkü kan kaybından hastanın ne olacağı hakkında emin değiliz.
Dershaneler, eğitim sistemini bir yandan desteklerken, diğer yandan kanını emen bir sistem. Beş milyar lira büyüklüğünde bir sektörden söz ediyoruz. Basiretsizliğimiz, öngörüsüzlüğümüz, plansızlığımız, günübirlik politikalarla yönetiliyor olmamız, bizi bu gün işte bu noktaya getirip bırakmıştır. Oysa o rakam milli eğitim sisteminin içine kanalize edilse, bu gün ne yaşanılan bu kısır döngü, ne de adaletin en çok gerektiği çocuklarımızın geleceğinin temininde bu adaletsizlikler olmazdı.
Sayın Milli Eğitim bakanımız mecliste Umut’un intiharı ile ilgili bir soruya verdiği cevapta, insan olarak yaşanan intihar olayı için üzüldüğünü belirtirken, dershanelerin eğitim ve öğretimin bir parçası olduğunu vurguladı. Anayasanın herkese fırsat eşitliği sağlanması emri kimsenin umurunda değil. Milli eğitimi dershanelere devretmeye doğru gidiş kimseyi tedirgin etmiyor. Gelişmiş ülkelerin herhangi birinde Umut’un intiharı gibi bir durum söz konusu olsa o milli eğitim bakanı ne yapardı acaba?
Dershanelerle öğrenciler ilkokul dördüncü sınıfta tanışıyorlar. Nihai amaç istediği bir üniversiteyi kazanabilmek. Peki, başarı ne kadar ve harcanan emeğe, paraya, zamana değer mi?
Ortalama her yıl iki milyon gencimiz üniversite sınavına giriyor. Bunların kabaca dörtyüz bini yani beşte biri üniversiteye başlayabiliyor. Tabii ki gönlünün istediği bir branşı kazanabilenlerin sayısı birkaç bini geçmiyor. Bunun anlamı da yaklaşık her yıl üniversitelerimizden 300 -400 bin arası mezun oluyor. Yapılan istatistiklere göre, mezun olan gençlerden piyasadan iş bekleyenlerin ancak %10u iş bulabiliyor.
Bunun anlamı her yıl ortalama 300.000 gencimiz, üniversite mezunu işsizler kervanına katılıyor. İşi yok, sanatı yok, gelecekten umudu yok.
Bizde kalkmışız böyle bir tablonun oluşması için devletin yapması gereken eğitim ve öğretim faaliyetlerinin büyük bir bölümünü dershanelere devrederek, birilerinin rant değirmenine su taşıyoruz.
Bu gün itibari ile ülkemizde 200.000 öğretmen açığı var. Ne gariptir ki atama bekleyen ama bir türlü atanamayan 200.000 de öğretmen var. Bu trajikomik tablonun arkasında dershaneler faktörünün yattığı söylentiler arasında büyük yer tutuyor.
Amaç, yılda üniversiteye alınacak 400.000 öğrencinin seçimi ise bunun için bu dershanelere hiç de ihtiyaç olmadığı ortadadır. Birilerinin eğitim kalitesi gibi lafları gevelediklerini duyar gibiyim. Yine yaplıan araştırmalar dershanelerin eğitim ve öğretime kalite adına hiç de sanıldığı kadar katkısı olmadığını gösteriyor.
Devlet riski göze alıp bu paslı hançeri ciğerimizden çıkarmalıdır. Çocuklarımızın, gelişmiş dünya ülkelerinde yapıldığı gibi erken seçme, yönlendirme, istidat belirleme gibi yöntemlerle eğitim yönleri belirlenip o yönlere yönlendirilmeli ve gençlerimiz hayatlarının baharında bu sınav kâbusları ile karşı karşıya bırakılmamalıdır.
07/04/2010