- Kategori
- Öykü
Peyote'de ilkbahar - Bölüm 5

Kimse istemiyor ama herkes yapıyor
BÖLÜM 5 - Kimse istemiyor ama herkes yapıyor
-Alo, Pastel. Ben Dirim.
-Ah Dirim! Ben de seni arayacaktım. Nerelerdeydin bunca zamandır?
-Bu sıralar işler çok yoğundu. Gereğinden fazla çalışmak durumunda kaldım. Geleyim mi sana bu akşam?
-Gel tabii! Sana müthiş haberlerim var.
-Hım. Konuşacak çok şey var, desene. İkibira'yı da getiriyorum ona göre, tamam mı?Kedilerini küçük odaya kilitle.
-Yaaa… Getirmesen olmaz mı şimdi onu? Oğlum'la Kızım huzursuz oluyorlar bir yere kapatılınca. Küsüyorlar bana ve evimi pisletiyorlar sonra.
-Ama söz verdim İkibira'ya!
-Off! Peki, peki. Haydi çabuk gelin o zaman.
Dirim, telsiz kulaklığının üzerinden telefonu kapattı ve İkibira'nın ayağına takmak için halkasını aramaya başladı. Her zamanki gibi onu son koyduğu yerde buldu.
-Uzat bakalım şu ayağını İkibira. Hah tamam. Atla omzuma, haydi gidiyoruz. Kuşun ayağına , halkasını geçirip klipsini kapattı ve ince zincirin diğer ucunu da bir anahtarlık gibi beline taktı.
-Gezelim mi! Gezelim mi! Giaaak!
-Tanrım! Çok komik bir kuşsun sen ya! Dirim neşe dolu bir kahkaha attı.
Dirim, arabaya binmeden önce ön sağ lastiğe bir göz attı. Geçen gün cam kırıkları tarafından kötü bir şekilde yaralanmıştı. Neyse ki iyileşmek üzere olduğunu gördü ve içi rahat ederek arabaya bindi. Koltuğa oturduğunda belinden zinciri çıkardı ve İkibira'yı yan koltukta serbest bıraktı. O, omzunun tepesindeyken, araba kullanması epey zor oluyordu.
Saat akşamın dokuzu olmasına rağmen Semsiti'nin trafiği hala bütün keşmekeşliğiyle devam ediyordu. Nihayet gece yarısı azalma olurdu trafikte ve böylece sabah gün ışıyana kadar boş caddelerde araba kullanmanın zevki çıkarılabilirdi. Ne kötüydü ki çalışanlar hayatlarının önemli bir bölümünü işlerinden evlerine veya evlerinden işlerine giderken taşıtların içinde hapis olarak geçiriyorlardı. Basit bir hesapla, ortalama günde iki saatini işe gelmeye ve iki saatini de evine dönmeye harcayan biri, aslında hayatının altıda birini hapiste geçirmiş gibi oluyordu. Kim bilir, hapis bile daha keyifli olabilirdi bu 20 santim yol kapma savaşından. 42 yıl bu şartlarda çalışan biri, hiçbir suç işlemeden 7 yıl hapis yatmış gibi sayılabilirdi. Dirim bütün bu hesaplara kafasını yormamak için işine çok yakın bir yerde oturuyordu.
Pastel'in evine 10 dakikalık yolları kalmıştı. Fest Metro İstasyonunun civarında 9:45 metrosunu kaçırmak istemeyen insanlar çiçekçilerin kendilerine çok ucuza satmak için uzattıkları rengarenk çiçek demetlerine aldırmadan koşuşturup duruyordu. Küçük oğluna en ucuzundan üç tekerlekli araba almış bir baba, bir elinde plastikten yapılmış araba olmasına rağmen diğer eliyle ufaklığın minik elinden tutmuş çekiştirerek birazdan tıklım tıklım dolacak hızlı trene yetişmeye çalışıyordu. Çocuğun annesi ise arkalarından koşturup kalabalığın arasından onları takip ediyordu. Mutlu görünüyorlardı. Ya da Dirim öyle hissetti. Yine de yerlerinde olmak istemezdi. O sırada gözleri yüksek bir binanın üzerine konmuş ışıklı panodaki yazıya takıldı:
“Sana iyi davranmasını istiyorsan sen de Semsiti’yi sev.”
