​ Pattesli ve peynirli / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Pattesli ve peynirli

Oktay Abi fabrikamızda çalışan en yaşlı personel. Hem bu yüzden hem de çok cana yakın bir insan olduğu için şakalara maruz kalıyor. Fabrikayı Abdulhamit açarken Oktay Abi'nin de elini sıkmış falan. Gibisinden fazla yaratıcılık istemeyen ama gündelik yaşamımızı daha yaşanılabilir diyecektim ama vazgeçtim, çekilebiliri kılan şakalar.

Oktay Abi bir nevi Halit Kıvanç mertebesinde bizim için. Güzel giyiniyor, güzel konuşuyor, her daim gülüyor... Gördüğüm kadarıyla işini de gayet güzel yapıyor. Hiç öyle "benden geçti artık, topumu çeviririm maaşımı alırım" havalarında değil. Bazen ona baktığım zaman panik oluyorum. Ben de bu yaşa geldiğimde burada mı olacağım, benim için de "İsmet Paşa fabrikayı ziyarete geldiğinde Kerem Abi onun elini sıkmış" diyecekler mi otuz sene sonra bilemiyorum. Aslında diyememeliler. Çünkü (madde madde yazalım mı öğretmenim? yaz çocuğum!)

1) Onun kadar sıcak kanlı değilim
2) O kadar süre beni değil burada hiç bir yerde tutmazlar

Sabahları aynı serviste geliyoruz ve bazen onun horlaması yüzünden uyuyamıyorum. Dediğine göre bu yaşta hala bu kadar çalışabilmesinin sebebi uykuya verdiği önemmiş. "Gerçi bu aralar biraz abarttım, eve dönünde yemek yeyip yatıyorum ve sabaha kadar uyuyorum. Artık hayatım iş yemek ve uykudan ibaret sadece" dediğine biraz abarttığını ben de biliyorum ama işte, sabah servisteki ağır uykusuna ve horlamasına böyle bir kılıf buluyor.

Bu sabah ilk defa sessiz uyudu da ben de biraz uykuya dalabildim. Ta ki evet Oktay Abi her çukurda ve virajda kafasını pencereye bamm baaamm diye vuruna dek. Bu sefer uykuyu gerçekten de abartmıştı. Horlamıyor ve kafasına aldığı darbelere rağmen devam edebiliyordu.

Her ne kadar beni sabah servis uykularından mahrum bıraksa da seviyorum Oktay Abi'yi. Ama onu her gördüğümde içimi sıkıştıran, boğulacak gibi hissetmeme sebep olan bir şeyler de var. Bu yaşta olmak ve hala fabrikaya geliyor olmak. Paraya mı ihtiyacı var yoksa işini çok mu seviyor? Bence ikisi de. işini ne kadar severse sevsin, bu yaştaki ve bu kadar hayat dolu birisinin başka keyiflere daha fazla zaman ayırabilmesini isteyeceğini düşünüyorum. Geçen yaz izinden geldiği ilk pazartesi saat 10 gibi şöyle demişti ; ben bu saate gözlememi yiyor oluyordum geçen hafta...

Bamm baaamm kafasını vurmaya devam ediyor. Arkadan uzanıp kafasını düzelttim. Ne kadar ağır uyuduğunu ve servis durana dek kalkmayacağını bildiğim için bir şey söylemedim. Aklım şu gözleme lafına takılmıştı. İlk defa çünkü, onun o tüm iş yerindeki mutlu görüntüsünün altında esasında başka bir yerde olma ve başka bir şey yapma arzusunu görmüştüm. Ve onun gibi olma, ona benzeme korkum beni daha da bir fena şekilde ele geçirmişti.

O korku kalbimi ısıtırken nasıl oldu da uyuyabildim bilmiyorum. Uyandığımda servis durmuş ve içeride bir telaş vardı. Oktay Abi! Oktay Abi diye bağırıp sertçe dürtüyorlardı onu. "Lan noluyor" diyerek yerimden doğruldum. Herkesin gözlerine yapışmış endişeli bakışlar benimkine de bulaştı. Kalbim fır fır etmeye başladı. Oktay ABi!

Fabrikanın doktoru koşarak geldi. Göz kapaklarını açıp gözlerine baktı, sonra nabzını dinledi ve "ölmüş" dedi.

Etrafımdaki kalabalıktan sıyrılıp servisten indim. Fabrika girişine doğru yürüdüm. Kapının önünde bir süre bekledim. Sonra fabrikaya girmedim, bir taksiye atlayıp Gebze'ye gittim. Patatesli ve peynirli gözleme yedim.

K.
 
Toplam blog
: 295
: 733
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..