Bu acıklı melodinin sözleri nasıl da bu kadar mutluluk dolu olabiliyor, diye sordu kendi kendine. Ardından, iyi ki arabamız var İkibira, dedi kısık bir sesle.
-Gezelim mi… İkibira... Gezelim mi...
-Aptal kuş! Geziyoruz zaten. Sana biraz daha gramer dersi vermeliyim anlaşılan, diye tersledi onu. Aslında niyeti kuşu terslemek değildi. İnsanları bu şekilde görmek onu üzüyordu, hepsi bu.
Kimliğini kapıya okuttuğunda kapı onu tanıdı ve nazikçe "hoş geldin Dirim" diyerek açıldı. Pastel, istediği zaman gelebilmesi için Dirim'in kimliğini kapısına tanıtmıştı. Dirim yine de geldiğini haber vermek için zile bastı. Kısa bir süre bekledi ve içeri girdi.
-Diriiim! Geldin demek, diye sevinç çığlığı attı Pastel ve koşarak Dirim'in boynuna sarıldı. İkibira büyük bir gürültüyle Dirim'in omzundan havalandı ve bir kaç kez kanat çırptıktan sonra tekrar Dirim'in omzuna kondu.
-Evet. Çıldırmış trafiğe rağmen gelebildim. Ama seni görmek için değerdi, dedi Dirim bütün kibarlığı ve içtenliğiyle.
-Gel bak sana neler anlatacağım, diye sabırsızlıkla kolundan çekiştirerek koltuğa oturttu Dirim' i Pastel.
-Hey! Dur bakalım, bir soluk alayım önce. Hem sen önce şu kedilerini odalarına götür. Pastel her zamanki gibi kedileri kilitleme işini son anda yapılmak üzere ertelemişti.
Kedilerin ikisini de kucağına alarak kapatılacakları odaya doğru götürdü. Ona çok kızmasınlar diye ikisinin de kulaklarına öpücükler konduruyordu:
-İstemiyorlar sizi annem. Yazık benim çocuklarıma. Haydi atlayın bakalım aşağıya. Uslu durursanız size harika bir mama hazırlayacağım ona göre…
Geri gelirken mutfağa uğradı Pastel ve elinde, votkası bol iki bardak mavi lagunla döndü.
-Obezya'ya, Yengeç Dönencesi'ne gidiyorum Dirim'ciğim.
-Ne?! Nereye? Obezya'ya mı? Ne zaman? Dirim çok şaşırmıştı.
-Tam 9 günüm kaldı gitmek için.
-Ne yani, 9 gün sonra sen yok musun artık buralarda?
-Evet. Ne yazık ki aynen dediğin gibi sevgili dostum.
-Aman Tanrım! Bu bir şaka mı Pastel? Pastel bir şey söylemeden küçük bir tebessümle Dirim'in yüzüne baktı.
-Yoo, şaka değil anlaşılan, dedi Dirim. Peki ne zaman karar verdin buna? Bana niye söylemedin? Bu gece seni aramasam vedalaşmadan çekip gidecek miydin? Sağanak soru yağmuruna tutuyordu Pastel' i.
-Tabii ki gitmezdim seninle vedalaşmadan. Çok ani oldu her şey. Reçel'i hatırlarsın belki, bizim dernekten. Neyse, bu kız geçen sene amcasının yanına tatile gitmişti Obezya'ya. Bir çocuğa aşık oldu orada ve dönmedi. Bu arada bir senedir bilgisayardan yazışıp durduk, bazen de konuşuyorduk saatlerimizi birbirine uydurursak. En son mesajımda buradan çok şikayet ettim. Semsiti'nin artık yaşanmaz bir yer olduğunu söyledim ve sayfalar dolusu içimi döktüm ona. Bana "niçin gelmiyorsun yanıma?" diye cevap yazdı. Upuzun bir cevaptı onunki de. Öyle güzel anlatmıştı ki her şeyi, bir kaç gece uyku uyuyamadım ve hep Reçel'in yazdıklarını düşündüm. Sonunda kararımı verdim ve gidiyorum işte Dirim'ciğim. Daha dün biletlerimi aldım ve seni aramak üzereydim ki sen benden önce davrandın. İşte benim çılgın hikayem bu.
-Yaa!…Dilini yutmuştu sanki Dirim. Söyleyecek bir şey bulamıyordu şaşkınlığından.
-En çok neyi özleyeceğim biliyor musun Dirim?
-Neyi?
-Bir: Dernekteki çılgın eğlencelerimizi. İki: Oğlum'la Kızım'ı. Üç: Seninle uzun uzun sohbetlerimizi. Hani sabahlara kadar konuşuruz ya seninle. Ben sana hep bir şeyler anlatırım sen de her anlattığımla ilgili bir fikir yürütürsün. Sonra senin uykun gelir ve ben konuşurken uyuyuverirsin. Ben üzerini örter odama giderim. En komiği de sabah olunca "ne konuştuk biz dün gece?" diye düşündüğümüzde aklımıza hiç bir şey gelmez. Pastel’in boşluğa takılıp dalan gözleri yüzündeki mutlu-hüzünlü gülümsemeye çok yakışmıştı.
-Sanırım bu gece ki farklı Pastel. Bu sohbeti hiç unutmayacağız galiba. Ne dersin?
İki arkadaş birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Dirim, Pastel'in en sevdiği erkek arkadaşıydı. Pastel de Dirim'in en sevdiği kız arkadaşı. Ama aralarındaki bu dostluk kardeşlikten öteye gitmeyen bir sevgiydi sadece. Birbirlerine her şeyi anlatırlar, her şeyi paylaşırlardı gizlisi saklısı olmadan. En güzel zamanlarında da, en zor günlerinde de hep üzüntü ve mutlulukları beraber yaşamışlardı.
O gece yine sabahlara kadar konuştular. Onlar için saatin önemi yoktu. Uykuları geldiği zaman yatma vakti gelmiş demekti, acıktıkları zaman da yemek vaktiydi. İnsanların birçok şeyi hissettiklerine göre değil de saate göre yapmaları onlara hep saçma gelmişti.
Dirim İkibira’yı da alıp Pastel'in evinden ayrılırken günün doğmak üzere olduğunun farkındaydı ve kendisine, eve döndükten sonra bir kaç dakika kestirip uyanınca acele bir duş alacak kadar zaman bırakmıştı. Ertesi gün işe uykulu gözlerle gitmemek için bir an önce eve dönmeliydi.
Gün içerisinde yüz binlerce kişinin geçtiği Semsiti’nin merkezi Fest’de, rüzgarın havalandırdığı bir kaç naylon torba ve kağıt parçasıyla beraber güçlü şehir ışıklarının üzerinde uçan martıların göz alıcı parlak beyaz renklerinden başka bir şey göze çarpmıyordu. Elbette ki araba kullanmakta olan Dirim’in görmesinin çok güç olduğu bir kaç mite ve böcek türünü saymazsak.
Boş caddeleri bir yarış pisti gibi kullanan Dirim, polis tarafından durdurulduğunda, izin verilen hız limitinin bir ya da en fazla iki hayli üzerinde gittiğini tespit eden bir diğer polis arabasını dokuz yüz metre önce geçtiğinin farkında değildi. Neyse ki mavi lagundan iki yudum alıp bırakmıştı da sadece aşırı hızdan dolayı okkalı bir ceza ödemek zorunda kaldı. Cezayı öderken, ihalede şirketi için kişisel şansının bir bölümünü kullanmış olduğunu hatırladı. Elbette şanssız günler onu bekliyordu, yeniden şans kazanana dek hayattan.